Komşudaki savaş sürüyor, iki çılgın lider Trump ve Netanyahu ’nun kafa kafaya verip İran’a yağdırdıkları dronları, füzeleri, bombalarıyla şu ana değin yüzlerce sivil öldü, İran’ın dini lideri Hamaney ailesiyle birlikte ortadan kaldırıldı, bir okula atılan bombayla yüz atmış beş (165) kız çocuğu katledildi… İşin kan donduran yanı, uluslararası örgütlere danışılmadan başlatılan bu savaşa dünyadan doğru dürüst bir tepki gelmemesi… Şu sırada herkes atılan bombaları, yok edilen okulları, tarihi eserleri, çocukların cenaze törenini heyecanlı bir dizi filmmiş gibi ekranlardan izliyor… -O insanların yerine koyabiliyor muyuz kendimizi? -Ya sen? Diye soruyorsanız o çatışma bölgelerinde gazeteci olarak epey bulundum, başımızdan pek çok olay geçti. Bunların bazılarını Bağdat’ta, büyükelçi Selim Karaosmanoğlu ile yaşamıştık, kendisine yıllar sonra rastladım, “Ooo merhaba Nursun Hanım” dedi ve ekledi: -Hani bana kitabınızı verecektiniz? Yıllar önce yazdığım Hamamböceği Sendromu...
Bu sabaha İran’a ABD ve İsrail’in ortak füze saldırısı ile uyandık. İran, ABD üslerinin bulunduğu ülkeleri vurmaya başlayınca “savaş yangını” ortadoğuyu sardı. Dünya televizyonları, ABD Başkanı Trump’ın İran’a saldırı açıklamasını, yayınlarını keserek flaş koduyla verdi. Trump, yıllar önce Tahran’da yaşanan rehine kriziyle (*) söze başladı. Anlaşılan içindeki İran kin ve nefreti hala sönmemişti. Oysa Barış Kurulu Şartı’nı (**) Davos’ta daha yeni imzalamıştı, bölgeye barış vaad ediyordu, hatta bu amaçla üye ülkelerin “birer milyar dolar ” katkı sağlamasını bile istemişti. Üstelik iki gün öncesine kadar nükleer program ve yaptırımlar konusunda, İran’la dolaylı görüşmeler hala sürüyordu. Son toplantı daha iki gün önce Cenevre’de yapılmış, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile Steve Witkoff başkanlığındaki ABD heyetinin İran’ın “ zenginleştirilmiş uranyum stoklamayı durdurması ” üzerinde mutabakat sağladığı ifade edilmişti. Sonuçta, ABD’nin 4 Kasım ...