Değerli hocam Ünal Aytür (*) çaya davet edince, koşarak gittim. Ne hoş bir sonbahar inmişti bahçesine, kuruyan yapraklar ilmek ilmek düşüp, sapsarı bir halı dokumuştu yerde.
“Çevirinin beyefendisi”nin konuğu olup, dünya edebiyatının sayfalarında dolaşmaktan daha güzel ne olabilirdi? Demli çayımızı yudumlarken sohbetimiz, hocamın dostu, değerli yazar-çevirmen-şair ve hocaların hocası Cevat Çapan’ın denemelerinin yer aldığı “Edebiyat Ne İşe Yarar” kitabına evrildi.
Ünal Aytür’ün çok sesli klasik müzikten başkasına prim vermediğini, uzun yıllar bir kuartette keman çaldığını, halen de kemanını elinden bırakmadığını bilenlerdenim. Nereden söz açıldı şimdi unuttum ama biraz çekinerek, kendisine bir ara alaturkaya merak sardığımdan, ud çalıştığımdan, makamları usulleri araştırdığımdan söz ettim. İnanılmaz bir rastlantıydı belki ama Ünal Bey, o anda Cevat Çapan’ın kitabındaki Shakespeare bölümünü açıp okumamı istemesin mi?
Meğer Cevat Hoca fakültede edebiyat dersleri verirken, Shakespeare’in oyunlarındaki bazı sonelerin Türk sanat müziğindeki güftelerle benzeştiğini düşünür, aklında yer eden kimi sözlerle Shakespeare’inkileri alt alta getirirmiş, hatta değişik bir tez konusu olarak öğrencilerine bu rastlantıyı işlemelerini bile önermiş… İşte Çapan’ın kitabındaki Shakespeare soneleriyle bizdeki o şarkıların benzer güftelerini okumaya başlayınca, dünyanın her dilinden sözlerin, şiirlerin damla damla aktığı okyanusun berrak sularına girmiş oldum.
Şimdi Shakespeare’dan alıntılarla bizden benzer güftelerin bir kaçını sizinle paylaşmamı ister misiniz?
2. Richard’dan;
I wasted time, and now doth time waste me (Ben zamanı harcadım, şimdi
de zaman beni harcıyor)
Şemsettin Ziya Bey'in Hicaz şarkısından:
Ne bahtımdır, ne yar-ı biamandır.
Beni giryan eden hükm-ü zamandır.
Antonius ile Kleopatra'dan;
Let Rome in Tiber melt, and the wide arch
of the ranged empire fall!
(Varsın Roma Tiber' de erisin, çöksün kubbesi (Mahir
Uçsuz bucaksız imparatorluğun!)
Lemi Atlı'nın Nişa-burek şarkısından;
Varsın gönül aşkınla harab olsun efendim!
Let' s have one other gaudy night.
(Gel bir gece daha gülüp eğlenelim.)
Selanikli Ahmet Beyin mahur şarkısından;
Gel eğlenelim bu şeb beraber
Aynı oyundan:
The bright day. is done and we are
For the dark.
(Parlak gün sona erdi, karanlıklara
Dalıyoruz artık.)
Rahmi Bey'in hicaz şarkısından:
Akşam erdi, yine sular karardı
Düşünüyorum da, edebiyatın bizi nasıl beslediğinin, erişilmez evrenlere sürüklediğinin, rengarenk düşler kurdurduğunun farkında olarak, okuma zevkinden uzak duranlar için üzülüyorum. Pablo Neruda’nın, “o güzelim kitapları okumamış insanlar kader kurbanıdır” deyişi aklıma geliyor.
(*) https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/aysegul-yuksel/cevirinin-beyefendisi-unal-aytur-1894306
(**) https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/118332


Yorumlar
Yorum Gönder