Ana içeriğe atla

QUO VADIS?




Adalar Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat gözaltına alınmış, çok üzüldüm. 


-Neden? derseniz, beni başkan hakkındaki iddialar değil, onun “insani yönü” ilgilendiriyor. Bir maraton koşucusu, üç yıldızlı balık adam, profesyonel dalgıçtan yaşama pozitif bakmak, sporla herkese örnek olarak yaşamı güzelleştirmek çabası  dışında ne beklersiniz?

 

-Sivriada’dan Tavşanadası’na Türkiye’de mercan naklini gerçekleştiren ekibin parçası olmadı mı? 

-Gönüllü dostlarıyla adalarda sürekli deniz dibi temizleme ve haritalandırma çabalarını sürdürmedi mi?


Kendisiyle ilk kez Lozan Barış Antlaşması’nın yıldönümü için geçen yaz Heybeliada’da düzenlenen bir konferansta tanışmıştım. Kısa süre önce de 3 Mayısta, Ada’nın asırlık Ksidas Kitabevi tarafından benim Babaannemin Güllü Masalları kitabım için düzenlenen söyleşi ve imza gününde karşılaştık. Yenilenmiş haline hayran olduğum Taş Mektep’teki söyleşimize başkan Akpolat, eşiyle birlikte katılmıştı. Söyleşimiz sırasında moderatörümüz Moshe Aelyon’un “Ada’ya dair anılarınız var mı?” Sorusu üzerine, “Büyük amcamız rahmetli Ömer Orbay’ın sağlığında, yazın Büyükada’ya gittiğimizi, masmavi sularında yüzdüğümüz, inişli çıkışlı yollarında faytona, bisiklete, eşeğe bindiğimiz keyifli çocukluk-gençlik anılarımızı” anlatmıştım.




Söyleşimiz sonrasında  Akpolat gülerek, “Nursun Hanım, ben amcanızın adı verilen Orbay Sokağı’nda doğdum, yetiştim, aileden pek çok kişiyi tanırım” dedi, Ada’ya dair sohbetimizde  Taş Mektep’in başarılı renovasyonu için ben de kendisini kutladım. 

Şimdiki siyasetçilere benzemeyen alçakgönüllü tutumu, eşi Yüksel Hanımda da vardı. Neden derseniz, etkinlik sonrasında  ikram etmek üzere Ankara’dan Ada’ya kurabiyeler götürmüştük, katılanlar ve Yüksel Hanım bizim kurabiyeleri çok beğendi, hatta kurabiyelerin tarifini de istedi, kendisine yazılı olarak gönderdik. İkramda Büyükada’nın ünlü “lokumlu kurabiyeleri”ni de bulundurmuştuk ama baktım, bizimkiler daha çok beğenildi.


-Bu gözaltılar, tutuklamalar (nedense tamamı CHP’yi hedefliyor!) nereye varacak? Herkese “gözdağı vermek” için mi yapılıyor?


Bunca geçim zorluğu içinde ayakta kalma çabası veren, işsizliğin kıskacında nefes alamayan insanlar, bir de eğitim sisteminin, sosyal yaşamın kötüye gidişine, konserlerin, tiyatro oyunlarının bile kısıtlanışına, yazarların gazetecilerin  susturuluşuna itiraz etmesin diye mi? 


“Oturun oturduğunuz yerde” diye gözdağı vermenin ötesinde bir hedefleri var mı?



(*) https://tr.wikipedia.org/wiki/Quo_vadis%3F








Yorumlar

  1. müşerref seçkin19 Haziran 2026 12:46

    5 yıldır tanıdığım, öncesinde parti başkanı olan Ercan Akpolat gerçekten de bir ada çocuğu. İddialar için bir şey diyemeyiz sonuçta gazeteciyiz ve konular neyse, yargıda..Ülke gündemi öyle gösteriyor ki ne zaman ona sıra gelecek diye bekliyorduk. Geldi. Umarım en kısa sürede aklanır ve Adalar'a hizmet etmeye döner...

