Orhan Pamuk gibi, “bir kitap okudum hayatım değişti” demeyeceğim ama “meslek hayatım bir film gibi gözlerimin önünden geçti” desem inanır mısınız?
-Evet, aynen öyle oldu.
Elimdeki kitap Osman Tunaboylu’nun “Babama Anlattığım Bürokrasi ve Bankacılık hikayeleri.” (*) Tunaboylu, kırk beş yıl süren bürokrasi serüvenini kaleme alırken, yaşanmış olaylara da çokça yer vermiş. Ben bu yaşananların öncesine değil ama seksenler sonrasına “az çok” tanıklık ettim, ama ekonomiyi takip eden bir gazeteci olarak pek çok olayın perde arkasını ancak şimdi öğrenmiş oldum…
-Neden?
Derseniz, bizimki gibi demokrasiden nasibini tam almamış ülkelerde gazetecilik yapmak zordur, bilgi aslanın ağzındadır, şeffaflık kimsenin umurunda olmadığı gibi, ülkeyi yönetenlerde kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğu, görevi yerleşmemiştir. O yüzden ilk sayfalardaki şu cümle çok hoşuma gitti:
“…Yazmamak susmak daha mı ahlaki bir tutum? Geleceğe ışık tutmak için aydın olarak topluma karşı borcumuz yok mu?”
——İrfan Ocağı—
Osman Tunaboylu, “irfan ocağı” diye nitelendirdiği Bankalar Yeminli Murakıpları Kuruluna SBF’yi bitirdikten sonra başlayışını, önce giriş sınavına, iki yıl sonra yeterlik sınavına hazırlanışını anlatırken o “zorlu süreç”i okuyucuya yaşatıyor. Böylece liyakatsizliğin kol gezdiği şimdiki ortamın, geriye gidişimizin bir numaralı sorumlusu olduğu gözler önüne serildiği gibi, borç sarmalına hapsolan ekonomik felaketimizin sebepleri de anlaşılıyor.
Beşyüz küsur sayfalık kitabı bir kaç satırla aktarmak zor ama ekonomiye, ülkemizin insan yapısına, devlette işlerin nasıl yürüdüğüne dair merakı olanların bu kitabı alıp okumasının gerekli olduğunu düşünüyorum. Üstelik o yıllar öylesine gerçekçi dille ve anekdotlarla aktarılıyor ki, bu kış günlerinde kitabı okumak benim için çok keyifli bir uğraşı oldu. Bu nedenle bir kaç alıntıyla yetineyim, gerisini size bırakayım.
——-İlk maaş——-
Siyasal Bilgiler Fakültesinde geçen yıllarda alınan onca eğitim, verilen emekler, sınavlarla geçirilen sıkıntılı sürecin sonunda murakıplığa kendi deyimiyle “çırak” olarak giren Osman Tunaboylu ilk maaşını alınca ne hissetti?
“…Ertesi gün ay başıydı. Memuriyetimin ilk maaşını aldım, bugün gibi hatırımda, tastamam üç yüzelli iki lira yetmiş beş kuruş geçti elime. Yani öğrenci bursundan yüz lira kadar fazla. Bu şok oldu benim için. Ne hayaller kurmuştum öğrencilik günlerimde. Neler yapacaktım neler… Beni binbir zorlukla büyütüp yetiştiren anneme babama yardım edecektim. Kaloriferli bir ev tutup oturtacaktım onları…”
Kısıtlı maaşla tabii ki bunlar yapılamıyor, neyse ki yurt çapında çıkılan inceleme turnelerinde alınan harcırah, murakıpların mali durumuna biraz olsun katkıda bulunuyor, ama ülkenin o yıllardaki koşulları o kadar ağır ki, seyahatlere saatler süren otobüs yolculuklarıyla gidiliyor, kalınan otellerde de tasarruf uğruna çok kez, bir odayı iki meslektaş paylaşıyor.
