Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Dibacenin dibacesi

ABD Başkanı Donald Trump ’ın “ şak ” diye organize ettiği, Türkiye’nin de “ şip-şak ” üye olduğu “ Barış Kurulu Şartı ”nda üye ülkelerin “Birer milyar dolar” bağış yapması maddesi üzerinde çalışıyordum.  Anlaşma metninin son şeklini incelerken, dibacede ( TDK’ya göre giriş demek ) yer alan şu sözler dikkatimi çekti: “ Kalıcı Barışın kurumlardan ayrılma cesareti gerektirdiği… ” Tamam da, kalıcı barışı sağlama çabasındakiler eğer o kurumların ortaya koyduğu koşulları bizzat kendileri yerine getirmiyorsa kalıcı barış sağlanabilir mi? Ayrılma cesareti gerektiren kurumlar ne peki?  Saymakla bitmez ama, AHİM mi (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi), CPT mi (Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi) BM’nin ana organlarından hangisi? ( Genel Kurul, Güvenlik Konseyi, Ekonomik ve Sosyal Konsey, Uluslararası Adalet Divanı, Sekreterya ve Vesayet Konseyi mi?) Uluslararası Yolsuzlukla Mücadele Kurumları mı? Yani biz, Trump’ın aklına uyarak, bu uluslararası kurumların hangisinden çıkmakla cesaretimizi ...
En son yayınlar

Masumiyet Müzesi’nin Füsun’u “hiç kimse”ye nasıl dönüştü?

Masumiyet Müzesi ’ni ondokuz yıl önce okumuş, eleştirmiştim. (*) O zamanki yaklaşımımla romanı gerçekçi bulmadığım gibi, kurgu niteliğindeki melodramatik aşk öyküsünden bir de “gerçek olsaydı şunlar yaşanabilir ve sergilenebilirdi” tarzında bir müze yaratılması fikrini de benimsememiştim. Şimdilerde yayınlanan dizi filmi ve ardından Orhan Pamuk ’un Murat Sabuncu ile yaptığı kapsamlı röportajı izledim. (**) Romanın filme dönüştürülmesi sürecinin kahramanları,  senaryo yazarı Ertan Kurtulan   ve yönetmen Zeynep Günay ’ı alkışlıyorum, altıyüz sayfayı bulan romanın pek çok okuru “ pes ettirdiği! ” dikkate alınırsa dokuz bölümlük diziyi sonuna kadar izlettirebilmek büyük başarı. Özellikle Kemal Rolündeki Selahattin Paşalı ’nın “ kara sevdaya uğramış umarsız aşık” rolünü hepimize benimsetmesinin altını çizmek gerekir. Ancak geçenlerde değerli edebiyat profesörü ve yazar Semiramis Yağcıoğlu’nun romanla ilgili yorumlarını, üzerine de “ Roman Kahramanı ve Öznellik ” (***) ki...

Benim güzel illustratörüm Esra

    Yaşamdaki rastlantılar kimi zaman çok hoş, “iyi ki O’nu tanıdım ” dedirtiyor.  İşte bana bunu söyletenlerden biri güzel illustratörüm Esra Özek . O’nunla yeni çıkan kitabım Babaannemin Güllü Masalları ’nın (*) basımı sırasında tanıştık. Her yönüyle çok yetenekli, çok şeker bir genç sanatçıdan söz ediyorum.  Renk ve giyim tercihleri farklıydı, koyu renkleri, siyahı seçiyordu, ayakkabılarında, başındaki avangarde kepte, elbiselerinde steampunk ya da gotik diye adlandırabilecek bir tarzı vardı. Gelgelelim karşılıklı konuşmalarımız sırasında karşımda ya da telefonda sanki bir su perisi hafifçe fısıldıyordu, hatta havada bir esinti vardı da, o sözcükler daha bana ulaşmadan uçup kayboluveriyordu. Benim örgüye, el işlerine sevgimi hemen keşfetmişti, hatta giyside, evimde, neredeyse her yerde kullanmayı sevdiğim fıstıki yeşile düşkünlüğümü de…  Esra’nın masallarda yarattığı karakterlerin hepsi o kadar hoşuma gitti ki, alıp birer birer kucakladım onları, o babaann...

Zübük (Kağnı Gölgesindeki İt)

- Aziz Nesin ’in “ Zübük ”  (*) romanını okumuş muydunuz? İ lk baskısı 1961 yılında yapılan bu eşsiz eser, günümüze değin tekrar tekrar basılmış, ikiyüz binin üzerinde okura ulaşmış.  -Yav, 90 milyonluk nüfusta 200 bin nedir ki? Diye soruyorsanız, bir zamanlar çok okuyan bir halktık, ne yazık ki şimdi bu noktalara geldik. E tabii, okul yıllarında hocalarımız okumamızı çok teşvik ederdi, okul kitaplıkları öğrenciyle dolup taşardı, okumak yeter mi? Hocalar yorum yapmamızı ister, hatta yılbaşı armağanı olarak  birbirimize sadece kitap vermemizi zorunlu kılardı, ben sıra arkadaşıma Zübük’ü armağan etmiştim.    Kadıköy    Rıhtımına yapılacak cami                                             Neyse işte, Zübük şimdilerde yeniden aklıma düştü, kitaplıktan çekip çıkarıp bir kez daha okumak istedim.  -Neden? diye sorarsanız, son günlerde yu...

Titanik’te miyiz?

Geçenlerde maliye eski bakanımız Sümer Oral ile buluşmuştuk. Değerli meslektaşım ve okuldaşım Salih Yendi bizi konuk etmişti. O gün çay ve kahve eşliğinde öyle hoş bir sohbet yürüttük ki, belleğimin unutulmazlarına yazdım. Her zaman nezaketi ve centilmenliği ile bildiğimiz Sümer Bey, yeni yılımı kutlarken bana bir de armağan uzatmıştı: -Çalışma masanızda durması için size bir kağıt ağırlığı getirdim… Mavi suyla dolu bir kum saatiydi armağanım, o günden bu yana masamda duruyor, kitap okurken, yazı yazarken ikide birde onu çevirip, okyanusta kıyıya vuran dalgalar misali, mavi suların salınımını izlemek hoşuma gidiyor. Saatin bir gözünde bembeyaz bir buzdağı, diğer gözünde ise Titanik’i andıran minik bir gemi bulunuyor. Salınım sona erdiğinde buzdağına çarpan Titanik dibi boyluyor. Bu bana Sümer Beyin kaleme aldığı otobiyografik kitabını (Bir Devrin İzleri (*) ve orada dile getirdiği herbiri altın değerindeki anekdotları anımsattı; —Bütçe konuşması— Sümer Bey, Maliye Bakanı olarak iki ...