    YanıtlaSil
  2. Güzel adalarımızda zor günler yaşıyoruz. Hepsi geçecek. Aydınlık günlere çok yaklaştığımızı umuyorum.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Jackie, kanlı tayyör ve Kennedy suikastı

Koyu ela gizemli bakışlar, yumuşacık kulağa fısıldar gibi ses tonu ( hele Fransızca diksiyonu !), parlak gür saçlar, yaşama, aileye, dostlara, sanata ve estetiğe adanmışlık...  Oleg Cassini (*) imzası taşıyan zarif giyim stili ve Tiffany’s den “kiralanan” (*) görkemli mücevherleriyle muhteşem bir First Lady’nin Beyaz Saray salonlarında üç yıl boyunca, zarif ve ışıldayan salınışı. Evet evet, Jacqueline Bouvier Kennedy ’den söz ediyorum. Amerika’nın 35. Başkanı John Kennedy ’nin Beyaz Saraya taşıdığı, “ gelmiş geçmiş en muhteşem ve unutulmaz ‘First Lady’den.”   Mutluluklarını taçlandıran iki güzel çocukları, Caroline ve John JR da unutulmamalı!”  Beyaz Saray'da Kennedy'leri tanımlayan Camelot süreci, hem büyük mutlulukları hem de gizlenen hüzünleri barındırmıştı içinde. Küçük John'un, Başkan Kennedy Oval Ofis'te çalışırken masasının altına saklanışını gösteren kadar sevimli bir Beyaz Saray fotoğrafı var mıdır acaba?   Bu gözyaşartıcı tablo, Dallas’...

Mutluluğun resmi ve bir ada öyküsü…

Babaannemin Güllü Masalları ’nın sayfalarını bu kez Büyükada ’daki Taş Mektep ’te açıyoruz.  Büyükada’nın “ asırlık ” kitabevi  Ksidas ’ın öncülüğünde, Adalar Belediyesi ’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek buluşmada, oğlum Ali Erel ’in eşi, sevgili gelinim Seda Bakan ile çocuklara, kitaplara ve yaşama dair konuşacağız. Beni çok sevindiren bu program öncesinde sizlere paylaşmak istediğim bir “ada öyküsü” var: Oğlum Ali Erel dört yaşındaydı, Heybeliada ’da tatildeydik, bir gün İstanbul ’a gitmek üzere vapura bindik ve kitabımın 112. Sayfasındaki “ Vapura Biniyoruz” başlığıyla dile gelen olayı aynen yaşadık.  Harika Kitap ’tan çıkan masal kitabım için pek çok kez dile getirdim, Esra Özek ’in sihirli fırçasıyla renklenip canlanan masalların hepsi benim çocukluğumda başıma gelen  ya da çocuklarımla yaşadığım olaylardan kaynaklı. Çocuklar için kaleme aldığım bu masallar için anne babalardan gelen şu sözler ise doğrusu çok hoşuma gidiyor: - Bizleri de çocukluğumuz...

Osmanlı Mutfağından bir tarifle Olcay Baykal’ı anmak

12 Eylül sürecinde haber peşinde koşarken olağanüstü çaba harcıyorduk, askeri kaynaklardan bilgi almak aslanın ağzındaydı, güç bela edinilen bilgilerle haber yapmak ise kimi zaman ağır bedel ödetiyordu. Askeri yönetimin hoşlanmadığı haberler için gazeteler sıkıyönetim komutanlığının  bir telefonuyla derhal kapattırılıyordu. (*) - Bilmem sizin de aklınıza, “tarih tekerrürden ibarettir” sözü geldi mi? İşte o dönemde 12 Eylül askeri yönetiminin hışmına uğrayan siyasetçiler, sendikacılar, gazeteciler, aydınlar hep birlikte bu zor koşullara direnme çabasındaydık ve karşılıklı diyalogumuz kesintisiz sürüyordu.  Benim sık görüştüğüm “ yasaklı politikacılar ”ın başında Süleyman Demirel ve Deniz Baykal geliyordu, sık sık telefonlaşırdık, Feyzan ile evlendiğimizde nikahımıza katıldılar, hatta Demirel nikah tanıdığımızdı,  bizi esprileriyle epey güldürmüştü. Yakın arkadaşlarımız bilir, dostlarla paylaşmayı, birlikte yiyip içmeyi seven bir çifttik, bu hep böyle devam ...