Ana içeriğe atla

Kayıtlar

ABD etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

İtirazım var!

Amerika Kıtasında  olanları şaşkınlıkla izliyorum, öyle bir şaşkınlık ki, şok halindeyim desem yeridir. Başkan Trump ’ın önde gelen petrolcüleri toplayıp, televizyonlardan canlı yayınlattığı toplantıyı  (*) ve sonrasındaki basın toplantısını izledim, - bu seyrettiklerim gerçek olamaz - diye düşündüm.  Neden mi? Bir kere adam (Trump) vır vır vır konuşuyor bir sürü hikaye anlatıyor. Kendisini çoktan legalize etmiş, Venezuela ’yı  bir gece ansızın baskına uğratıp, başkanını derdest ettirip, New York ’ta hapse tıktırma olayına yasal kılıfı çoktan bulmuş, diyor ki: -Eğer Venezuela  petrolüne biz el koymasak başkaları el koyacaktı, Ruslar veya Çinliler mesela… -Zaten o petrol bizim hakkımızdı. Venezuelalılar 2007 yılında Amerikan petrol şirketlerini kamulaştırdılar, orada yapılan bütün masrafa, emeğe, çok değerli altyapı ve ekipmana el koydular. Dolayısıyla o petrol bizim hakkımız. Bundan sonra da orada bizim şirketlerimiz faaliyet gösterecek. -Belki bir kı...

Kafalarımızdaki ABD imajı

Ne çok klişe vardır kafalarımızda, bir kere aklımıza girdi mi de kolay kolay çıkmaz. Şimdi geriye giderek belleğimde yer etmiş olanları düşünüyorum da, bir kaç önemli başlık pusların arasından belli belirsiz “beni gör!” Dercesine yanıp sönüyor. Tabii dünyaya hepimiz aynı pencereden bakmıyoruz, o yüzden kafalarımızdaki klişeler de farklı… Neyse işte.. Puslar arasında yanıp sönen başlıkların bazılarını sıralayayım mı? Türkiye’nin Kıbrıs müdahalesini önlemek amacıyla ABD Başkanı tarafından gönderilen Johnson mektubu (*) ABD Büyükelçisi Komer’in arabasının ODTÜ’de Vietnam savaşını protesto için yakılışı (**) Haşhaş ekim yasağı (***) 12 Eylül Harekatı için CIA şefi Paul Henze’nin “bizim çocuklar başardı” deyişi (****) Lindsey Graham tasarısındaki yaptırımlar, “Erdoğan ve ailesinin servetini açıklarız!” Tehdidi (*****) Türkiye’nin Barış Pınarı Harekatı üzerine, Trump’ın Erdoğan’a gönderdiği, “Sert adamı oynama, aptallık etme, seni sonra arayacağım”  dediği mektup (******) R...

Halide Edib yüreklerden silinebilir mi?

Halide Edib, sırf birileri   “güdümcü-mandacı” yaftası yapıştırdı diye tarih sayfalarında karalanıp, yüreklerden silinebilir   mi? Bizim aydına, yazara, şaire (hele de kadın ise!) bakışımızın nasıl karanlık olduğunu, bu konulardaki sicilimizin ne kadar kabarık olduğunu bilmeyen mi var?  En parlak kalemleri öldürmüş, sürgün etmiş, sansürlemişiz, bunların hiçbirini yapamadıysak  “itibarsızlaştırma” çabasına girişmişiz..   Söz ettiğim kadın, Kurtuluş Savaşında Mustafa Kemal’in yanında yer alan “ Halide Onbaşı,”  sayısız roman, öykü, tiyatro eseri vermiş, el yazısıyla tuttuğu hatıratı, mektupları pek çok ülkede koruma altında saklanan bir yazar, İstanbul halkına pek çok toplantıda, Sultanahmet mitinginde toplanan binlerce kişiye, “ işgale karşı çıkalım ”  çağrısı yapan ateşli bir konuşmacı, kadın haklarını, seçme seçilme hakkını ısrarla savunan bir feminist… Anadolu Ajansının isim annesi, Atatürk’ün dış dünyaya açılmasında ( yabancı gazetecilerle röpor...

“Cennetten gelen!” tatlı

  Bu resim (*) yıllar önce  İran’la savaş sırasında ölen askerlerin anısına yapılan “ Şehitler Anıtı ”nın önünde Bağdat’ta çekilmişti…  -Ne kadar zarif bir yapı değil mi? Gazeteciler aslında sürekli güncelin peşinde koşsalar da, olayların ötesinin de tanığıdır, sokaktaki adamdan farkları, gözlemlerini kayda geçirmeleridir. Şimdilerde artık neredeyse herkes sosyal medya kullandığı için “ zaman tanıklıkları ” iyiden iyiye yaygınlaştı, yani yaşananlar “silinmez” hale geldi. George Orwell’in unutulmaz romanı 1984’deki gibi (**)  eğer başımızdakiler! beğenmedikleri kimi olayları tarihten kazıyıp yok etmeye kalkışmazsa, bundan böyle, yaşanmışlıklar asla tarihin derinliklerine gömülüp gidemeyecek, ne hiyeroglifleri, ne çivi yazılarını çözmeye uğraşacağız, ne de kaybolup giden parşömenlere yazılı antik metinler için hayıflanacağız. “S avaşın eşiğindeki ” Bağdat’a 2 binli yıllarda art arda yaşanan krizler sırasında o kadar çok gidip gelmiştim ki, bir zamanlar “ Orta ...