Yaşamdaki rastlantılar kimi zaman çok hoş, “iyi ki O’nu tanıdım” dedirtiyor. İşte bana bunu söyletenlerden biri güzel illustratörüm Esra Özek. O’nunla yeni çıkan kitabım Babaannemin Güllü Masalları’nın (*) basımı sırasında tanıştık. Her yönüyle çok yetenekli, çok şeker bir genç sanatçıdan söz ediyorum. Renk ve giyim tercihleri farklıydı, koyu renkleri, siyahı seçiyordu, ayakkabılarında, başındaki avangarde kepte, elbiselerinde steampunk ya da gotik diye adlandırabilecek bir tarzı vardı. Gelgelelim karşılıklı konuşmalarımız sırasında karşımda ya da telefonda sanki bir su perisi hafifçe fısıldıyordu, hatta havada bir esinti vardı da, o sözcükler daha bana ulaşmadan uçup kayboluveriyordu. Benim örgüye, el işlerine sevgimi hemen keşfetmişti, hatta giyside, evimde, neredeyse her yerde kullanmayı sevdiğim fıstıki yeşile düşkünlüğümü de… Esra’nın masallarda yarattığı karakterlerin hepsi o kadar hoşuma gitti ki, alıp birer birer kucakladım onları, o babaanne bendim, o küçük kı...
Mürekkep kokan sayfalarda şimdilerde bize yer yokmuş, eh, ne yapalım? Açılsın bari hayali sayfalar... Oysa onlara yazmak tıpkı suya yazmak gibidir. Kayboluverir gider.