Ana içeriğe atla

O masallar bizdik!






-Kim unutabilir çocukluğunu? İster mutlu ister mutsuz günlerle örülü olsun, kim silebilir anılarından? 


Kiralık bisikletlere bindiğimiz, paten kaydığımız Lale Sokak, Cihan Sokak, Hanımeli Sokaklarda  birbirinin kopyasıydı apartmanlar, yaşamlar hep “iki oda bir salonda” geçerdi. Evlerin arka bahçelerinde asma kilitli kömürlükler, kışa çeyrek kala satın alınan (memurların kok kömürü karnesi vardı) kömürün taşınması, asfalta sürten küreğin ritmik sesi, küfelerle taşınan kömürün bıraktığı iz, genzi yakan tuhaf koku…


-Şakir Zümre Sobası sizde yok muydu?

-Üşürdük kışın, diz boyuydu kar. Halalar, büyükanneler hepimize hırkalar örerdi, eskiyenleri söker, yünlerini yıkar, kurutur yine örerlerdi hırkaları kazakları

-Kavacık Suyu, İnci Suyu arabaları geçerdi sokaktan, evlerde pişen yemeklerden komşuya bir tabak tadımlık gönderilirdi. Büfenin en süslü porselen tabağına özenle yerleştirilmiş iki dilim kızarmış palamutla, pasta tabağındaki irmik helvasını dikkatle taşırdık …



Ayşegül’le yaşamıştık o güzelim yılları. Oyuncaklarımız az, (gerçi ona yürüyen bebekler hep Fransa’dan gelirdi)  hayallerimiz çoktu. O’na Ayşegül Serisinden masallar alınırdı, biz Çocuk Haftası’na aboneydik, Yıldırım Kaptan’ın maceralarıyla uzayda uçar, Kemalettin Tuğcu’nun öykülerinde gözümüze biriken yaşlardan yazıları seçemez olurduk.(*)



Ve bunun gibi pek çok şey silinmedi, hep kaldı aklımda…


Yetişkindik artık,  okullar çoktan bitmişti, evlendik, çoluk çocuk sahibi olduk, çalışma yaşamındaydık, o sıra  bir yarışma duyuruldu, çocuk hikayeleri yarışması… Çocukluğumdan resimleri belleğimden tek tek çıkarıp, tozunu alıp, seçip seçip yazmak istedim… Kiralık bisikletleri, horoz şekerlerini, balkonlara asılan çamaşırların rüzgarda salınışını, dedemi, halamı, Sivas seyahatimizi, çift atın çektiği siyah körüklü faytonu, karne armağanı Nacar marka kol saatimi…

Yarışmayı kazanamadım, masalları çekmeceme koyup kaldırdım, unuttum bile. Çok zaman geçti aradan, o sokaklar değişti, arka bahçeler kömürlükleriyle birlikte yok oldu, evler şimdi doğal gazla ısınıyor,  at arabasında mahallelerden geçirilen su damacanaları da yok şimdi,  su arıtma cihazları takıldı evlere. 

Babaanneler örgü örmüyor, altın günlerinde konuşulacak televizyon dizileri izleniyor evlerde.

Ayşegül buralardan gideli yıllar oldu, iki üç yaşlarındayken çekilen resmimiz, çerçevesinde asılı çocukluğumuzu sessizce anımsatıyor. 


İşte o yılları, Ayşegül’ü, bizim sokağı, çocukluğumuzu yazmalıydım.  


Yazmalıydım da, günümüz çocuklarının okudukları masallar çok farklıydı artık, öyle değil mi? Duygu yerine “ekşın”  vardı onların masallarında, hayallerine set çekilmiş, önlerindeki ekranda akan milyonlarca görüntü kurmacayı gereksiz kılmıştı şimdilerde.


Bugünün çocuklarına seslenebilmek için farklı bir kurgu gerekiyordu. Epey düşündüm, çekmeceden çıkardığım masalları bir babaanne anlatsın dedim, yaz bahçelerindeki güllerin kokusu sinsin masallara, sokaklarda dalya oynayan çocukların neşeli haykırışları duyulsun…


Babaannemin Güllü Masalları işte böyle doğdu…

(*)

https://tr.wikipedia.org/wiki/Ay%C5%9Feg%C3%BCl_(kitap_serisi)


https://www.mamatikoleksiyon.com/urun/cocuk-haftasi-dergisi-sayi-8-1960-dergi


https://tr.wikipedia.org/wiki/Kemalettin_Tu%C4%9Fcu




Yorumlar

  1. Torunum için aldım,ama önce ben okudum.Muhteşemdi,ellerine sağlık.

    YanıtlaSil
  2. Beni yine eski günlere götürüp duygulandırdın Nursuncuğum.Kalemine sağlık👏👏👏

