Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Trump’ın bitip tükenmeyen İran nefreti

Bu sabaha İran’a ABD ve İsrail’in ortak füze saldırısı ile uyandık. İran, ABD üslerinin bulunduğu ülkeleri vurmaya başlayınca “savaş yangını” ortadoğuyu sardı. Dünya televizyonları, ABD Başkanı Trump’ın İran’a saldırı açıklamasını, yayınlarını keserek flaş koduyla verdi. Trump, yıllar önce Tahran’da yaşanan rehine kriziyle (*) söze başladı. Anlaşılan içindeki İran kin ve nefreti hala sönmemişti.  Oysa Barış Kurulu Şartı’nı (**)  Davos’ta daha yeni imzalamıştı, bölgeye barış vaad ediyordu, hatta bu amaçla üye ülkelerin “birer milyar dolar ” katkı sağlamasını bile istemişti.  Üstelik iki gün öncesine kadar nükleer program ve yaptırımlar konusunda, İran’la dolaylı görüşmeler hala sürüyordu. Son toplantı daha iki gün önce Cenevre’de yapılmış, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile Steve Witkoff başkanlığındaki ABD heyetinin İran’ın  “ zenginleştirilmiş uranyum stoklamayı durdurması ”  üzerinde mutabakat sağladığı ifade edilmişti.  Sonuçta, ABD’nin 4 Kasım ...
En son yayınlar

Dibacenin dibacesi

ABD Başkanı Donald Trump ’ın “ şak ” diye organize ettiği, Türkiye’nin de “ şip-şak ” üye olduğu “ Barış Kurulu Şartı ”nda üye ülkelerin “Birer milyar dolar” bağış yapması maddesi üzerinde çalışıyordum.  Anlaşma metninin son şeklini incelerken, dibacede ( TDK’ya göre giriş demek ) yer alan şu sözler dikkatimi çekti: “ Kalıcı Barışın kurumlardan ayrılma cesareti gerektirdiği… ” Tamam da, kalıcı barışı sağlama çabasındakiler eğer o kurumların ortaya koyduğu koşulları bizzat kendileri yerine getirmiyorsa kalıcı barış sağlanabilir mi? Ayrılma cesareti gerektiren kurumlar ne peki?  Saymakla bitmez ama, AHİM mi (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi), CPT mi (Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi) BM’nin ana organlarından hangisi? ( Genel Kurul, Güvenlik Konseyi, Ekonomik ve Sosyal Konsey, Uluslararası Adalet Divanı, Sekreterya ve Vesayet Konseyi mi?) Uluslararası Yolsuzlukla Mücadele Kurumları mı? Yani biz, Trump’ın aklına uyarak, bu uluslararası kurumların hangisinden çıkmakla cesaretimizi ...

Masumiyet Müzesi’nin Füsun’u “hiç kimse”ye nasıl dönüştü?

Masumiyet Müzesi ’ni ondokuz yıl önce okumuş, eleştirmiştim. (*) O zamanki yaklaşımımla romanı gerçekçi bulmadığım gibi, kurgu niteliğindeki melodramatik aşk öyküsünden bir de “gerçek olsaydı şunlar yaşanabilir ve sergilenebilirdi” tarzında bir müze yaratılması fikrini de benimsememiştim. Şimdilerde yayınlanan dizi filmi ve ardından Orhan Pamuk ’un Murat Sabuncu ile yaptığı kapsamlı röportajı izledim. (**) Romanın filme dönüştürülmesi sürecinin kahramanları,  senaryo yazarı Ertan Kurtulan   ve yönetmen Zeynep Günay ’ı alkışlıyorum, altıyüz sayfayı bulan romanın pek çok okuru “ pes ettirdiği! ” dikkate alınırsa dokuz bölümlük diziyi sonuna kadar izlettirebilmek büyük başarı. Özellikle Kemal Rolündeki Selahattin Paşalı ’nın “ kara sevdaya uğramış umarsız aşık” rolünü hepimize benimsetmesinin altını çizmek gerekir. Ancak geçenlerde değerli edebiyat profesörü ve yazar Semiramis Yağcıoğlu’nun romanla ilgili yorumlarını, üzerine de “ Roman Kahramanı ve Öznellik ” (***) ki...

Benim güzel illustratörüm Esra

    Yaşamdaki rastlantılar kimi zaman çok hoş, “iyi ki O’nu tanıdım ” dedirtiyor.  İşte bana bunu söyletenlerden biri güzel illustratörüm Esra Özek . O’nunla yeni çıkan kitabım Babaannemin Güllü Masalları ’nın (*) basımı sırasında tanıştık. Her yönüyle çok yetenekli, çok şeker bir genç sanatçıdan söz ediyorum.  Renk ve giyim tercihleri farklıydı, koyu renkleri, siyahı seçiyordu, ayakkabılarında, başındaki avangarde kepte, elbiselerinde steampunk ya da gotik diye adlandırabilecek bir tarzı vardı. Gelgelelim karşılıklı konuşmalarımız sırasında karşımda ya da telefonda sanki bir su perisi hafifçe fısıldıyordu, hatta havada bir esinti vardı da, o sözcükler daha bana ulaşmadan uçup kayboluveriyordu. Benim örgüye, el işlerine sevgimi hemen keşfetmişti, hatta giyside, evimde, neredeyse her yerde kullanmayı sevdiğim fıstıki yeşile düşkünlüğümü de…  Esra’nın masallarda yarattığı karakterlerin hepsi o kadar hoşuma gitti ki, alıp birer birer kucakladım onları, o babaann...