—-Sinop’un tek oteli——
Türkiye’nin altmışla yıllardaki halini görüyoruz o sayfalarda:
“…Sinop otobüsünde yerimizi ayırttık, düştük yola. O tarihlerde Sinop, pek öyle kolay gidilebilecek bir yer değildi. Karşı karşıya gelen iki aracın, biri durup ötekine yol vermedikçe geçemeyecekleri kadar dardı yol. Otobüs, derin uçurumları yalaya yalaya uzayıp giden o toprak yolda ilerlerken aklı oynuyordu insanın. Dört saati aşan sıkıntılı bir yolculuktan sonra, öğlen vakti sağ salim Sinop’a geldik. Otel sorduk. Ola ola bir tane oteli varmış zaten. Oraya gittik, deniz manzarası şahane ama bakımsız, yıkık dökük bir oteldi bu. Ne yatağı yataktı, ne çarşafı çarşaf. İçimize sinmedi, rica minnet odayı biraz sildirip temizlettik, çarşafları değiştirttik yerleştik mecburen. İşimiz bitince bir şey yiyelim diye aşağı inip otel katibine lokanta sorduk. Zaten bir lokantamız var efendim dedi, otelden çıkın 100 metre sonra… Sadece öğleyin açıktır. Akşam için lokanta bulamazsınız. Beğendiğiniz balığı alırsanız pişirmesi benden, yanına bir de salata yaparım. Şuraya denize karşı bir masa attık mı, alın size birinci sınıf lokanta. Hizmetime karşılık rakınızdan iki dublecik de bana verirseniz helalleşiriz…”
——Siyasi baskı var mıydı?——
Acaba banka denetimleri o yıllarda nasıl yapılıyordu? Murakıplara siyasi baskı-etki var mıydı?
“… Maliye Bakanına bağlıydık ama, denetimlerimizi hiç kimsenin etkisi altında kalmadan yürütürdük. Hukuken ortak kararla atanmış olmak dışında bir güvencemiz yoktu ama hepimiz gözü karaydık. Gerçek güvencemiz de galiba hiçbir şeyden korkmayan, yılmayan, kimsenin önünde eğilmeyen kişiliğimizdi. Vatan, millet sevdasıyla yanıp tutuşan, her şeye vatanın milletin devletin çıkarı açısından bakan, doğrunun ve masumun yanında, hırsızın, uğursuzun, sahtekarın, dalaverecinin, namussuzun ve zalimin karşısında duran kişiliğimiz… Mektebi Mülkiye‘yi, -ey vatan gözyaşların dinsin yetiştik çünkü biz- marşını söyleye söyleye bitirmiştik…”(**)
——Hazinenin hazin durumu——
Tunaboylu daha sonra Hazine’ye geçiyor, o yıllara ilişkin anıları, bugün geldiğimiz noktaya çok benziyor. Yıllar önce bir bürokratın dönemin Maliye Bakanına durum hakkında bilgi verirken, dediği gibi:
-Sayın bakanım, durum, Hazine’nin sonundaki e harfini kaldırırsanız, işte öyledir.
“ …Benim hazine dairesinde görev yaptığım dönemde hazinemizin durumu aynen öyleydi, devletin giderlerinin gerektirdiği nakdin bulunup buluşturulması büyük dertti. Hele sıkışınca, IMF programı uygulanan dönemlerde. O yüzden günlerimi sabahtan akşama kadar, kapıda bacada -para- diye bekleşenlere, -para- diye zır zır telefon edenlere meram anlatmakla, -bugün yok belki yarın- demekle geçerdi…
——İthal ikamesi dönemi—-
Tunaboylu ekonomide devletçilikten vazgeçip Türkiye’yi küçük Amerika yapma ümidiyle serbest ekonomiye geçen Demokrat Parti dönemini (***) de eleştiriyor:
