Değerli hocam Ünal Aytür (*) çaya davet edince, koşarak gittim. Ne hoş bir sonbahar inmişti bahçesine, kuruyan yapraklar ilmek ilmek düşüp, sapsarı bir halı dokumuştu yerde. “ Çevirinin beyefendisi ”nin konuğu olup, dünya edebiyatının sayfalarında dolaşmaktan daha güzel ne olabilirdi? Demli çayımızı yudumlarken sohbetimiz, hocamın dostu, değerli yazar-çevirmen-şair ve hocaların hocası Cevat Çapan ’ın denemelerinin yer aldığı “ Edebiyat Ne İşe Yarar ” kitabına evrildi. Ünal Aytür’ün çok sesli klasik müzikten başkasına prim vermediğini, uzun yıllar bir kuartette keman çaldığını, halen de kemanını elinden bırakmadığını bilenlerdenim. Nereden söz açıldı şimdi unuttum ama biraz çekinerek, kendisine bir ara alaturkaya merak sardığımdan, ud çalıştığımdan, makamları usulleri araştırdığımdan söz ettim. İnanılmaz bir rastlantıydı belki ama Ünal Bey, o anda Cevat Çapan’ın kitabındaki Shakespeare bölümünü açıp okumamı istemesin mi? Meğer...
Mürekkep kokan sayfalarda şimdilerde bize yer yokmuş, eh, ne yapalım? Açılsın bari hayali sayfalar... Oysa onlara yazmak tıpkı suya yazmak gibidir. Kayboluverir gider.