Ana içeriğe atla

Paris günlüğü 1

 




Paris’e gelişlerin sayısını unuttum, bu kentin beni böylesine ve sürekli çekmesindeki en büyük etken sevgili “yarım asırdan fazladır arkadaşım” Ayşegül… O kadar eskiye dayanan anılarımız var ki… Yaşamda acı-tatlı ne varsa, hep paylaştık.


Pandemi sonrası ilk dış seyahatim!


Ne İstanbul çıkışı, ne Paris girişi, “aşılı mısın? Ateşin- öksürüğün var mı? Sağlıklı olduğunu kanıtla, belgeni göster” diyen olmadı, maskeler filan kenara atılmış, rahatça gezeceğiz anlaşılan. 


-Neler yapmalı  acaba? 


Louvre (*) desen, yıllar içinde her köşesini gezdim, belki tekrar gider, “yüzüne pasta fırlatılan Mona Lisa’nın morali düzelmiş mi?” Diye bir bakarım. Ooo bilet fiyatları uçmuş! (Tabii, başarılı ekonomi yönetimimiz sayesinde bize göre!!!) 


 -“Kuyrukları atlayayım, izahlı bir tur alayım” dersen, 80 Euro’yu (1500 TL) gözden çıkarman gerekir. (Neyse ki basın kartımız var da, çoğu müze bedava giriş sağlıyor.


-Yoksa Musee d’Orsay’e (**) mi gitsem? O muhteşem mimariye hayran hayran baka kalırken, Rodin’in “Cehennem Kapıları”nı, taşındığı yeni yerinde görsem nasıl olur? 

Ağzım açık galerileri dolaşırken Osman Hamdi Bey’den bir resme yine rastlar mıyım acaba? 


-Ey müze yetkilileri, ey müzelere bağış yapan, özel koleksiyonlarını ödünç veren ey iyiliksever-milyarder-Fransızlar, sizde akıl yok mu? Haydi Van Goghları filan anladım da Osman Hamdi Bey satın almak nereden aklınıza geliyor? Bizim antik parçaları yağmalayan müze yetkilileri size ilham olmaz mı hiç? Kültüre, tarihe filan boşverip, yiyip içip gezsenize yahu!


“Catacomblar’a” (***)  inmeyi atla, karanlık dehlizlere dantel gibi sıra sıra dizilmiş onca insan kemiğini ürpererek seyretmenin zaten aklından asla silinmeyen “öte dünya” fikrini canlandırmaktan öte ne yararı olacak?


Noter Dame’a (****) zaten giremezsin, 2019 yangını sonrasında restorasyonu halen devam ediyor, açılış için gelecek seneyi bekle. 


Sen en iyisi Seinne nehri kıyılarında aylak aylak gez, hani hep dersin ya, “işim gücüm derdim tasam olmadan şöyle bir dolaşsam, hatta kırlarda mavi göğü seyretsem” diye… Tüillerie Bahçelerine gir, havuzu uzaktan gören bir ağaç altı bul, uzanıp çocukluğunu düşünür, elinden düşürmediğin Michel Zevacoları aklından geçirir, kitap kurtlarını sana musallat eden babacığını anarsın.


Aaa, amann!, Paris’teki müzik programlarına göz atmayı sakın unutma, Elton John’un veda konserini kaçırdın, belki Melody Gardot’ya (*****) yetişirsin, yine de cüzdanını bir yokla da dönüş paran kalsın! 


Pekiiii, onca yürüyüş sonrası karnın acıkmaz mı ayol?


Madem Champs Elysee’ye yakınsın, yan sokaklarından birindeki L’entrecote De Paris’i buluver, Cafe dö Paris soslu ince dilimlenmiş ızgara antrikotlar” nasıl olur? Özlemişsinizdir, damağın şenlenir, dene bakalım, onca paraya deyecek mi? Hmmm doymazsan istediğin kadar patates kızartmasını da teselli garnitür olarak veriyorlar, tekrar tekrar istemeyi unutma… 


Eh hadi bakalım, yola çıkma zamanıdır. İyi gezmeler olsun.


(*) https://www.shapespark.com/industries-exhibitions-and-museums?gclid=EAIaIQobChMIpI3OlvKu-AIVRLvVCh1s-A7UEAAYASAAEgI2KPD_BwE

(**)https://www.googleadservices.com/pagead/aclk?sa=L&ai=DChcSEwj2w8Cr8q74AhWT-FEKHXfLAzMYABADGgJ3cw&cit=EAIaIQobChMI9sPAq_Ku-AIVk_hRCh13ywMzEAAYASAAEgL06PD_BwE&ohost=www.google.com&cid=CAASJuRoBDRHi73wu7N2YjkFjMIrBf6zF8u7e81iqm143wN1TXmrQuRY&sig=AOD64_1BlrxBBhdIVAX39qBL-Tf0CT-ifA&q&adurl&ved=2ahUKEwjYrrer8q74AhXdSPEDHfVOAZ0Q0Qx6BAgGEAE

