Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Aşk etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Anna Karenina

Tolstoy ’un toprağı bol olsun (100 yıl kadar önce öldü.) Anna Karenina ’yı yazarken, kendi deyimiyle “ mürekkep hokkasındaki kanına batırmış ” ya kalemini... O kadar eziyet çekmiş yani...  Aslında bir tek kendisi değil, karısı Sofia da en az onun kadar eziyet çekmiş... Kolay mı Tolstoy’ un o kargacık burgacık yazısını okumak, o tuhaf giriş çıkışlarını, eklemelerini, çıkarmalarını filan algılayabilmek?  -E, o zamanlar bilgisayar mı vardı? Sil, yap, boz, copy paste et!!! Nerdeee?  Günlüklerinde anlatıyor Sofia, Tolstoy yazı masasından kalkınca, o alıyor kalemi kağıdı, başlıyor temize çekmeye. Böyle böyle derken Anna Karenina tam 8 (SEKİZ!) kez baştan temize çekiliyor... - Eee, bu biçerdöverin, biçilmiş tarla resimlerinin ne ilgisi var ? Diyeceksiniz... Var vaaar... Çünkü Tolstoy Anna Karenina ’nın kayınbiraderi Levin ’in, köyde tırpanla ekin biçme macerasına sayfalar sayfalaaaar ayırmış... Tırpanı nasıl ustaca kullandığını, biçilen ekinlerin nasıl bir simetri...

Gizli kalmış”, hazin bir aşk öyküsü

Bakın, şimdi  Mehveş Hanım la ilgili olarak size anlatacaklarım tam olarak doğru değil, bunu itiraf etmeliyim, nasıl söylesem? Aslında yarı fantastik bir anlatı... Ama aynı zamanda o kadar gerçek ki... Hele bir de sizinle karşı karşıya olabilseydik misafir odamda... Dantellerim pek güzeldir, çoğu sevgili halamın eseri. Ha, o mu? O küçük ceviz etajer de annemden kalmadır. Onun sevdiği “ şeyler ”i orada saklarım. Üstündeki şişeyi mi sordunuz?  Reve D’or ... (*) Bitmesin diye gözünün içine bakıyorum, çünkü annem öte dünyaya göçeli bir kaç yıl oldu, çok severdi bu kokuyu, sadece misafirliklerde kullanırdı, işte bunlar artakalan son damlalar. Korkarım artık üretilmiyor... Aslında, “ hem çayımızı yudumlayalım, hem de şu benim  macbook' dan  youtube' u açıp görüntü eşliğinde sohbet edelim ” diyecektim ama, malum,  Türk  halkı olarak cezalıyız(****)... Onun için büyükbabamın gramofonunu  çalıştırayım  önce, hemen geliyorum yanınıza... Aaaa sormadım ...

MASUMİYET MÜZESİNDE AŞK

“ Masumiyet Müzesi ”  Kitap Kulübümüzde önerildi, ben de  çok sevindim bu yeni romanın  seçilmesine. Bir anda en çok satanlar listesinde ilk sıralara tırmanan romanı günlerdir haftalardır duyuyor, izliyorduk. Romandaki  eziyetli aşka dair  haberler, yayınlar yağmur gibiydi.  Çünkü Orhan Pamuk , Masumiyet Müzesi 'ni yayınlamadan önce başarılı bir tanıtım taktiği uyguladı, güncel basına ( ve nedense magazin sayfalarına bile !) verdiği çok sayıda söyleşi ile kitabını okuyucuya fena halde merak ettirdi. Merak edilmez mi? Aşk bu... Yaşayan herkes için,  ( aslında  beş duyusuyla tam anlamıyla yaşayan herkes  demek daha mı doğru olur? ) Aşk bir varoluş sebebi ( raison d'être ) öyle değil mi? Hele Orhan Pamuk, verdiği bütün söyleşilerde eğer “ aşkın anlamı tam olarak nedir? Kitabımda buna yanıt aradım”  demeye getirdiyse (*) herkesin kitapçılara koşup raflara dizi dizi sıralanmış olan kitaptan birer tane edinmesi gerekmez miydi si...