Ana içeriğe atla

Kiraz Kardeşliği (Büyükelçi Umut Arık’ın ardından)



Büyükelçi Umut Arık’ın ölümüne çok üzüldüm. Bu acı haber beni yıllar öncesine, O’nun büyükelçi olarak görev yaptığı Tokyo’ya götürdü. Japon hükümetinin her yıl bir gazeteciye tanıdığı şansla, Japonya’da bir süre kalmış, sosyal yaşamı, ekonomisi, siyaseti üzerinde gözlemler yapmış, gazetede kapsamlı bir yazı serisi hazırlamıştım.  Tokyo başta olmak üzere, Japonya’nın Hiroşima, Kyoto, Nagoya gibi simge kentlerine bizi “kurşun hızıyla” götüren ünlü Şinkansen Treniyle yaptığımız yolculuklar da aklımdan bir bir geçti.



İşte o günlerde Tokyo’da otel odamda telefonum çaldı:


 -Nursun Hanım, ben büyükelçi Umut Arık, burada olduğunuzu duydum, isterseniz birgün elçiliğe gelin, Türk-Japon ilişkilerini konuşalım.


Umut Bey hemen ertesi gün için randevu verince ziyaretine gittim, uzun uzadıya Japonların Türkiye’ye bakış açısını, yapımı devam eden ortak projelerle ilgili sorunları anlattı. Hatta yapımı çok uzun süre geciken Pendik Tersanesi için, “Japonlar, -Pendik is always pending- Pendik hep sürüncemede- diyerek bize gülüyorlar” sözü aklıma geldi. 


Japonlar için kiraz meyvesi ve çiçeği (sakura) son derece değerli, sakuraların çiçek açıp, yeri göğü pembeye boyadığı günlerde Japonya’ya milyonlarca turist akın ediyor. 

Samurayların da “kutsal” kabul ettiği kirazın anavatanının Giresun olduğunu öğrenen Japonlar, kirazıyla ünlü Sagae kenti ile bizim Giresun’un kardeş kent olmasını istemişler. Büyükelçi Arık, bu istemi hemen ele alıp projeyi gerçekleştirmiş.  Kiraz Kardeşliğinin ilan edildiği törene ben de katılmıştım, hatta bir Japon gazeteci “Giresun’un kirazı nasıldır? Çiçekleri de bizim sakuralar kadar güzel mi?” Diye sorunca ben, “Giresun’un fındığını bilirim de kirazını pek duymadım, Giresun’lu komşumuz bize bir gün kiraz turşusu getirmişti, bir de et yemeğine kirazı tuzlayıp kavurarak sos yapıyorlarmış onu da anlattı” dedim. Bu konuşmamız Japon gazetecinin bana Japonca sorması nedeniyle o sırada elçilikte görev yapan İlhan Oğuz tarafından çevriliyordu, İlhan Bey dedi ki:


-Nursun Hanım ben cevabınızı aynen çevirmedim şimdi iki şehir kiraz kardeşi olunca fındıktan bahsetmek garip olurdu


Doğrusu ben de kendisine hak verdim, durup dururken çam devirmenin alemi yoktu.

Rüya gibi geçen o keyifli Japonya seyahatimden kimi izlenimlerimi ilgi duyan olursa diye, burada paylaşayım:


https://bennursunerel.blogspot.com/2020/12/japonya-frtnada-ucan-defter.html

https://bennursunerel.blogspot.com/2020/12/nagoyada-buyulu-gece-japonya.html

https://bennursunerel.blogspot.com/2020/12/japon-mutfag-ah-o-biftek-japonya-3.html

https://bennursunerel.blogspot.com/2021/08/sayonara-elveda-japonya.html



 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Jackie, kanlı tayyör ve Kennedy suikastı