(***) https://www.googleadservices.com/pagead/aclk?sa=L&ai=DChcSEwjP9K_A8q74AhU-GgYAHeldB_wYABAAGgJ3cw&cit=EAIaIQobChMIz_SvwPKu-AIVPhoGAB3pXQf8EAAYASAAEgL8JvD_BwE&ohost=www.google.com&cid=CAASJuRoJGAdAB3yxSQGBU2Tq1V3KrkxrhyorRtDOZzNuUP9AaWOz2PX&sig=AOD64_3X7w7-VJNtXFp2LvvoR9gqRTJM9g&q&adurl&ved=2ahUKEwiRt6fA8q74AhWqR_EDHQprAcgQ0Qx6BAgGEAE

(****)https://erasmusu.com/fr/erasmus-paris/blog-erasmus/notre-dame-de-paris-et-son-voisinage-829565?gclid=EAIaIQobChMIgsjq1vKu-AIVP5BoCR1bWQphEAAYAiAAEgIskPD_BwE

(*****) https://youtu.be/_qphknagXqA


(******) https://en.m.wikipedia.org/wiki/Caf%C3%A9_de_Paris_sauce


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Külliye’ye içerden bakış: Erdoğan’a: “Sistem yürümedi, Türkiye’yi seçime götürmeli”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın  “Başdanışmanı” olarak Beştepe’de    7 yıl süreyle  görev yapan İlnur Çevik’le konuştuk. “ Bu sistem yürümedi ” diyen Çevik durumu, “Erdoğan’ın en kısa zamanda Türkiye’yi seçime götürüp sistemi rayına oturtması şart, eğer torunlarını şu kadarcık! bile seviyorsa bunu yapmalı, aksi halde eyvah! ” diye özetliyor.  DEM Parti ile yürütülen “çözüm süreci” için, ortada bir plan taslağı bulunmadığını savunan Çevik’e göre, her zamanki “Kervan Yolda Düzülür” mantığı yine ağır basıyor. …Acaba Külliye’de çalışma sistemi nasıl? Cumhurbaşkanı gündemini nasıl belirliyor? Yüksek İstişare Kurulu diye bir kurul var, orada ve  pek çok kişinin üye olarak yer aldığı diğer kurullarda neler görüşülüyor? Erdoğan, Atatürk ismini neden diline almak istemiyor?Beştepe’nin bodrumunda gerçekten tam teşekküllü bir hastane var mı?…  Gibi pek çok soru aklımı kurcalıyordu, “ İlnur Çevik nasılsa görevi bıraktı, artık belki konuşur ” diye düşün...

Kadir Şengün’ün ardından: Bir çeyrek sucuk hikayesi! (1)

Acı haberi  meslektaşım  Yusuf Yalkın verdi,  (Kadir Şengün ölmüş, üstelik öldüğü günler sonra farkedilmiş!)  donup kaldım.   Oysa Sıhhiye ’de birbirine yakın sokaklarda oturmuştuk, ağabeyim Mehmet Alev ’in Atatürk Lisesi nden arkadaşıydı, yıllarca pek çok gazetede birlikte çalışmıştık ama ben ailesinden hiçkimseyi tanımıyordum, tek bildiğim ayrıldığı eşinden olan kızı ve oğlunun Belçika’da yaşadıkları ve babalarına “ bizi öyle sık sık arama, biz iyiyiz ” deyip, irtibatı kestikleriydi. . -E, peki,  evinde günler önce yaşama veda eden, kimselerin artık yokluğundan haberdar olmadığı  ( hoş, varlığını da bilmezdi pek çokları ) Kadir’in ölümü ailesine nasıl haber verilecekti? Neyse ki “kaçınılmaz son” karşısında hemen harekete geçiliyor, yapılacaklar yapıldı, meslektaşımız bu sabah erken bir saatte, pek az kişinin katıldığı törenle toprağa verildi. Kadir artık yok! Oğlum Ali’nin düğünündeyiz Oysa yıllar içinde acı-tatlı neler neler yaşadık, ne sırla...

Jackie, kanlı tayyör ve Kennedy suikastı

Koyu ela gizemli bakışlar, yumuşacık kulağa fısıldar gibi ses tonu ( hele Fransızca diksiyonu !), parlak gür saçlar, yaşama, aileye, dostlara, sanata ve estetiğe adanmışlık...  Oleg Cassini (*) imzası taşıyan zarif giyim stili ve Tiffany’s den “kiralanan” (*) görkemli mücevherleriyle muhteşem bir First Lady’nin Beyaz Saray salonlarında üç yıl boyunca, zarif ve ışıldayan salınışı. Evet evet, Jacqueline Bouvier Kennedy ’den söz ediyorum. Amerika’nın 35. Başkanı John Kennedy ’nin Beyaz Saraya taşıdığı, “ gelmiş geçmiş en muhteşem ve unutulmaz ‘First Lady’den.”   Mutluluklarını taçlandıran iki güzel çocukları, Caroline ve John JR da unutulmamalı!”  Beyaz Saray'da Kennedy'leri tanımlayan Camelot süreci, hem büyük mutlulukları hem de gizlenen hüzünleri barındırmıştı içinde. Küçük John'un, Başkan Kennedy Oval Ofis'te çalışırken masasının altına saklanışını gösteren kadar sevimli bir Beyaz Saray fotoğrafı var mıdır acaba?   Bu gözyaşartıcı tablo, Dallas’...