12 Eylül sürecinde haber peşinde koşarken olağanüstü çaba harcıyorduk, askeri kaynaklardan bilgi almak aslanın ağzındaydı, güç bela edinilen bilgilerle haber yapmak ise kimi zaman ağır bedel ödetiyordu. Askeri yönetimin hoşlanmadığı haberler için gazeteler sıkıyönetim komutanlığının bir telefonuyla derhal kapattırılıyordu. (*) - Bilmem sizin de aklınıza, “tarih tekerrürden ibarettir” sözü geldi mi? İşte o dönemde 12 Eylül askeri yönetiminin hışmına uğrayan siyasetçiler, sendikacılar, gazeteciler, aydınlar hep birlikte bu zor koşullara direnme çabasındaydık ve karşılıklı diyalogumuz kesintisiz sürüyordu. Benim sık görüştüğüm “ yasaklı politikacılar ”ın başında Süleyman Demirel ve Deniz Baykal geliyordu, sık sık telefonlaşırdık, Feyzan ile evlendiğimizde nikahımıza katıldılar, hatta Demirel nikah tanıdığımızdı, bizi esprileriyle epey güldürmüştü. Yakın arkadaşlarımız bilir, dostlarla paylaşmayı, birlikte yiyip içmeyi seven bir çifttik, bu hep böyle devam ...
Büyükelçi Umut Arık ’ın ölümüne çok üzüldüm. Bu acı haber beni yıllar öncesine, O’nun büyükelçi olarak görev yaptığı Tokyo ’ya götürdü. Japon hükümetinin her yıl bir gazeteciye tanıdığı şansla, Japonya’da bir süre kalmış, sosyal yaşamı, ekonomisi, siyaseti üzerinde gözlemler yapmış, gazetede kapsamlı bir yazı serisi hazırlamıştım. Tokyo başta olmak üzere, Japonya’nın Hiroşima, Kyoto, Nagoya gibi simge kentlerine bizi “kurşun hızıyla” götüren ünlü Şinkansen Treniyle yaptığımız yolculuklar da aklımdan bir bir geçti. İşte o günlerde Tokyo’da otel odamda telefonum çaldı: - Nursun Hanım, ben büyükelçi Umut Arık, burada olduğunuzu duydum, isterseniz birgün elçiliğe gelin, Türk-Japon ilişkilerini konuşalım. Umut Bey hemen ertesi gün için randevu verince ziyaretine gittim, uzun uzadıya Japonların Türkiye’ye bakış açısını, yapımı devam eden ortak projelerle ilgili sorunları anlattı. Hatta yapımı çok uzun süre geciken Pendik Tersanes i için, “ Japonlar, -Pendik is alwa...