Koyu ela gizemli bakışlar, yumuşacık kulağa fısıldar gibi ses tonu ( hele Fransızca diksiyonu !), parlak gür saçlar, yaşama, aileye, dostlara, sanata ve estetiğe adanmışlık...  Oleg Cassini (*) imzası taşıyan zarif giyim stili ve Tiffany’s den “kiralanan” (*) görkemli mücevherleriyle muhteşem bir First Lady’nin Beyaz Saray salonlarında üç yıl boyunca, zarif ve ışıldayan salınışı. Evet evet, Jacqueline Bouvier Kennedy ’den söz ediyorum. Amerika’nın 35. Başkanı John Kennedy ’nin Beyaz Saraya taşıdığı, “ gelmiş geçmiş en muhteşem ve unutulmaz ‘First Lady’den.”   Mutluluklarını taçlandıran iki güzel çocukları, Caroline ve John JR da unutulmamalı!”  Beyaz Saray'da Kennedy'leri tanımlayan Camelot süreci, hem büyük mutlulukları hem de gizlenen hüzünleri barındırmıştı içinde. Küçük John'un, Başkan Kennedy Oval Ofis'te çalışırken masasının altına saklanışını gösteren kadar sevimli bir Beyaz Saray fotoğrafı var mıdır acaba?   Bu gözyaşartıcı tablo, Dallas’...

Mutluluğun resmi ve bir ada öyküsü…

Babaannemin Güllü Masalları ’nın sayfalarını bu kez Büyükada ’daki Taş Mektep ’te açıyoruz.  Büyükada’nın “ asırlık ” kitabevi  Ksidas ’ın öncülüğünde, Adalar Belediyesi ’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek buluşmada, oğlum Ali Erel ’in eşi, sevgili gelinim Seda Bakan ile çocuklara, kitaplara ve yaşama dair konuşacağız. Beni çok sevindiren bu program öncesinde sizlere paylaşmak istediğim bir “ada öyküsü” var: Oğlum Ali Erel dört yaşındaydı, Heybeliada ’da tatildeydik, bir gün İstanbul ’a gitmek üzere vapura bindik ve kitabımın 112. Sayfasındaki “ Vapura Biniyoruz” başlığıyla dile gelen olayı aynen yaşadık.  Harika Kitap ’tan çıkan masal kitabım için pek çok kez dile getirdim, Esra Özek ’in sihirli fırçasıyla renklenip canlanan masalların hepsi benim çocukluğumda başıma gelen  ya da çocuklarımla yaşadığım olaylardan kaynaklı. Çocuklar için kaleme aldığım bu masallar için anne babalardan gelen şu sözler ise doğrusu çok hoşuma gidiyor: - Bizleri de çocukluğumuz...

Osmanlı Mutfağından bir tarifle Olcay Baykal’ı anmak

12 Eylül sürecinde haber peşinde koşarken olağanüstü çaba harcıyorduk, askeri kaynaklardan bilgi almak aslanın ağzındaydı, güç bela edinilen bilgilerle haber yapmak ise kimi zaman ağır bedel ödetiyordu. Askeri yönetimin hoşlanmadığı haberler için gazeteler sıkıyönetim komutanlığının  bir telefonuyla derhal kapattırılıyordu. (*) - Bilmem sizin de aklınıza, “tarih tekerrürden ibarettir” sözü geldi mi? İşte o dönemde 12 Eylül askeri yönetiminin hışmına uğrayan siyasetçiler, sendikacılar, gazeteciler, aydınlar hep birlikte bu zor koşullara direnme çabasındaydık ve karşılıklı diyalogumuz kesintisiz sürüyordu.  Benim sık görüştüğüm “ yasaklı politikacılar ”ın başında Süleyman Demirel ve Deniz Baykal geliyordu, sık sık telefonlaşırdık, Feyzan ile evlendiğimizde nikahımıza katıldılar, hatta Demirel nikah tanıdığımızdı,  bizi esprileriyle epey güldürmüştü. Yakın arkadaşlarımız bilir, dostlarla paylaşmayı, birlikte yiyip içmeyi seven bir çifttik, bu hep böyle devam ...