Diyarbakır Belediye Başkanlığından 12 Eylül Darbesiyle alınıp hapsedilen, 86 yıllık yaşamı ya hücrede ya sürgünde geçen Kürt siyasetçi Mehdi Zana ’nın ölümü beni yıllar öncesine götürdü. Uzun yıllar İsveç ’te kaldıktan sonra Diyarbakır ’a döndüğü günlerde, yeni yerleştiği “kira evinde!” Zana ile konuşmuştum. Evi tamtakırdı, salonunda sadece bir kanepe ile duvara dayalı bir ütü tahtası vardı, Zana kitaplarını, önemli evrakını ve mektuplarını o tahtanın üstüne istif etmişti, “Leyla gelsin evi düzenlesin, onu bekliyorum” diyordu. Ankara’da siyasetle haşır neşir Leyla Zana ile henüz buluşmamıştı, yorumu şuydu: -Leyla ile otuz yıllık evliliğimizin sadece beş yılı birlikte geçti, 14 yıl ben içerideydim, 11 yıl da o… Aslında evliliği hiç düşünmesem iyi olacaktı, belki o da aynı şekilde düşünüyordur. —-Abdullah karışmasın—— Dönemin Başbakanı olarak Recep Tayyip Erdoğan ’ın, “ Kürt sorunu benim sorunum ” diyerek Kürt realitesini tanıdığını ilk açıkladığı günlerdi, o sırada Abdull...
12 Eylül sürecinde haber peşinde koşarken olağanüstü çaba harcıyorduk, askeri kaynaklardan bilgi almak aslanın ağzındaydı, güç bela edinilen bilgilerle haber yapmak ise kimi zaman ağır bedel ödetiyordu. Askeri yönetimin hoşlanmadığı haberler için gazeteler sıkıyönetim komutanlığının bir telefonuyla derhal kapattırılıyordu. (*) - Bilmem sizin de aklınıza, “tarih tekerrürden ibarettir” sözü geldi mi? İşte o dönemde 12 Eylül askeri yönetiminin hışmına uğrayan siyasetçiler, sendikacılar, gazeteciler, aydınlar hep birlikte bu zor koşullara direnme çabasındaydık ve karşılıklı diyalogumuz kesintisiz sürüyordu. Benim sık görüştüğüm “ yasaklı politikacılar ”ın başında Süleyman Demirel ve Deniz Baykal geliyordu, sık sık telefonlaşırdık, Feyzan ile evlendiğimizde nikahımıza katıldılar, hatta Demirel nikah tanıdığımızdı, bizi esprileriyle epey güldürmüştü. Yakın arkadaşlarımız bilir, dostlarla paylaşmayı, birlikte yiyip içmeyi seven bir çifttik, bu hep böyle devam ...