Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Titanik’te miyiz?

Geçenlerde maliye eski bakanımız Sümer Oral ile buluşmuştuk. Değerli meslektaşım ve okuldaşım Salih Yendi bizi konuk etmişti. O gün çay ve kahve eşliğinde öyle hoş bir sohbet yürüttük ki, belleğimin unutulmazlarına yazdım. Her zaman nezaketi ve centilmenliği ile bildiğimiz Sümer Bey, yeni yılımı kutlarken bana bir de armağan uzatmıştı: -Çalışma masanızda durması için size bir kağıt ağırlığı getirdim… Mavi suyla dolu bir kum saatiydi armağanım, o günden bu yana masamda duruyor, kitap okurken, yazı yazarken ikide birde onu çevirip, okyanusta kıyıya vuran dalgalar misali, mavi suların salınımını izlemek hoşuma gidiyor. Saatin bir gözünde bembeyaz bir buzdağı, diğer gözünde ise Titanik’i andıran minik bir gemi bulunuyor. Salınım sona erdiğinde buzdağına çarpan Titanik dibi boyluyor. Bu bana Sümer Beyin kaleme aldığı otobiyografik kitabını (Bir Devrin İzleri (*) ve orada dile getirdiği herbiri altın değerindeki anekdotları anımsattı; —Bütçe konuşması— Sümer Bey, Maliye Bakanı olarak iki ...

Hazine’nin Hazin Hali

Orhan Pamuk gibi, “bir kitap okudum hayatım değişti” demeyeceğim ama “ meslek hayatım bir film gibi gözlerimin önünden geçti ” desem inanır mısınız? -Evet, aynen öyle oldu.  Elimdeki kitap Osman Tunaboylu ’nun “ Babama Anlattığım Bürokrasi ve Bankacılık hikayeleri .” (*) Tunaboylu, kırk beş yıl süren bürokrasi serüvenini kaleme alırken, yaşanmış olaylara da çokça yer vermiş. Ben bu yaşananların öncesine değil ama seksenler sonrasına  “ az çok ” tanıklık ettim, ama ekonomiyi takip eden bir gazeteci olarak pek çok olayın perde arkasını ancak şimdi öğrenmiş oldum…  -Neden?  Derseniz, bizimki gibi demokrasiden nasibini tam almamış ülkelerde gazetecilik yapmak zordur, bilgi aslanın ağzındadır, şeffaflık kimsenin umurunda olmadığı gibi, ülkeyi yönetenlerde kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğu, görevi yerleşmemiştir. O yüzden ilk sayfalardaki şu cümle çok hoşuma gitti: “ …Yazmamak susmak daha mı ahlaki bir tutum? Geleceğe ışık tutmak için aydın olarak topluma karşı ...

O masallar bizdik!

-Kim unutabilir çocukluğunu? İster mutlu ister mutsuz günlerle örülü olsun, kim silebilir anılarından?  Kiralık bisikletlere bindiğimiz, paten kaydığımız Lale Sokak, Cihan Sokak, Hanımeli Sokak larda  birbirinin kopyasıydı apartmanlar,  yaşamlar  hep “ iki oda bir salonda” geçerdi. Evlerin arka bahçelerinde asma kilitli kömürlükler, kışa çeyrek kala satın alınan ( memurların kok kömürü karnesi vardı ) kömürün taşınması, asfalta sürten küreğin ritmik sesi, küfelerle  taşınan kömürün bıraktığı iz, genzi yakan tuhaf koku… - Şakir Zümre   Sobası sizde yok muydu? -Üşürdük kışın, diz boyuydu kar. Halalar, büyükanneler hepimize hırkalar örerdi, eskiyenleri söker, yünlerini yıkar, kurutur yine örerlerdi hırkaları kazakları - Kavacık Suyu, İnci Suyu arabaları geçerdi sokaktan, evlerde pişen yemeklerden komşuya bir tabak tadımlık gönderilirdi. Büfenin en süslü porselen tabağına özenle yerleştirilmiş iki dilim kızarmış palamutla, pasta tabağındaki irmik helva...