Ana içeriğe atla

İtirazım var!



Amerika Kıtasında  olanları şaşkınlıkla izliyorum, öyle bir şaşkınlık ki, şok halindeyim desem yeridir. Başkan Trump’ın önde gelen petrolcüleri toplayıp, televizyonlardan canlı yayınlattığı toplantıyı  (*) ve sonrasındaki basın toplantısını izledim, -bu seyrettiklerim gerçek olamaz- diye düşündüm. 


Neden mi?


Bir kere adam (Trump) vır vır vır konuşuyor bir sürü hikaye anlatıyor. Kendisini çoktan legalize etmiş, Venezuela’yı  bir gece ansızın baskına uğratıp, başkanını derdest ettirip, New York’ta hapse tıktırma olayına yasal kılıfı çoktan bulmuş, diyor ki:


-Eğer Venezuela  petrolüne biz el koymasak başkaları el koyacaktı, Ruslar veya Çinliler mesela…

-Zaten o petrol bizim hakkımızdı. Venezuelalılar 2007 yılında Amerikan petrol şirketlerini kamulaştırdılar, orada yapılan bütün masrafa, emeğe, çok değerli altyapı ve ekipmana el koydular. Dolayısıyla o petrol bizim hakkımız. Bundan sonra da orada bizim şirketlerimiz faaliyet gösterecek.

-Belki bir kısım petrol gelirleri ise Venezuela’ya bırakılabilir. 


Trump bu minvalde konuştu konuştu, petrol şirketlerinin sahipleriyse pek bir şey söylemedi. Ancak anlaşıldığı kadarıyla kafalarındaki soru şuydu:


-Venezuela’da petrol işine girersek risk yaşar mıyız? Bizi mali ve fiziki güvenlik açısından Amerikan yönetimi garanti edecek mi?


Trump’ın tam bir showman edasıyla canlı yayınlattığı toplantının sonraki bölümünde ise kalabalık gazeteci topluluğu şovu renklendirdi. Trump’a yöneltilen sorular üzerine anladık ki Amerikan kamuoyu, Venezuela olayında Trump’ın “ben yaptım oldu” tarzındaki çözümünü itirazsız benimsemiş, sadece bundan sonraki aşamanın detaylarını merak ediyor. 

Herhalde, “petrolü Amerikan şirketleri işlemeye başlayınca ABD’ye şakır şakır para akacak, bundan hepimiz sebepleneceğiz” diye hayal içindeler.


Minnesota’da,  Renee Nicole Good’un ICE tarafından silahla öldürülmesi (**) olayıyla ilgili Trump’a tek bir soru yöneltildi, ondan da doğru dürüst yanıt alınamadı, Trump, olaydaki diğer bir kadının tiz sesle  “utanın utanın” diye bağırarak provakasyon yaptığını savundu.

Bir gazeteci aksanlı İngilizcesiyle soru sorunca, başkan “gözlüklerin de çok büyükmüş, sen nerelisin? Diye sordu, gazeteci “İtalyan’ım, gözlüğüm Ferrari marka” demesin mi?  Gülüşmeler oldu.

Başkan kendisinden önceki başkanları aşağılamayı da ihmal etmedi, Obama için, -hiçbir şey yapmadan barış ödülü aldı, esasen kötü bir başkandı, ben 13 savaşı sonlandırdım, Pakistan lideri bile, 10 milyon insanın hayatını kurtardığımı söyledi- diye böbürlendi.


Trump Grönland’a değinmeyi de unutmadı: 


-Biz girmesek oraya Çin veya Rusya el koyacak, onları yanı başımızda komşu olarak istemeyiz. Kim ne derse desin Grönland’da biz olacağız, belki sükunetle, belki sertlikle…

 

Başkan gazetecilere petrolcüleri işaret edip, “burada bu kadar önemli adam var, onlara niye sormuyorsunuz?” Diye gazetecileri teşvik etmek istedi ama başaramadı.


Venezuela sayfası şimdilik kapanmış gibi duruyor bakalım zaman ne gösterecek? 