“…Türkiye kalkınma stratejisini değiştirip ithal ikamesine dayalı sanayileşmeye geçti. Bu değişiklik daha önce, -sanayileşme ile falan uğraşmayın, tarımla kalkının- diye akıl veren batının dayatmasıyla mı oldu, yoksa taşıma suyla değirmenin dönmeyeceğini gören zamanın hükümetinin dövizden tasarruf etmek için yaptığı bir tercih miydi emin değilim…
… 1977 yılına gelindiğinde ithal ikameci kapitalist düzen resmen iflas etti, döviz bulunup ithalat yapılamadığı için akaryakıt ve tüp gazla başlayan yokluklar, kuyruklar ve karaborsa giderek yayıldı zamanın başbakanı Demirel, -70 sente muhtaç olduğumuz devirde hacılarımıza 70 milyon dolar bulduk- (****) diye övünürken düzenin iflasını da tescil etmiş oluyordu…”
——-Sürekli ütülüyoruz—-——
Uluslararası sermayenin dayatmasıyla “yeni düzen”e nasıl geçildiğini anlatırken Tunaboylu şöyle diyor:
“… O günden beri de çok şükür yokluk, kıtlık, kuyruk görmüyoruz ama mali krizlerden de kurtulamıyoruz… Her zaman olduğu gibi IMF yetişip, -zam yapın vergi alın harcamalarınızı kısın, faiz dışı fazlanızı artırın- diyor, borç veriyor da kurtuluyoruz. Tıpkı kumarda kazananın -oyun sürsün- diye kaybedene borç vermesi gibi. 24 Ocak’tan beri oturmuş uluslararası sermaye ile kumar oynuyoruz ve tabii ki sürekli ütülüyoruz. 24 Ocak sadece bu yeni düzenin değil, toplumsal yaşamımızın her yanını etkisi altına alan ahlakımızı giderek yozlaştıran bir sürecin de, -kır şişeyi dön köşeyi- felsefesinin toplumsal yaşamınıza egemen olması, iş bitiriciliğin, cingözlüğün, hatta üçkağıtçılığın makbul hale gelmesi, devlet idaresinde -ey vatan gözyaşların dinsin yetiştik çünkü biz- felsefesiyle yetişmiş, devlet diye millet diye çırpınan mülkiyeli bürokrat tipinin yerini Amerikan terbiyesi ve özel sektör felsefesi ile yetişen, her şeye tüccar gözüyle bakan bürokrat tipinin alması, rüşvetin, kayırmanın, hortumun, soygunun artması, binlerce yıllık devlet geleneklerinin yok olup devletin çivisi çıkması bu tarihten sonradır…”
—— Arap sermayesi——
Kitabın sonraki sayfaları ise benim bire bir içinde yaşadığım, gazeteci olarak takip edip haberleştirdiğim konularla ilgili. O yüzden o bölümleri tam deyimiyle yutarak okudum “Turgut Özal, Kaya Erdem, Adnan Başer Kafaoğlu ile ilgili bölümleri, banker skandalını, Kastelli’nin yurtdışına kaçışını, (-Özal’ın bu olayın yankılarını hafifletmek için düzenlediği basın toplantısına bizleri sokmayıp, sadece yabancı basını aldığı günü,-)(*****) Türkiye’ye Arap Sermayesini çekmek için ”şer’i bankacılığa” nasıl geçildiğini, buna rağmen Arap Sermayesinin gelmekte nazlanışını bir kez daha yaşadım.
Tunaboylu, hem içerdeki bu olayları, hem de dış tayinler sırasında başından geçenleri, İsviçre’deki türk temsilciliklerine Kürt protestocuların saldırılarını, Bern’deki elçiliğin silahla basılışını, büyükelçi Kaya Toperi’nin (******) o olay sırasındaki şaşırtıcı tavrını adeta macera romanı tadında anlatmış.
