Bu sabaha İran’a ABD ve İsrail’in ortak füze saldırısı ile uyandık. İran, ABD üslerinin bulunduğu ülkeleri vurmaya başlayınca “savaş yangını” ortadoğuyu sardı. Dünya televizyonları, ABD Başkanı Trump’ın İran’a saldırı açıklamasını, yayınlarını keserek flaş koduyla verdi. Trump, yıllar önce Tahran’da yaşanan rehine kriziyle (*) söze başladı. Anlaşılan içindeki İran kin ve nefreti hala sönmemişti.
Oysa Barış Kurulu Şartı’nı (**) Davos’ta daha yeni imzalamıştı, bölgeye barış vaad ediyordu, hatta bu amaçla üye ülkelerin “birer milyar dolar” katkı sağlamasını bile istemişti.
Üstelik iki gün öncesine kadar nükleer program ve yaptırımlar konusunda, İran’la dolaylı görüşmeler hala sürüyordu. Son toplantı daha iki gün önce Cenevre’de yapılmış, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile Steve Witkoff başkanlığındaki ABD heyetinin İran’ın “zenginleştirilmiş uranyum stoklamayı durdurması” üzerinde mutabakat sağladığı ifade edilmişti.
Sonuçta, ABD’nin 4 Kasım 1979’da maruz kaldığı, Tahran’daki ABD büyükelçiliğinin basılmasıyla yaşanan rehine krizi, hala Trump’ın kafasındaki yerini koruyordu.
————yıllar önceye dayanan nefret——-
Tahran’daki Amerikan elçiliğe saldıran o gençlerden biri, yıllar sonra İran’da ilk kadın cumhurbaşkanı yardımcısı olarak atanan doktor Masume Ebtekar’dı, kendisiyle aktif görevde bulunduğu yıllarda makamında bir söyleşi yapmış, elçilik saldırısına dair sorular da sormuştum.
O yıllarda İran’da islami tesettür her kadın için “zorunlu” idi. Ebtekar röportajı öncesinde Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in Tahran’da yapacağı görüşmeleri izlemek üzere çalıştığım TV Kanalı tarafından görevlendirilmiştim, örtünenlerle sorunum olmasa da “zorunlu örtünme”ye karşı çıktığım için gazeteci örgütlerinden, böyle durumlarda “kadın muhabir gönderilmemesi” çağrısı yapmalarını istemiştim ama hiç oralı olmadılar. Oysa Cumhurbaşkanı Demirel tarafından o yıllarda Tansu Çiller’in örtünme zorunluluğu nedeniyle. “Suudi Arabistan’a gitmemesi için” uyarıldığını da biliyorduk.
Sonuçta ben görevden kaçamadım ve bir tesettür kıyafeti edinerek Tahran’a gittim.
———-Ebtekar’la konuşmamız———
Hamamböceği Sendromu kitabımda bu kıyafet konusunu ve Tahran gözlemlerimi çok detaylı dile getirmiştim, eski devrimci, sonraki cumhurbaşkanı yardımcısı Masume Ebtekar’la yaptığımız görüşmeye ilişkin notlarım ise şöyle:
Masume Hanım bir zamanlar Tahran’da ateşli gençlik hareketinin en önde gelen isimlerinden biriydi, ABD başkanı Jimmy Carter‘ı yıpratan ünlü Amerikan Büyükelçiliği baskınında ön safta yer almış Amerikan bayrağını tutuşturan gençlerden biri olarak gazetelerde boy boy resimleri yayınlanmıştı.
Yıllar içinde köprülerin altından çok sular akmış, uzun süren ambargonun etkileri ve Beyaz Sarayın propagandası sonucunda içine düşürüldüğü yalnızlık İran’ı dünyada yeni bir konum arama noktasına getirmişti. Böyle bir ortamda cumhurbaşkanı yardımcılığına getirilen Masume Hanım, köktenci çıkışlardan uzak sakin bir görünüm sergilemekteydi.
