Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Tercüman Gazetesi etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

VİŞNELİ TAYFIR ve DEMOKRASİMİZ

  “İyilik için Adalet” başlıklı   Türk Hukuk Çalıştayındaydık dün. Herhangi bir siyasi parti amblemi taşımayan kurultay ( aslında İyi Parti tarafından düzenlenmişti! ) ülkenin tam da şu anda gereksinim duyduğu konulara odaklanmıştı. Ayrı ayrı salonlarda gerçekleşen tüm oturumları aynı anda izlemek ne yazık ki mümkün değildi ama özellikle seçerek iki saat süresince izlediğim “ Üniter Devlet Yapısı ve Parlamenter Sistem ” oturumunda, üç profesör ( Ekrem Ali Akartürk, Süheyl Batum, Mustafa Çağatay Aslan ) ile gazeteci Taha Akyol ’un anlattıklarından hem çok etkilendim hem çok şey öğrendim.   İki gün sürecek Çalıştay’da yapılan konuşmaların tamamı kayda geçti, yakında kitapçık olarak yayınlanacak, edinip okumayı iple çekiyorum. Kurultayın Selcan Taşçı tarafından yönetilen ilk oturumu, “Basın Özgürlüğü ve Dezenformasyon” başlığını taşıyordu,  sevgili meslektaşlarım Mustafa Balbay , Deniz Zeyrek ve Murat Ağırel ile birlikteydik, dinlerken çok şey öğrendiğim ve büyük ke...

Kadir Şengün’ün ardından: Bir çeyrek sucuk hikayesi! (1)

Acı haberi  meslektaşım  Yusuf Yalkın verdi,  (Kadir Şengün ölmüş, üstelik öldüğü günler sonra farkedilmiş!)  donup kaldım.   Oysa Sıhhiye ’de birbirine yakın sokaklarda oturmuştuk, ağabeyim Mehmet Alev ’in Atatürk Lisesi nden arkadaşıydı, yıllarca pek çok gazetede birlikte çalışmıştık ama ben ailesinden hiçkimseyi tanımıyordum, tek bildiğim ayrıldığı eşinden olan kızı ve oğlunun Belçika’da yaşadıkları ve babalarına “ bizi öyle sık sık arama, biz iyiyiz ” deyip, irtibatı kestikleriydi. . -E, peki,  evinde günler önce yaşama veda eden, kimselerin artık yokluğundan haberdar olmadığı  ( hoş, varlığını da bilmezdi pek çokları ) Kadir’in ölümü ailesine nasıl haber verilecekti? Neyse ki “kaçınılmaz son” karşısında hemen harekete geçiliyor, yapılacaklar yapıldı, meslektaşımız bu sabah erken bir saatte, pek az kişinin katıldığı törenle toprağa verildi. Kadir artık yok! Oğlum Ali’nin düğünündeyiz Oysa yıllar içinde acı-tatlı neler neler yaşadık, ne sırla...

Mevlüt Işık ölümüyle en acı manşeti yazdı!

1 Haziran 1988 Çarşamba günü… Öğleden sonra, büro toplantısındayız, ertesi gün yayınlanacak  haberlerin üzerinden geçiyoruz, toplantı masasında Metin Işık da var. Bir telefon geliyor: -Ankara Otelinde silah patladı, ölüler var… Büyük Ankara Oteli , Tunus Caddesindeki Tercüman Gazetesi binasının arkasında. Haber merkezimiz otelin havuzuna bakıyor, bize o kadar yakın yani… Metin Işık fırlayıp masadan kalkıyor, olayı izlemek, haberleştirmek için bürodan koşarak çıkıyor. Sonrası tam bir kabus. Çünkü Ankara Otelinde vurulan isimlerden biri, ne yazık ki  onun ağabeyi Mevlüt Işık!  Metin bu korkunç gerçekle tam da orada, Ankara Otelinde karşılaşıyor, Bir türlü inanamadığımız,  inanmak istemediğimiz o meşum haber bize de anında ulaşıyor, çok sevdiğimiz meslektaşımız Mevlüt Işık’ın henüz kırk yaşında yaşamını yitirdiğini öğreniyoruz. Tam otuz yedi yıl sonra gözümün önünden o trajedinin sahneleri bir bir geçiyor, Mevlüt’ün evine gidişimiz, yaşamının baharında, 40 yaşındayken...

Portreler… Mevlüt Işık en acı manşetin öznesiydi!

  Bugün, Cebeci Asri Mezarlığında gazeteci Mevlüt Işık, kabri başında dualarla anılacak. En yakın a rkadaşı Nazmi Bilgin sağlık mazereti dışında 36 yıldır her 1 Haziran günü saat 14.00’de orada  hazır bulunarak Işık’ı  genç gazetecilere anlatıyor.  ——O’nu yitirdiğimiz gün——- 1 Haziran 1988 Çarşamba günü… Öğleden sonra, büro toplantısındayız, ertesi gün yayınlanacak  haberlerin üzerinden geçiyoruz, toplantı masasında Metin Işık da var. Bir telefon geliyor: -Ankara Otelinde silah patladı, ölüler var… Ankara Oteli, Tunus Caddesindeki Tercüman Gazetesi binasının arkasında, haber merkezimiz otelin havuzuna bakıyor, bize o kadar yakın yani…Metin Işık fırlayıp masadan kalkıyor, olayı izlemek, haberleştirmek için bürodan koşarak çıkıyor. Sonrası tam bir kabus. Çünkü Ankara Otelinde vurulan isimlerden biri onun ağabeyi Mevlüt Işık, Metin bu korkunç gerçekle karşılaşıyor, inanmak istemediğimiz  meşum haber bize de anında ulaşıyor, çok sevdiğimiz meslektaşımız M...

Vehbi Koç’tan nasıl azar işittim!

  Yaşam… Bir varmış, bir yokmuş… Gazetecilikte deli gibi koşturduğumuz yıllar, Tercüman’dayım, genel yayın müdürü Güneri Civaoğlu, tiraj 1 milyonları geçmiş, ekonomi takibindeyim, - aman şunu atlamayayım, bununla görüşmem gerek, adam telefonlara çıkmıyor- karamsarlıkları, meslektaşlarla dayanışma hali, sabah telefonları: -Vecdi Bey, hörmetler (Vecdi Seviğ ile aramızdaki özel hitap şekli!) -Hörmet bizden…  -Sizde var mı şu taslak? -İşte, geçtiğimiz haber kadar… Bugün belki bakanın basın toplantısı olacak zaten… Bir yandan ev yaşamı, evden telaşla çıkarken yapılan,  çoğu kez sonuçlanmayan planlamalar: -Kıymayı buzluktan çıkartmış mıydım? Ali’yi kreşe bugün Feyzan bırakacak da, acaba hangimiz alabileceğiz? A, zaten annemi göz doktoruna götüreceğim, öğleden sonra için şeften izin alırım, doktor çıkışı, Ali’yi de alır eve döneriz… Ve büroya telaşla giriş, şef Selman Erdoğdu (*):  - Aman Nursun şu Peşin Vergi (**) işini atlamayalım, gazetenin manşeti yarın o...