Masumiyet Müzesi ’ni ondokuz yıl önce okumuş, eleştirmiştim. (*) O zamanki yaklaşımımla romanı gerçekçi bulmadığım gibi, kurgu niteliğindeki melodramatik aşk öyküsünden bir de “gerçek olsaydı şunlar yaşanabilir ve sergilenebilirdi” tarzında bir müze yaratılması fikrini de benimsememiştim. Şimdilerde yayınlanan dizi filmi ve ardından Orhan Pamuk ’un Murat Sabuncu ile yaptığı kapsamlı röportajı izledim. (**) Romanın filme dönüştürülmesi sürecinin kahramanları, senaryo yazarı Ertan Kurtulan ve yönetmen Zeynep Günay ’ı alkışlıyorum, altıyüz sayfayı bulan romanın pek çok okuru “ pes ettirdiği! ” dikkate alınırsa dokuz bölümlük diziyi sonuna kadar izlettirebilmek büyük başarı. Özellikle Kemal Rolündeki Selahattin Paşalı ’nın “ kara sevdaya uğramış umarsız aşık” rolünü hepimize benimsetmesinin altını çizmek gerekir. Ancak geçenlerde değerli edebiyat profesörü ve yazar Semiramis Yağcıoğlu’nun romanla ilgili yorumlarını, üzerine de “ Roman Kahramanı ve Öznellik ” (***) ki...
Yaşamdaki rastlantılar kimi zaman çok hoş, “iyi ki O’nu tanıdım ” dedirtiyor. İşte bana bunu söyletenlerden biri güzel illustratörüm Esra Özek . O’nunla yeni çıkan kitabım Babaannemin Güllü Masalları ’nın (*) basımı sırasında tanıştık. Her yönüyle çok yetenekli, çok şeker bir genç sanatçıdan söz ediyorum. Renk ve giyim tercihleri farklıydı, koyu renkleri, siyahı seçiyordu, ayakkabılarında, başındaki avangarde kepte, elbiselerinde steampunk ya da gotik diye adlandırabilecek bir tarzı vardı. Gelgelelim karşılıklı konuşmalarımız sırasında karşımda ya da telefonda sanki bir su perisi hafifçe fısıldıyordu, hatta havada bir esinti vardı da, o sözcükler daha bana ulaşmadan uçup kayboluveriyordu. Benim örgüye, el işlerine sevgimi hemen keşfetmişti, hatta giyside, evimde, neredeyse her yerde kullanmayı sevdiğim fıstıki yeşile düşkünlüğümü de… Esra’nın masallarda yarattığı karakterlerin hepsi o kadar hoşuma gitti ki, alıp birer birer kucakladım onları, o babaann...