Hatemi’nin yardımcılığına getirerek dünya kamuoyuna değişim mesajları verdiği o günlerde Ebtekar, “Tahran’da kadınlar seyahate gidebilmek için her seferinde eşinin yazılı iznini mi alıyor?” soruları ile yıpratılmaya ya çalışılıyordu. Bu sorunun sürekli kendisine yöneltilmesiden bıkmıştı, doldurulmuş tavus kuşlarının süslediği çalışma odasında bizi kabul etti daha sorularımızı beklemeden Türkiye ile ilgili görüsünü aktardı:
——Türkiye’de kadınlar özgür değil——-
-Türkiye’de kadınlar sıkıntıda. İstedikleri, inandıkları biçimde örtünemiyorlar. Halbuki Türkiye, halkının tamamı müslüman olan bir ülke, laiklik bu kadar abartılı uygulanamaz kadınların isteklerine de saygı duymanız gerekir.
-Türkiye’nin laik ülke oluşu İran’ı çok mu rahatsız ediyor?
-Sorun sadece laiklikte kalmıyor ki bir islam ülkesinde islamiyet adeta hiç yaşanamıyor. Kadınların türban kullanmasına neden izin verilmiyor?
-Kurallar Türkiye’de baştan konulmuş ve açıklanmış. Kurallara sonradan ters düşmekte iki yüzlülük değil mi sizce?
-Eğer ülkede gerçek laiklik olsa bunlar yaşanmazdı.
-Siz de kendi içinizde değişim yaşadınız, bir zamanlar ABD Büyükelçiliğini basan asi üniversite öğrencisi şimdi ABD ile politik temas arayışı içinde. Neler hissediyorsunuz?
-İran ne mutlu ki bugün bağımsız bir ülke. O zamanlar özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi veriyorduk, çıkarlarımız doğrultusunda her ülke yönetimi ile görüşür ilişki kurarız.
———-Monica skandalı———
Masume Ebtekar sözü ABD’ye getirmişken o günlerin en sıcak tartışma konularından biri olan Beyaz Saray’daki Monica skandalına değiniyor:
-Ahlaken çökmüş moral değerlerini yitirmiş bir ülkede bunların olması normaldir.
-Peki sizin özel durumunuz bir kenara bırakılırsa İran Anayasası kadına ne kadar özgürlük tanıyor? Kadınlar çalışabilmek mesleklerini uygulayabilmek için hala kocalarından izin almak durumunda. Bir kadının cumhurbaşkanı adayı olmasına bile (eşinin izni olmadan) imkan bulunmadığı belirtiliyor.
-O, koruma konseyinin yorumu, anayasamızda -kadın cumhurbaşkanı olamaz- diye bir hüküm yok. Ama bizim için önemli olan İranlı kadının, İran halkının sorunlarını çözmek, -ille de cumhurbaşkanı olalım- demiyoruz, görevlere sadece bir unvan için ya da sembolik biçimde talip değiliz yani.
———-tarih tekerrür mü eder?———
Ebtekar iki oğluna yeteri kadar zaman ayıramamaktan da yakınıyor:
-Aslında ben aileme karşı da sorumluyum. Bu en az cumhurbaşkanı yardımcılığım kadar önemli. Yoğun çalışıyorum ama neyse ki annem bana çok destek oluyor. Bir de çıktığım bütün yurt gezilerinde oğullarımı yanıma alıyorum, böylece hem onlar ülkeyi ve sorunları öğreniyor hem birlikte olabiliyoruz. Yemek ve diğer işler ise ancak hafta sonlarında…
Masume Ebtekar, şimdilerde bir tıp doktoru olarak İran’da üniversitelerde immünoloji dersleri veriyor.
Ebtekar’ın Başkan Clinton’un Monica skandalini hatırlatışını okuduğumda Başkan Trump’ın Epstein bağlantısını düşündüm. “Hayat tekerrürden ibaret midir?” Sorusu çınladı kulaklarımda….

Monica Skandalı, Epstein Skandalı, Amerikalılarda skandallar bitmez!
YanıtlaSil