12 Eylül sürecinde haber peşinde koşarken olağanüstü çaba harcıyorduk, askeri kaynaklardan bilgi almak aslanın ağzındaydı, güç bela edinilen bilgilerle haber yapmak ise kimi zaman ağır bedel ödetiyordu. Askeri yönetimin hoşlanmadığı haberler için gazeteler sıkıyönetim komutanlığının bir telefonuyla derhal kapattırılıyordu. (*)
-Bilmem sizin de aklınıza, “tarih tekerrürden ibarettir” sözü geldi mi?
İşte o dönemde 12 Eylül askeri yönetiminin hışmına uğrayan siyasetçiler, sendikacılar, gazeteciler, aydınlar hep birlikte bu zor koşullara direnme çabasındaydık ve karşılıklı diyalogumuz kesintisiz sürüyordu.
Benim sık görüştüğüm “yasaklı politikacılar”ın başında Süleyman Demirel ve Deniz Baykal geliyordu, sık sık telefonlaşırdık, Feyzan ile evlendiğimizde nikahımıza katıldılar, hatta Demirel nikah tanıdığımızdı, bizi esprileriyle epey güldürmüştü.
Yakın arkadaşlarımız bilir, dostlarla paylaşmayı, birlikte yiyip içmeyi seven bir çifttik, bu hep böyle devam etti. Büroda çalıştığım bir gün telefonum çaldı, Deniz Baykal arıyordu:
-Nursun, nasılsınız? Evlilik nasıl gidiyor? Sizi birlikte bir gün bizde görmek isteriz.
Ben tabii çok sevinmiştim bu davete:
-Efendim ilk davet bizden olsun mu?
Dedim, Deniz Bey, davetimizi alçakgönüllülükle kabul etti, Olcay Hanımla birlikte, bir cumartesi günü Büklüm Sokaktaki evimize akşam yemeğine geldiler. O günün menüsü hala aklımda:
-Lor peynirli Osmanlı çorbası, kâğıtta dil balığı, zeytinyağlı enginar ve meyve…
Küçük lor peyniri toplarının et suyunu süslediği lezzetli çorbayı annemin Ekrem Muhittin Yeğen imzalı eski yemek kitabından bulup yapmıştım, kâğıtta dil balığını Feyzan hazırlamıştı. Enginarları soyarken epey zorlandığım aklımda kaldı, neyse ki annemin kenarı bıçak gibi keskin kaşığı imdada yetişti, işi kolaylaştırdı, soframızı eksiksiz hazırlayabildik.
Akşamüstü kapımız çalındı, Olcay hanımla Deniz Beyi buyur ettik, ellerindeki zarif buketi vazoya koyduk, birer kahve ikramından sonra sofraya geçildi, Deniz Bey ilk ikramımız olan lor peynirli çorbayı çok beğenmişti:
-Olcay çorba çok hoşuma gitti, tarifini alır mısın?
Dedi, Olcay Hanıma tarifi ertesi gün telefon ederek verdim, sonraki yıllarda Deniz Beyle görüşmelerimiz sürdü, hatta Cumhuriyet gazetesinde yaptığım bir yolsuzluk haberini, muhalefet lideri olarak elindeki gazeteyi meclis kürsüsünden sallayarak eleştirdiği günü unutamam.
Baykal ile son olarak o sırada çalıştığım The New Anatolian gazetesinde yayınlanan röportajım için görüştük, AKP yönetimini dış politikadaki tutarsızlıkları ve yolsuzluklara bulaştığı gerekçesiyle eleştiriyor, erken seçim çağrısı yapıyordu. Bir süre sonra kaset olayı patladı (**) ve Baykal CHP Genel Başkanlığından istifa etti.
Bu skandal kamuoyu ve biz gazeteciler için tam bir şoktu, TBMM’de olay günlerce hararetle konuşuldu. CHP’yi yakın takipteki kimi meslektaşlar, “Biz bu durumun farkındaydık” diyerek “özel yaşama saygı” gerekçesiyle haber yapmaktan kaçındıklarını anlattılar.
Ben ise asıl Olcay Hanımın tepkisini merak ediyordum, sessiz kalmayı değil eşinin arkasında durmayı seçti, kasetin montaj olduğunu savundu (***) oysa yüreğinde kim bilir ne fırtınalar kopmuştu, ölüm haberini duyduğumda hızla geçen zamanın eleğinden aklıma düşenler bunlar oldu, nurda yatsın, ancak şu soru hep aklımda:
-Politik skandallarda hep kadınlar mı özveride bulunur?



12 Eylül döneminin baskariydi MPm de çalışan arkadaşlarımı ziyarete gittiğimde tanımıştım Olcay Hanımı , Deniz beye hep destek oldu..Hep sessiz ve sitemsiz kaldı..
YanıtlaSil