“İyilik için Adalet” başlıklı Türk Hukuk Çalıştayındaydık dün. Herhangi bir siyasi parti amblemi taşımayan kurultay (aslında İyi Parti tarafından düzenlenmişti!) ülkenin tam da şu anda gereksinim duyduğu konulara odaklanmıştı. Ayrı ayrı salonlarda gerçekleşen tüm oturumları aynı anda izlemek ne yazık ki mümkün değildi ama özellikle seçerek iki saat süresince izlediğim “Üniter Devlet Yapısı ve Parlamenter Sistem” oturumunda, üç profesör (Ekrem Ali Akartürk, Süheyl Batum, Mustafa Çağatay Aslan) ile gazeteci Taha Akyol’un anlattıklarından hem çok etkilendim hem çok şey öğrendim.
İki gün sürecek Çalıştay’da yapılan konuşmaların tamamı kayda geçti, yakında kitapçık olarak yayınlanacak, edinip okumayı iple çekiyorum.
Kurultayın Selcan Taşçı tarafından yönetilen ilk oturumu, “Basın Özgürlüğü ve Dezenformasyon” başlığını taşıyordu, sevgili meslektaşlarım Mustafa Balbay, Deniz Zeyrek ve Murat Ağırel ile birlikteydik, dinlerken çok şey öğrendiğim ve büyük keyif aldığım meslektaşlarımın anlattıklarından bir kaç anekdotu sizinle paylaşmak istiyorum.
MUSTAFA BALBAY:
Balbay’a, konuşmam sırasında “Ergenekon Davasında yargılanıp beş küsur yıl hapis yattı, o unutulmayan Genç Subaylar manşeti o süreci başlatmıştı, bilgisayarında aslında çok önceden yazıp sildiği notlarıyla savcılar onu hedef aldılar. Duruşmalar sürerken, “keşke Balbay o bilgisayarını kaldırıp denize atsaydı diye düşünmüştüm” diye seslenmiştim, o da şunları söyledi:
-Benim şahsi bilgisayarıma değil, yasalara aykırı biçimde Cumhuriyet Gazetesinin sistemine girerek, silinmişler dahil tüm kayıtları ele geçirerek bu işleri yaptılar, adaletin nasıl işlediği ortada, şimdi de izliyoruz, bir haberi beş gazete aynı biçimde yayınlıyor, seçip sadece ikisini yargılıyorlar… Kızım, benim yargılanma sürecimden çok etkilendiği için hukuk okudu, avukat oldu, geçen gün konuşuyorduk, bizde gazetecilerin en çok karşısına çıkan suça dayanak oluşturan 217/A dezenformasyon maddesinin benzerleri dünyada sadece Malezya, Etiyopya, Kamboçya ve Rusya’da varmış ama onlarda bile asla hapis cezasına yol açmıyormuş.
MURAT AĞIREL:
Şu anda ülkede gazeteciler açısından durum şu: Kafayı yememek için aslında gerçekten kafayı yemek gerekiyor. 300’ü bulan davam devam ediyor, örneğin Timur Soykan üç milletvekilinin yurtdışından kilolarca kaçak altın getirdiklerini haberleştirmişti, ben de o habere destek haberleri yaptım, hemen 217/A maddesinden yargılandık, bir yıl üç ay ceza aldım. Bir başka yargılandığım haber, hem de Anadolu Ajansından. -Filistin’e ihracatımız sözde kat kat artmış, onbinlerce deri ceket, seramik, halı filan ihraç ediyormuşuz.- Mümkün mü? İsrail’e yapılan ihracattır bu- dedik, yargılanıyoruz. Melih Gökçek’in eşinin mobilya alımına dair haberim de yargılanma konusu. Tokat milletvekili bir hanımefendi için yaptığımız haber ise çok ilginç bir sürece yol açtı, bir gün adliyeden çağırdılar, meğer hanımefendi benim için uzaklaştırma kararı aldırmış, hakim, -Murat Bey ayıp sorması ilişkiniz var mı?- diye sordu, düşünün artık… Bu 217/A maddesinin dayanağı haberin korku ve panik yaratması, ama bakıyorsunuz Hilal Kaplan’ın boşanıp yeniden evlenmesi bile bu maddeye dayanılarak yargılama gerekçesi oluyor.
DENİZ ZEYREK:
Hepimizin sorunu aynı, iktidar karşısında savunmasızız. TBMM’nin eski başkanlarından biri (İsmail Kahraman) için -Atatürk Düşmanı- tanımlaması yapmıştım, dava açtı, duruşmaya gittim, -hayır ben Atatürk Düşmanı değilim- demesini bekliyordum, ama gelmedi, dava düştü. Oysa Anayasa Basın hürdür sansür edilemez demiyor mu?
Savunmasızlık diyordum, daha dün genç kadın meslektaşlarımıza -sizler zarfla para alıyorsunuz bu haberleri yapmak için- diye düzeysiz bir saldırı yapıldı. Bu saldırılar sonuçsuz kalıyor, bir kaç gün önce eşimle birlikte TBMM parkının orada yürüyoruz, baktım arkamdan elinde sopa ile bir adam geliyor, eşimi kenara çektim, adam sopayla geçti, gözden kayboldu, birden çığlıklar duymaya başladık, eşimle koşup gittik, baktık o adam elindeki sopayla bir kadını dövüyor, ben adamı zorla kenara çektim, TBMM parkındayız, polis seyrediyor… -Seyredeceğinize müdahale etsenize- dedim, polis, -siz de karışmayın, aile meselesi- demesin mi?
VİŞNELİ TAYFIR


Yorumlar
Yorum Gönder