Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Orhan Pamuk etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Masumiyet Müzesi’nin Füsun’u “hiç kimse”ye nasıl dönüştü?

Masumiyet Müzesi ’ni ondokuz yıl önce okumuş, eleştirmiştim. (*) O zamanki yaklaşımımla romanı gerçekçi bulmadığım gibi, kurgu niteliğindeki melodramatik aşk öyküsünden bir de “gerçek olsaydı şunlar yaşanabilir ve sergilenebilirdi” tarzında bir müze yaratılması fikrini de benimsememiştim. Şimdilerde yayınlanan dizi filmi ve ardından Orhan Pamuk ’un Murat Sabuncu ile yaptığı kapsamlı röportajı izledim. (**) Romanın filme dönüştürülmesi sürecinin kahramanları,  senaryo yazarı Ertan Kurtulan   ve yönetmen Zeynep Günay ’ı alkışlıyorum, altıyüz sayfayı bulan romanın pek çok okuru “ pes ettirdiği! ” dikkate alınırsa dokuz bölümlük diziyi sonuna kadar izlettirebilmek büyük başarı. Özellikle Kemal Rolündeki Selahattin Paşalı ’nın “ kara sevdaya uğramış umarsız aşık” rolünü hepimize benimsetmesinin altını çizmek gerekir. Ancak geçenlerde değerli edebiyat profesörü ve yazar Semiramis Yağcıoğlu’nun romanla ilgili yorumlarını, üzerine de “ Roman Kahramanı ve Öznellik ” (***) ki...

Nobel ve “Bizim Kasımpaşalı!”

      Seçim atmosferine girdik bir kere…     Vaadlerin bini bir para, hem muhalefetten hem Beştepeden! Emekli maaş zamları bir gün açıklanıyor, ertesi gün, Beştepeden  “olmaaaz yüzde 5 de benden ” haykırışı geliyor. Hani Anadolu’daki kimi düğün törenlerinde  “takı merasimi ” sırasında çığırtkanın çığırdığı gibi:   -Gelin eee  halasındaaaaan bir çelik tencereeeee   Bu arada, seçimlerde iktidara talip olan “ altılı masa”  liderleri, bol bol “demokrasi, ifade özgürlüğü vs.” vaatlerinde bulunsalar da nedense HDP için çalan tehlike çanlarına (*) hiiiç değinmeyip, milyonlarca seçmeni “görmezden gelmeyi” demokratlıkla bağdaştırabiliyorlar. Doğrusu, “ DEVA Partisi lideri Ali Babacan altılı masanın dokuz saat süren son toplantısında bu konuda bir kelime olsun konuştu mu acaba? Konuştuysa neden bu yaklaşımı sonuç bildirgesine yansımadı? ” Sorusu kafamda dönüp duruyor. (**)   Yolda giderken r adyoda d uydum  geçen gün, Pakistan senat...

Anna Karenina

Tolstoy ’un toprağı bol olsun (100 yıl kadar önce öldü.) Anna Karenina ’yı yazarken, kendi deyimiyle “ mürekkep hokkasındaki kanına batırmış ” ya kalemini... O kadar eziyet çekmiş yani...  Aslında bir tek kendisi değil, karısı Sofia da en az onun kadar eziyet çekmiş... Kolay mı Tolstoy’ un o kargacık burgacık yazısını okumak, o tuhaf giriş çıkışlarını, eklemelerini, çıkarmalarını filan algılayabilmek?  -E, o zamanlar bilgisayar mı vardı? Sil, yap, boz, copy paste et!!! Nerdeee?  Günlüklerinde anlatıyor Sofia, Tolstoy yazı masasından kalkınca, o alıyor kalemi kağıdı, başlıyor temize çekmeye. Böyle böyle derken Anna Karenina tam 8 (SEKİZ!) kez baştan temize çekiliyor... - Eee, bu biçerdöverin, biçilmiş tarla resimlerinin ne ilgisi var ? Diyeceksiniz... Var vaaar... Çünkü Tolstoy Anna Karenina ’nın kayınbiraderi Levin ’in, köyde tırpanla ekin biçme macerasına sayfalar sayfalaaaar ayırmış... Tırpanı nasıl ustaca kullandığını, biçilen ekinlerin nasıl bir simetri...

MASUMİYET MÜZESİNDE AŞK

“ Masumiyet Müzesi ”  Kitap Kulübümüzde önerildi, ben de  çok sevindim bu yeni romanın  seçilmesine. Bir anda en çok satanlar listesinde ilk sıralara tırmanan romanı günlerdir haftalardır duyuyor, en çok satanlar listesindeki tırmanışını izliyorduk. Romandaki  eziyetli aşka dair  haberler, yayınlar yağmur gibiydi.  Çünkü Orhan Pamuk , Masumiyet Müzesi 'ni yayınlamadan önce başarılı bir tanıtım taktiği uyguladı, güncel basına ( ve nedense magazin sayfalarına bile !) verdiği çok sayıda söyleşi ile kitabını okuyucuya fena halde merak ettirdi. Merak edilmez mi? Aşk bu... Yaşayan herkes için,  ( aslında  beş duyusuyla tam anlamıyla yaşayan herkes  demek daha mı doğru olur? ) Aşk bir varoluş sebebi ( raison d'être ) öyle değil mi? Hele Orhan Pamuk, verdiği bütün söyleşilerde eğer “ aşkın anlamı tam olarak nedir? Kitabımda buna yanıt aradım”  demeye getirdiyse (*) herkesin kitapçılara koşup, raflara dizi dizi sıralanmış olan kita...