——Bankalarda durum——
Milliyet gazetesinin satışa çıkarılması sırasında yaşanan, Türk Ticaret Bankası ihalesini kazanan Korkmaz Yiğit ile Alaattin Çakıcı arasındaki telefon görüşmesinin ifşasıyla (*******) patlayan skandal de kitapta detaylı biçimde yer alıyor. Sistemdeki pek çok bankanın içinin boşaltılması, TMSF’ye devredilmeleri, bu işlerden sorumlu bakan Güneş Taner’in ilgisiz tutumu, yaşanan büyük krizler, hatta Devlet Bakanı Hikmet Uluğbay’ın intihar girişimi de o sayfalarda detaylı biçimde dile geliyor. (********)
——Kalp krizinin eşiğinde—-
Osman Tunaboylu’nun memuriyetteki son görevi Ziraat Bankası genel müdürlüğü oluyor. Türkiye’de tarımı desteklemek amacıyla kurulmuş tarihi bankanın, siyasi baskılarla asli görevinden uzaklaşarak nasıl sıkıntılı durumlara sürüklendiğini, görev zararlarının neden katlanarak arttığını okurken, zaman zaman “kalp krizi geçirme” noktasına bile geldiğini öğreniyoruz ama bütün ısrarlarına rağmen bankayı bu durumdan kurtaracak tedbirleri ekonomi yönetimindeki bakanlara kabul ettirebilmesi mümkün olmuyor:
“…O akşam hastalandım, geceyi ateşler içinde geçirdim, sabah kalktım, ayakta duracak halim yoktu. BaşbakanYardımcısı Hüsamettin Özkan’ın beni beklediği haber verilince hasta
hasta gittim, içeri girdiğimde yanında Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz vardı. Durumu sordular, zorlandığımızı anlattım:
-Para piyasası iyice daraldı, Merkez Bankası dışında para bulunacak yer neredeyse kalmadı, Merkez Bankası IMF limitlerini aşıp piyasayı fonluyor…
-Peki ne yapacağız? Nasıl çıkacağız bu işin içinden?
-Yapılması gereken şey, aslında bankacılığımızı bir an önce onarıp güçlendirmek ama bu, bugünden yarına olacak şey değil…”
——Kemal Derviş çağrılıyor——
2001 krizinden sonra yaşananlar, Kemal Derviş’in Bülent Ecevit tarafından Türkiye’ye çağrılışı (*********) da kitapta detaylarıyla yeralıyor. O günlerde, Tunaboylu’nun görevi bırakmasına Kemal Derviş’in Ziraat Bankasıyla ilgili kararları kendisine danışmadan vermesi yol açıyor ve istifası ile sonlanıyor.
Derviş’in ısrarlarıyla gidilen erken seçim, 28 Şubat süreci ve AKP’nin iktidara gelişini anlatan sayfalarla kitap tamamlanıyor:
“… İktidar partileri aniden erken seçime gidilince büyük bir bozguna uğradılar. Krizlerden ve IMF imalatı Türkiye’nin güçlü ekonomiye geçiş programından canı fena halde yanmış olan halkımız seçimde hıncını onlardan aldı, hepsini sandığa gömdü. O kızgınlıkla oyunu, Erbakan hocanın yetiştirmeleri tarafından kurulan, daha önce hiç denemediği bilmediği bir partiye (AKP) verdi. Seçimden birinci parti olarak çıkan o parti, aldığı oy yüzde 34 olmasına rağmen iktidar partilerinin baraj altında kalması nedeniyle 363 milletvekili çıkarıp tek başına iktidar oldu. O günden beri de tek başına iktidarda ve ülkemizin ekonomisi gibi siyasal ve sosyal çehresi de değişti, anayasada hâlâ laik olduğu yazılı ama batı artık Cumhuriyetimize İslam cumhuriyeti diyor…”
Türkiye’nin son dönemini detaylarıyla öğrenmek isteyenler, Osman Tunaboylu’nun “Babama Anlattığım bürokrasi ve Bankacılık Hikayeleri”ni İmge Yayınevinden bulup okuyabilirler.
(**) https://mulkiye.org.tr/mulkiye-marsi/
(***) https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/35831
(****) https://tr.wikiquote.org/wiki/S%C3%BCleyman_Demirel
(*****) https://bennursunerel.blogspot.com/2021/04/soyula-soyula-sogana-donduk.html
(******) https://eksisozluk.com/1993-turkiye-isvicre-diplomatik-krizi--7916109
(*******) https://atin.org/detail.asp?cmd=articledetail&articleid=199
(********) https://anlatilaninotesi.com.tr/20170327/ekonomi-eski-bakan-turkiye-intihar-karanlik-1027815184.html
(*********) https://tr.wikipedia.org/wiki/Kemal_Dervi%C5%9F




Yorumlar
Yorum Gönder