Yaşamdaki rastlantılar kimi zaman çok hoş, “iyi ki O’nu tanıdım” dedirtiyor.
İşte bana bunu söyletenlerden biri güzel illustratörüm Esra Özek. O’nunla yeni çıkan kitabım Babaannemin Güllü Masalları’nın (*) basımı sırasında tanıştık. Her yönüyle çok yetenekli, çok şeker bir genç sanatçıdan söz ediyorum.
Renk ve giyim tercihleri farklıydı, koyu renkleri, siyahı seçiyordu, ayakkabılarında, başındaki avangarde kepte, elbiselerinde steampunk ya da gotik diye adlandırabilecek bir tarzı vardı. Gelgelelim karşılıklı konuşmalarımız sırasında karşımda ya da telefonda sanki bir su perisi hafifçe fısıldıyordu, hatta havada bir esinti vardı da, o sözcükler daha bana ulaşmadan uçup kayboluveriyordu.
Benim örgüye, el işlerine sevgimi hemen keşfetmişti, hatta giyside, evimde, neredeyse her yerde kullanmayı sevdiğim fıstıki yeşile düşkünlüğümü de…
Esra’nın masallarda yarattığı karakterlerin hepsi o kadar hoşuma gitti ki, alıp birer birer kucakladım onları, o babaanne bendim, o küçük kız ve oğlan mahalle arkadaşlarımdı, Ayşegül’le taa okula bile başlamadığımız yıllardan kalma resmimiz duvarda asılıydı, Tahir Dedem çerçevesinden bana bakıp gülümsüyordu, horoz şekerlerinin tadını da damağımda hissettim.
Harika Kitap bünyesinde kendiliğinden çok hoş bir çalışma atmosferi oluştu birden. Esra masalların hepsi önünde olsa da metinlerle yetinmiyor, hep soruyordu:
-Kömür sobasının önünde oynayan çocukları, odayı bana biraz tarif eder misiniz?
-Horoz şekerleri tam olarak duvarda nerede asılıydı?
-Guguklu saatin duvardan yere düşüşünü, İstanbul’da iskeleye yanaşan vapuru, Ayşegül’le oturduğunuz çay sofrasını, Sivas’ta bindiğiniz körüklü faytonu anlatan kompozisyonlar yazıp gönderir misiniz bana?
İşte pek çok okurun kapaktaki ve iç sayfalardaki resimler için, “harika, çok hoşumuza gitti” dediği resimler Esra’nın fırçasından öyle ortaya çıktı.
Editörümüz Banu Çermikli Özdemir’in ilk okumayı yapmasının ardından
çalışmaların son aşamaya geldiği günleri de unutmam mümkün değil. Dizgi-mizanpaj sorumluluğu Hakan Kolcu’daydı, kendisiyle tanışmasak bile sürekli görüşmek durumundaydık, bir virgül, bir sözcük, bir paragrafın baş harfinde her an bir değişiklik gerekebiliyordu, diyelim ki gecenin bir saatinde kitabın taslağını ekranıma yansıtıp çalışıyordum, şu tire unutulmuş, o sözcükte hata var, noktayı kaldıralım gibi ve sayılamayacak kadar çok düzeltme işi… Tabii bütün bu mesai dijital yürüyordu, benim için zaten zaman kavramı yoktu, düzeltmelerimi işaretleyip, sayfanın fotoğrafını çekip Hakan’a dijital olarak gönderiyordum. Aaaa, bir bakıyordum ki, Hakan Bey gecenin o saatinde üşenmemiş sayfayı son şekline sokmuş, bana göndermiş bile…
Kitabın kapağı, kapak rengi, iç sayfalarda kullanılacak kâğıdın türü, gramajı, rengi ise çok önemliydi tabii, bütün bu detaylar üzerinde Harika Kitap’ın genel yayın yönetmeni Veysel Murat Erçoklu çalıştı ve ortaya Prof Semiramis Yağcı’nın “sevip okşadım” dediği, Mahfi Eğilmez’in “çocuklarınıza torunlarınıza okutun” diye önerdiği, Fikret Sevinç’in “Bu masallarda kahramanlık ve büyük maceralar yok ama hayatın kendisi var” dediği Babaannemin Güllü Masalları işte böyle ortayla çıktı…
Kitabın basıldığı gün, sevgili Nevbahar aradı:
-Elimde Babaannemin Güllü Masalları var, çok sevimli olmuş, biz Gar’dayız burada küçük bir stand açtık, isterseniz siz de buyrun…
Sevgi Akkoç’la, koşa koşa gittik, ilk kitapları ona ve trenin kalkmasını bekleyen kimi yolculara imzaladım, gece kitabım başucumdaydı, sevinçten uyuyamadım…
(*)https://www.trendyol.com/harika-kitap/babaannemin-gullu-masallari-nursun-erel-ciltli-144-sayfa-5-12-yas-renkli-p-1051518871

Yorumlar
Yorum Gönder