Ana içeriğe atla

Kayıtlar

ANKARA etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

O masallar bizdik!

-Kim unutabilir çocukluğunu? İster mutlu ister mutsuz günlerle örülü olsun, kim silebilir anılarından?  Kiralık bisikletlere bindiğimiz, paten kaydığımız Lale Sokak, Cihan Sokak, Hanımeli Sokak larda  birbirinin kopyasıydı apartmanlar,  yaşamlar  hep “ iki oda bir salonda” geçerdi. Evlerin arka bahçelerinde asma kilitli kömürlükler, kışa çeyrek kala satın alınan ( memurların kok kömürü karnesi vardı ) kömürün taşınması, asfalta sürten küreğin ritmik sesi, küfelerle  taşınan kömürün bıraktığı iz, genzi yakan tuhaf koku… - Şakir Zümre   Sobası sizde yok muydu? -Üşürdük kışın, diz boyuydu kar. Halalar, büyükanneler hepimize hırkalar örerdi, eskiyenleri söker, yünlerini yıkar, kurutur yine örerlerdi hırkaları kazakları - Kavacık Suyu, İnci Suyu arabaları geçerdi sokaktan, evlerde pişen yemeklerden komşuya bir tabak tadımlık gönderilirdi. Büfenin en süslü porselen tabağına özenle yerleştirilmiş iki dilim kızarmış palamutla, pasta tabağındaki irmik helva...

Bir tuhaf rastlantı

Bu sabah tuhaf bir şey geldi başıma…   Kapı çalındı, ısmarladığım kitap kargodan elime ulaştı. Meslekte kendimce önemli bulduğum kimi röportajlarımla yol öykülerini bir araya getirdiğim bir kitabım vardı, “Hamamböceği Sendromu…” Çoktan tükendi…  Bir dostuma göndermek için arıyordum,  ikinci el kitap satan bir siteden bulup ısmarlamıştım. Kitap o…  Kitabımı göndereceğim dostum genç bir meslektaşım, ona imzalamak için kitabımın kapağını açtım ve dondum kaldım… Elimdeki kitabı, uzun süre önce kaybettiğim bir sınıf arkadaşıma “yıllar önce ” imzalamışım…  Donup kalma halimden yavaş yavaş kurtuldum, düşünceler karıncalar misali  üşüştü belleğime: -Acaba kitabı o arkadaşıma imzalamıştım da vermemiş miydim? -Olamazdı ki, ikinci el kitap satan siteye kitabımı ben, neden gönderecektim? -Yoksa arkadaşım okuyup bir kenara kaldırmıştı da, günün birinde kitaplık temizliği yaparken gereksiz bulduğu kitaplarla birlikte benimkini de elden çıkarmış mıydı? -Yoks...

KIRMIZI DONLAR İHTİLALİ

Geçenlerde çok hoş bir buluşma yaşadığımızdan söz etmiştim. Yildiz Kasikci Telatar ve Ayşe özbek’le tatlı tatlı sohbet etmiştik. O buluşmada Yıldız bize “Kırmızı Donlar İhtilali” kitabını imzalayıp vermişti. Çok merak etmiştik “kırmızı don” başlığını, “okuyun da bir, bakalım ne düşüneceksiniz?” Demişti Yıldız. İnanır mısınız kitabı neredeyse bir gecede bitirdim, uyku muyku hak getire!  Bayıldım Yıldız’ın kalemine.  -Neydi kitapta seni bu kadar çeken? Diye soruyorsanız, hangi birini anlatayım? -Yıldız’ın işlek kalemini mi? -Saracoğlu Mahallesinde geçen çocukluk gençlik yıllarının umut, neşe, mutluluk dolu anılarını mı?  -Kızını yücelten bir babanın elinde büyüyen kız çocuğunun, cam tavanları yerle bir ederek nasıl ilerleyip en üst noktalara gelebileceğini mi… Hele o babanın borca girip kızına Endura marka bisikleti armağan edişi yok mu? Eh! Uyku kalır mı insanda?  Okur da okur, sayfaları çevirirken o güzelim yılların Ankara’sına gider, kendi çocukluk anılarına dalarsı...

Basın Meslek Örgütü Sansür Uygular mı?

Basın meslek örgütü sansür uygular mı? Gazetecilik camiasında son günlerde bir tartışma sürüyor, ortadaki soru şu: -Sansürle mücadele etmek için kurulmuş bir basın meslek örgütü, kendi üyelerinin paylaşımına sansür uygular mı? Sözü hiç dolandırmadan, geçen hafta yaşanan bu olayı direkt anlatalım: Gazeteciler Cemiyetinden bir grup üye, 33 yıldır başkanlık görevini sürdüren yönetime eleştirilerini bir yazılı bildiriyle ortaya koydu:   -E, sonra? Sonra kıyamet koptu… Gazeteciler Cemiyeti adına “ görevlendirilen” bazı isimler, pek çok web sitesinde yer alan bu bildirideki iddiaları yanıtlamak yerine, tek tek web sitelerinin yöneticilerini arayarak sansür ettirme çabasına giriştiler. Bazılarında başarılı oldular, bazıları ise bu “ basın özgürlüğüne ihanet ” sayılan girişimi reddetti.  -Nasıl yapabilmişler bunu? -Kimilerine bazı vaadlerde bulunmuşlar, kimilerine - tüzüğün falanca maddesini işletir, sizi üyelikten atarız - demişler. -Ne vaadiymiş o? -O bildiriyi ...

Portreler… Mevlüt Işık en acı manşetin öznesiydi!

  Bugün, Cebeci Asri Mezarlığında gazeteci Mevlüt Işık, kabri başında dualarla anılacak. En yakın a rkadaşı Nazmi Bilgin sağlık mazereti dışında 36 yıldır her 1 Haziran günü saat 14.00’de orada  hazır bulunarak Işık’ı  genç gazetecilere anlatıyor.  ——O’nu yitirdiğimiz gün——- 1 Haziran 1988 Çarşamba günü… Öğleden sonra, büro toplantısındayız, ertesi gün yayınlanacak  haberlerin üzerinden geçiyoruz, toplantı masasında Metin Işık da var. Bir telefon geliyor: -Ankara Otelinde silah patladı, ölüler var… Ankara Oteli, Tunus Caddesindeki Tercüman Gazetesi binasının arkasında, haber merkezimiz otelin havuzuna bakıyor, bize o kadar yakın yani…Metin Işık fırlayıp masadan kalkıyor, olayı izlemek, haberleştirmek için bürodan koşarak çıkıyor. Sonrası tam bir kabus. Çünkü Ankara Otelinde vurulan isimlerden biri onun ağabeyi Mevlüt Işık, Metin bu korkunç gerçekle karşılaşıyor, inanmak istemediğimiz  meşum haber bize de anında ulaşıyor, çok sevdiğimiz meslektaşımız M...