Geçenlerde iki duayen isim tarafından kahveye davet edildim, mesleğimizin efsanevi haber müdürü Sezai Bayar ve pek çok genci tedrisatından geçirip gazetecilik mesleğine kazandıran Korkmaz Alemdar ile buluştuk, sohbet ettik. Baharın gelişiyle umutlar tazelenir ya, esprilerle şenlenen konuşmamız daha sonra Cemiyetteki gelişmelere özellikle “Kaş Arazileri” konusuna kaydı.
Gazeteciler Cemiyetinin Kaş’ta yıllar önce edindiği araziler, uzun süredir tartışılıyor. Kimi eski gazetecilerin villalarının yer aldığı, hatta sokaklara isimlerinin verildiği bu arazilerin doğal sit alanı statüsündeki bazı bölgelerinin sonradan yapılaşmaya açılması, tapu düzeltme davalarıyla yüz ölçümlerinin önemli ölçüde artırılması, bölgedeki tansiyonu yükseltiyor. Cemiyet mülkiyetindeki arazilerin yıllardır ne gazeteciliğe, ne de üyelerine herhangi bir yarar sağlamadığı da öne sürülüyor. Yeni kurulan vakfın, cemiyet yöneticilerinden oluşan mütevelli heyetinin uhdesine geçecek araziler üzerinde satış, temlik, kiralama gibi süper yetkilerle donatılmış bir emlak ofisine dönüşeceği de iddialar arasında.
—-Muhaliflere arazi yok——
Yıllar önce eski Başkan Beyhan Cenkçi eliyle bu arazileri edinen pek çok gazeteciye karşılık, sonraki yıllarda cemiyete ciddi rakamlarda (1981 yılının 50 bin TL’si) paralar yatıran gazetecilere, Nazmi Bilgin’in başkanlık döneminde arazi verilmedi, alacakları da bugüne değin iade edilmedi. Bu durum sert tartışmalara yol açarken, bazı gazeteciler üyelikten çıkarıldı, pek çoğuna, “zaman aşımı” gerekçesiyle ödeme yapılmayacağı bildirildi, hatta aralarında hakaret davası açılarak tazminata mahkum ettirilen bile oldu.
Basın özgürlüğünü savunması, haber edinme hakkını kutsal sayması gereken gazeteciler cemiyeti, bu konuyla ilgili pek çok habere de yayın yasağı getirdi, bu yüzden Kaş arazilerinin geçmişini araştırmak artık zorlaştı.
——Beyhan Cenkçi Bayar’a neden kızdı?—-
Bu sürecin içinde bizzat yaşayanlardan biri olan duayen gazeteci Sezai Bayar kendi başından geçenleri anlattı. 1974 yılında Beyhan Cenkçi’ye karşı oluşan muhalefetin içinde yer alan Bayar şunları söyledi:
-Yüz küsur gazeteciydik, Cenkci’nin yanında yer alanlar arsalarını gelip aldılar, Oktay Ekşi, Cüneyt Arcayürek hemen tapularını aldı. Buna karşılık Cenkci bana dedi ki:
-Sana ve senin gibilere vermiyorum…
Kastettiği, bizim gibi kendisine muhalifler… Dolayısıyla uzun süre ızdırap çektik, Doğan Avcıoğlu da hakkını alamadı, zaten en çok ona üzüldüm.
-Yani başkanın iki dudağının arasında mıymış insanların hak talebi?
-Anlatıyorum işte…Beni ve kendisine muhalefet eden pek çok arkadaşımı üyelikten çıkardı, bunun üzerine ben mahkemeye başvurdum, çok dürüst bir hakime denk düştük, öncelikle bizim üyelikten çıkarılmamızın usulüne uygun yapılıp yapılmadığının tespitini istedi. Bunun için karar defterinin incelenmesi gerekiyordu. Fakat Beyhan Cenkçi karar defterini vermemek için uzun süre direndi. Çok kez ya tatilde oluyordu, ya yerinde bulunamıyordu. Bir ara -defter havuza düştü- gibi ciddiyetsiz bir söyleme bile sığındı. Fakat hakim bu konuda kararlı olunca müzekkere çıkarttı, bir resmi görevli eşliğinde cemiyete gittik. Karar defterleri cemiyetin kasasındaymış, başkandan başka kimse kasayı açamıyormuş, görevli kasayı kırdı ve defteri aldık hakime götürdük. Hakim baktı, bizim üyelikten çıkarılma kararının altında sadece Beyhan Cenkçi’nin imzası var, tabii ki usule aykırıydı ve karar geçersiz oldu. Bunun üzerine hemen atladım Kaş’a gittim, benim payıma düşen arazinin vergisini ödedim, ardından kaymakama gittim, tapu müdüründen tapunun getirilmesini istedi ve benim tapu geldi…
-Sonra o arazi sizin oldu, ne yaptınız? Fethi Akkoç gibi otel mi yaptırdınız?
-Hayır bir İngiliz satın almak istedi ben de 55 elli beş bin sterline sattım…
-Ama sizin gibi hak sahibi durumundaki arkadaşlarımıza hakları teslim edilmedi, hatta Kadir Şengün, elinde cemiyete yaptığı 50 bin liralık ödemenin dekontu varken vefat etti. Ben son iki dönemde yönetim kurulundaydım. Bu konuyu hep gündeme getirdim, ilkinde başkan -genel kurul kararı olması gerekiyormuş- dedi, sonraki ilk genel kurula sunulan önerge oybirliği ile kabul edildi ama yine ödeme olmadı.
-Bence benim yöntemi uygulasınlar, mahkemeye başvursunlar, karar defterinde bu ödemeler ile ilgili kararlar nasıl alınmış? Üyelikten çıkarma kararlarının altında kimlerin imzası var? Bunları talep etsinler.
-Süreçte oyalandıklarını, bunun kasıtlı yapıldığını, sonra da taleplerinin zaman aşımına uğradığını söylüyor arkadaşlar.
-Hayır zaman aşımı olamaz…
Meslek büyüğümüz Sezai Bayar ile görüşmemiz bu çerçevede sonlandı kendisine “Babaannemin Güllü Masalları” kitabımı imzaladım, o da bana “Bizim Kedi Kükredi” kitabını imzalı verme sözü verdi.
Üçlü kahve sohbetimizde Prof. Korkmaz Alemdar da vardı, ben ona da sordum:
-Hocam, Vakıf Davasına itiraz edilmişti, konu istinaf mahkemesindeydi, ne oldu?
-Mahkemeye “hızlandırın” dilekçesi vermişler…
Neden acaba? Bu acelenin gerekçesi neymiş? Kırk yıldır duran arazilere ne olabilirmiş? Bilmem… Onu da bugüne kadar her konuda sessiz kalan 2 bin küsur üye araştırsın!
Şimdi belki diyeceksiniz ki,
-“Bu Kaş meselesi seni neden ilgilendiriyor? Sen de mi alacaklısın?”
-Hayır, ben yaşamımda Kaş’ı hiç görmedim, iki kez başkan tarafından davet edildim, gitmedim. Arazi talebim filan da olmadı, zaten bu işler bizden önceki yıllarda cereyan etmiş. Sadece bir hakkın teslim edilmesi beni ilgilendiriyordu, özellikle meslektaşım Kadir Şengün’ün hakkını alamadan ölümüne çok üzüldüm çünkü.
https://www.karar.com/kastaki-yanan-arazi-ankara-gazeteciler-cemiyetine-ait-cikti-1565503
https://acikgazete.com/kose-yazilari/yusuf-yavuz/kata-70-yllk-rant-sava/



Yorumlar
Yorum Gönder