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok mutlu oldum, sevgiler
      Nursun Erel

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Külliye’ye içerden bakış: Erdoğan’a: “Sistem yürümedi, Türkiye’yi seçime götürmeli”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın  “Başdanışmanı” olarak Beştepe’de    7 yıl süreyle  görev yapan İlnur Çevik’le konuştuk. “ Bu sistem yürümedi ” diyen Çevik durumu, “Erdoğan’ın en kısa zamanda Türkiye’yi seçime götürüp sistemi rayına oturtması şart, eğer torunlarını şu kadarcık! bile seviyorsa bunu yapmalı, aksi halde eyvah! ” diye özetliyor.  DEM Parti ile yürütülen “çözüm süreci” için, ortada bir plan taslağı bulunmadığını savunan Çevik’e göre, her zamanki “Kervan Yolda Düzülür” mantığı yine ağır basıyor. …Acaba Külliye’de çalışma sistemi nasıl? Cumhurbaşkanı gündemini nasıl belirliyor? Yüksek İstişare Kurulu diye bir kurul var, orada ve  pek çok kişinin üye olarak yer aldığı diğer kurullarda neler görüşülüyor? Erdoğan, Atatürk ismini neden diline almak istemiyor?Beştepe’nin bodrumunda gerçekten tam teşekküllü bir hastane var mı?…  Gibi pek çok soru aklımı kurcalıyordu, “ İlnur Çevik nasılsa görevi bıraktı, artık belki konuşur ” diye düşün...

Yekta Güngör Özden’e geçmiş olsun

Geçen hafta Anayasa Mahkemesinin eski başkanlarından Yekta Beyi ziyaret etmiştik. Bugün öğrendik, küçük bir ev kazası yaşamış, ameliyat olmuş, iyiymiş. Kendisine acil şifa diliyoruz.  Aslında Ankara’da gündem o kadar yoğun ki, Yekta Beyle yaptığımız söyleşiyi bu sabah kayda geçiriyordum tam, o anda başka konular araya girince yarım bıraktım…  O halde şimdi tamamlayayım: “Güngörmüş” dostlarla bir araya gelebilmek, yakın tarihin sayfalarını gözden geçirebilmek ne kadar büyük bir şans. Geçenlerde Ali Bilge  ve Feyzan Erel ile birlikte Anayasa Mahkemesinin eski başkanı Yekta Güngör Özden’i ziyaret etmiştik, sohbetimiz sırasında notlar aldık, “ yazabilir miyiz anlattıklarınızı ?” Diye sorduğumuzda, “istediğinizi yazın” yanıtı vermişti. İşte o gün bugünmüş…  Yekta Güngör Özden ’in o gün söylediklerine şimdi biraz kulak verelim mi? SORU: Ülkede büyük bir gerilim yaşanıyor şu anda. Aydınlar, gazeteciler politikacılar tutuklanıyor, herkese gözdağı veriliyor, nas...

Kadir Şengün’ün ardından: Bir çeyrek sucuk hikayesi! (1)

Acı haberi  meslektaşım  Yusuf Yalkın verdi,  (Kadir Şengün ölmüş, üstelik öldüğü günler sonra farkedilmiş!)  donup kaldım.   Oysa Sıhhiye ’de birbirine yakın sokaklarda oturmuştuk, ağabeyim Mehmet Alev ’in Atatürk Lisesi nden arkadaşıydı, yıllarca pek çok gazetede birlikte çalışmıştık ama ben ailesinden hiçkimseyi tanımıyordum, tek bildiğim ayrıldığı eşinden olan kızı ve oğlunun Belçika’da yaşadıkları ve babalarına “ bizi öyle sık sık arama, biz iyiyiz ” deyip, irtibatı kestikleriydi. . -E, peki,  evinde günler önce yaşama veda eden, kimselerin artık yokluğundan haberdar olmadığı  ( hoş, varlığını da bilmezdi pek çokları ) Kadir’in ölümü ailesine nasıl haber verilecekti? Neyse ki “kaçınılmaz son” karşısında hemen harekete geçiliyor, yapılacaklar yapıldı, meslektaşımız bu sabah erken bir saatte, pek az kişinin katıldığı törenle toprağa verildi. Kadir artık yok! Oğlum Ali’nin düğünündeyiz Oysa yıllar içinde acı-tatlı neler neler yaşadık, ne sırla...