(*) https://www.bbc.com/news/live/ce9y8ke4ydyt

(**) https://www.washingtonpost.com/nation/2026/01/09/ice-shooting-victim-minneapolis/

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Jackie, kanlı tayyör ve Kennedy suikastı

Koyu ela gizemli bakışlar, yumuşacık kulağa fısıldar gibi ses tonu ( hele Fransızca diksiyonu !), parlak gür saçlar, yaşama, aileye, dostlara, sanata ve estetiğe adanmışlık...  Oleg Cassini (*) imzası taşıyan zarif giyim stili ve Tiffany’s den “kiralanan” (*) görkemli mücevherleriyle muhteşem bir First Lady’nin Beyaz Saray salonlarında üç yıl boyunca, zarif ve ışıldayan salınışı. Evet evet, Jacqueline Bouvier Kennedy ’den söz ediyorum. Amerika’nın 35. Başkanı John Kennedy ’nin Beyaz Saraya taşıdığı, “ gelmiş geçmiş en muhteşem ve unutulmaz ‘First Lady’den.”   Mutluluklarını taçlandıran iki güzel çocukları, Caroline ve John JR da unutulmamalı!”  Beyaz Saray'da Kennedy'leri tanımlayan Camelot süreci, hem büyük mutlulukları hem de gizlenen hüzünleri barındırmıştı içinde. Küçük John'un, Başkan Kennedy Oval Ofis'te çalışırken masasının altına saklanışını gösteren kadar sevimli bir Beyaz Saray fotoğrafı var mıdır acaba?   Bu gözyaşartıcı tablo, Dallas’...

Mutluluğun resmi ve bir ada öyküsü…

Babaannemin Güllü Masalları ’nın sayfalarını bu kez Büyükada ’daki Taş Mektep ’te açıyoruz.  Büyükada’nın “ asırlık ” kitabevi  Ksidas ’ın öncülüğünde, Adalar Belediyesi ’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek buluşmada, oğlum Ali Erel ’in eşi, sevgili gelinim Seda Bakan ile çocuklara, kitaplara ve yaşama dair konuşacağız. Beni çok sevindiren bu program öncesinde sizlere paylaşmak istediğim bir “ada öyküsü” var: Oğlum Ali Erel dört yaşındaydı, Heybeliada ’da tatildeydik, bir gün İstanbul ’a gitmek üzere vapura bindik ve kitabımın 112. Sayfasındaki “ Vapura Biniyoruz” başlığıyla dile gelen olayı aynen yaşadık.  Harika Kitap ’tan çıkan masal kitabım için pek çok kez dile getirdim, Esra Özek ’in sihirli fırçasıyla renklenip canlanan masalların hepsi benim çocukluğumda başıma gelen  ya da çocuklarımla yaşadığım olaylardan kaynaklı. Çocuklar için kaleme aldığım bu masallar için anne babalardan gelen şu sözler ise doğrusu çok hoşuma gidiyor: - Bizleri de çocukluğumuz...

Osmanlı Mutfağından bir tarifle Olcay Baykal’ı anmak

12 Eylül sürecinde haber peşinde koşarken olağanüstü çaba harcıyorduk, askeri kaynaklardan bilgi almak aslanın ağzındaydı, güç bela edinilen bilgilerle haber yapmak ise kimi zaman ağır bedel ödetiyordu. Askeri yönetimin hoşlanmadığı haberler için gazeteler sıkıyönetim komutanlığının  bir telefonuyla derhal kapattırılıyordu. (*) - Bilmem sizin de aklınıza, “tarih tekerrürden ibarettir” sözü geldi mi? İşte o dönemde 12 Eylül askeri yönetiminin hışmına uğrayan siyasetçiler, sendikacılar, gazeteciler, aydınlar hep birlikte bu zor koşullara direnme çabasındaydık ve karşılıklı diyalogumuz kesintisiz sürüyordu.  Benim sık görüştüğüm “ yasaklı politikacılar ”ın başında Süleyman Demirel ve Deniz Baykal geliyordu, sık sık telefonlaşırdık, Feyzan ile evlendiğimizde nikahımıza katıldılar, hatta Demirel nikah tanıdığımızdı,  bizi esprileriyle epey güldürmüştü. Yakın arkadaşlarımız bilir, dostlarla paylaşmayı, birlikte yiyip içmeyi seven bir çifttik, bu hep böyle devam ...