Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Hazine’nin Hazin Hali

Orhan Pamuk gibi, “bir kitap okudum hayatım değişti” demeyeceğim ama “ meslek hayatım bir film gibi gözlerimin önünden geçti ” desem inanır mısınız? -Evet, aynen öyle oldu.  Elimdeki kitap Osman Tunaboylu ’nun “ Babama Anlattığım Bürokrasi ve Bankacılık hikayeleri .” (*) Tunaboylu, kırk beş yıl süren bürokrasi serüvenini kaleme alırken, yaşanmış olaylara da çokça yer vermiş. Ben bu yaşananların öncesine değil ama seksenler sonrasına  “ az çok ” tanıklık ettim, ama ekonomiyi takip eden bir gazeteci olarak pek çok olayın perde arkasını ancak şimdi öğrenmiş oldum…  -Neden?  Derseniz, bizimki gibi demokrasiden nasibini tam almamış ülkelerde gazetecilik yapmak zordur, bilgi aslanın ağzındadır, şeffaflık kimsenin umurunda olmadığı gibi, ülkeyi yönetenlerde kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğu, görevi yerleşmemiştir. O yüzden ilk sayfalardaki şu cümle çok hoşuma gitti: “ …Yazmamak susmak daha mı ahlaki bir tutum? Geleceğe ışık tutmak için aydın olarak topluma karşı ...

O masallar bizdik!

-Kim unutabilir çocukluğunu? İster mutlu ister mutsuz günlerle örülü olsun, kim silebilir anılarından?  Kiralık bisikletlere bindiğimiz, paten kaydığımız Lale Sokak, Cihan Sokak, Hanımeli Sokak larda  birbirinin kopyasıydı apartmanlar,  yaşamlar  hep “ iki oda bir salonda” geçerdi. Evlerin arka bahçelerinde asma kilitli kömürlükler, kışa çeyrek kala satın alınan ( memurların kok kömürü karnesi vardı ) kömürün taşınması, asfalta sürten küreğin ritmik sesi, küfelerle  taşınan kömürün bıraktığı iz, genzi yakan tuhaf koku… - Şakir Zümre   Sobası sizde yok muydu? -Üşürdük kışın, diz boyuydu kar. Halalar, büyükanneler hepimize hırkalar örerdi, eskiyenleri söker, yünlerini yıkar, kurutur yine örerlerdi hırkaları kazakları - Kavacık Suyu, İnci Suyu arabaları geçerdi sokaktan, evlerde pişen yemeklerden komşuya bir tabak tadımlık gönderilirdi. Büfenin en süslü porselen tabağına özenle yerleştirilmiş iki dilim kızarmış palamutla, pasta tabağındaki irmik helva...

İtirazım var!

Amerika Kıtasında  olanları şaşkınlıkla izliyorum, öyle bir şaşkınlık ki, şok halindeyim desem yeridir. Başkan Trump ’ın önde gelen petrolcüleri toplayıp, televizyonlardan canlı yayınlattığı toplantıyı  (*) ve sonrasındaki basın toplantısını izledim, - bu seyrettiklerim gerçek olamaz - diye düşündüm.  Neden mi? Bir kere adam (Trump) vır vır vır konuşuyor bir sürü hikaye anlatıyor. Kendisini çoktan legalize etmiş, Venezuela ’yı  bir gece ansızın baskına uğratıp, başkanını derdest ettirip, New York ’ta hapse tıktırma olayına yasal kılıfı çoktan bulmuş, diyor ki: -Eğer Venezuela  petrolüne biz el koymasak başkaları el koyacaktı, Ruslar veya Çinliler mesela… -Zaten o petrol bizim hakkımızdı. Venezuelalılar 2007 yılında Amerikan petrol şirketlerini kamulaştırdılar, orada yapılan bütün masrafa, emeğe, çok değerli altyapı ve ekipmana el koydular. Dolayısıyla o petrol bizim hakkımız. Bundan sonra da orada bizim şirketlerimiz faaliyet gösterecek. -Belki bir kı...