Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Hazinenin yıkımı!

Başkentin ana arterlerinden Eskişehir Yolu üzerindeki dev Hazine Binası yıkılıyor. Bir süredir devam eden yıkım söylentileri, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ’in “ onayı ”  sonrasında acı gerçeğe dönüşüyor. Üstelik bu yıkım öncesinde, dev binanın avlusunda yıkım ekibi tarafından bir dana kurban edildi. Avluda kan akıtıldığını duyan Hazine yetkilileri, “skandal ” diye nitelendirdikleri gelişme için, “ akan kan aslında yıllarca o binada canla başla görev yapmış bürokratların kanıdır ” yorumunda bulundular. Dev binanın son depremlerde “ kayma-çökme ” gibi bir durumla karşılaştığı, yıkımına bu nedenle karar verildiğini savunanlara karşılık, binanın projelendirme ve inşaasına tanık olan, hatta kontrolünü sürdüren yetkililer, “ o binanın temeli 2.75 metre yükseklik ve tam dolgu ile atıldı, o binaya -yıkılacak- diyenler kasıtlıdır, eğer o bina yıkılacak olsa, Ankara’da hiç bir bina ayakta kalmaz ” dediler. (*) Hazine Binasının yıkım fikri gündeme geldiği günlerde,  çalışa...
En son yayınlar

Almodovar Teoremi

  Mülkiyeliler Birliği nin hocamız Muammer Aksoy ’a ithaf edilen kütüphanesindeyiz. Antoni Casas Ros ’un “ Almodovar Teoremi ” başlıklı kitabı konuşuluyor. Ben biraz geciktim, o taraflarda park yeri bulmak çok zor…  Ros aslında bir matematikçi, fakat geçirdikleri ciddi kazada sevgilisini yitiriyor, kendisi de yüzünden ağır darbe alıyor, burnu yok oluyor hatta… İçkili kullandığı arabayla son sürat orman yolunda gecenin bir yarısı karşısına çıkan geyiğe çarpmamak için direksiyonu kırınca olan oluyor. Yüzünü kaybedişi sonrasında kendini yalnızlığa mahkum ediyor, matematiği bırakıp yazarlığa soyunuyor, ilk romanı Almodovar Teoremi’ni kaleme alıyor ve büyük başarı kazanıyor. Roman aslında otobiyografik sayılabilir ama kurguyla, fantezi dünyasıyla iç içe…  -Romanın başlığı neden Almodovar Teoremi? Diye merak ediliyor. İspanyol yönetmeni niye işin içine sokmuş yani?  Çünkü  Ros, “ tam Almodovar’a uygun bir olay örgüsü ve senaryo” diye düşünüyor olsa gerek… Yüzü olmaya...

Zaman geçer, ölenlerin söyledikleri unutulur (mu?) Muhsin Yazıcıoğlu, “MHP milliyetçilerin desteğini yitirmiştir.”

Milliyetçi kesimin simge ismi Muhsin Yazıcıoğlu , yaşamını yitirdiği helikopter kazasının 17. yıldönümünde anıldı. MHP lideri Devlet Bahçeli , mezarına bir kırmızı gül ve karanfillerle gittiği Yazıcıoğlu’na dualarla rahmet diledi. Oysa Yazıcıoğlu’na göre MHP, Türkiye’yi “ geri dönüşü olmayan, milli çıkarlara aykırı politikalarla çıkmaza sürükleyen AKP’yi destekleyerek, Abdullah Öcalan’ı idamdan kurtararak, Türk askerinin başına çuval geçirilmesi olayına sessiz kalarak ” milliyetçilerin desteğini yitirmişti.   Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterinin Keş Dağı nda karlı-fırtınalı bir günde düşüşü (*)  pek çokları tarafından “ kuşkulu” bulunmuş, kazayı açıklayabilecek kimi delillerin enkaz alanında kayboluşu çok tartışılmıştı. Helikopterde Yazcıoğlu’na eşlik eden, bacağı kırılan gazeteci  İsmail Güneş ’in saatlerce sağ kalıp yardım beklemesine karşın aramalarda yerinin tespit edilememesi sonucunda donarak ölümü de kuşkulu bulunmuştu.  Aradan geçen onca yılın ardından ...

Ulysses üzerine Ünal Aytür ile sohbet… Ulysses’i anlayabilmek için kaç fırın ekmek yesem?

    James Joyce’ un  Ulysses ’iyle aylar hatta yıllar süren bir  “okuma- okuyamama  serüveni ” yaşamıştım ve bu durum kendimi sorgulamaya dönüşmüştü… (*)    “ Dünya edebiyatının “ üç önemli romanından biri ” sayılan kitap beni neden sayfaları arasına hapsedip süründürdü?  Okunmasını güçleştiren unsurlar neydi?  Nevzat Erkmen ’in çevirisi miydi beni zorlayan?”  Diye dertleniyordum.   Ulysses’i elinden düşürmeyen Marilyn Monroe kadar da mı olamamıştım? Şakaydı tabii… Soğuk rüzgarların güz yapraklarını bir oraya bir buraya savurduğu bir sabah, İngiliz  Dili ve Edebiyatının usta ismi Ünal Aytür ’ün (**) kapısını çaldım, içeri buyur edildiğimde unutamayacağım bir manzarayla karşılaştım, salondaki masayı boydan boya James Joyce külliyatı kaplıyordu.  Büyük yazar, “ yüz kırk dördüncü yaşında,” Zürih’teki mezarından kalkıp elbette aramıza katılamazdı ama yazdıkları ve hakkında yazılanlarla “ bal gibi!” bizimleydi işte… Belleğ...