Ana içeriğe atla

Kemal Kılıçdaroğlu: Bize de Darbeci derler




Ortalık toz duman, mutlak butlan kararıyla ülke siyasetine, ağır aksak da işlese Türk Tipi Demokrasimize  resmen balyoz indirilmiş oldu, her kafadan bir ses çıkıyor. Bu tartışmalar sırasında eski defterler de birer birer açılıyor.

Kendi deyimiyle seksenindeki Kemal Kılıçdaroğlu nasıl oldu da böyle kötü yazılmış bir senaryonun başrolünü kendisine yakıştırdı akıl almıyor. “Neymiş bu koltuk sevdası yahu?” dedirtiyor.

Bir de CHP Genel Merkezinde kürsüye çıkıp halktan “Fetöcüleri bilmeden içimize sokmuş oldum” diyerek özür dilemedi mi?  Kulaklarıma inanamadım.

Neyse işte, benim de aklıma yıllar önce yaptığımız bir görüşmede Kılıçdaroğlu’nun bize söyledikleri  geldi.


———Balyoz’daki çekingen tutumu——-




Balyoz Davasının ortalığı kasıp kavurduğu günlerdi. Sayısız subay, general, amiral Gölcük’te ele geçirilen “sözde dijital deliller”le  “hükümeti devirmeye teşebbüs” suçundan yargılanıyordu, sonunda hepsi hapis cezalarına mahkum edildi. O dijital delillerin sahte olduğu kısa sürede kanıtlandı ve dava çöktü, subaylar (Çetin Doğan ve beş kişi dışında) beraat etti.

Şimdi bu olayı böyle bir paragrafta özetlemek kolay da siz bir de bu sürecin içinde yaşayanlara sorun, ateş düştüğü yeri yakıyor. Uzun yıllar hapis yatanlar arasında yakın dostlarımız olduğu için çektikleri eziyetin çok yakın tanığıyız.  Silivri’deki duruşmaları izlerken, hakimlerin kasıtlı olduğu açıkça anlaşılan tutumu, yönelttikleri düşmanca ve üstelik cahilane soruları duymak  o günlerde hepimizi isyanlara sürüklemişti. (*)  Zaten sonradan o hakim ve savcıların Fethullah Gülen’in adamı oldukları anlaşıldı. Bu kez sanık sandalyesine onlar oturtuldu hapsedildiler. 


—-Bize Darbeci derler——


Nedense o günlerde Kemal Kılıçdaroğlu ana muhalefet lideri olarak çok uzun bir süre  sessiz kaldı, tepki koymaktan özenle kaçındı. 




Bu eziyetli dönemde, çocukluk arkadaşım İrem Kutluk’la dayanışma çabasındaydım… İrem gerçekleri dile getirmek kamuoyunu aydınlatmak amacı ile oluşturdukları Vardiya Bizde Platformunun  da sözcüsüydü. Bir gün özel kalem müdürü Şükran Kütükçü’den randevu alıp TBMM’de Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmeye gittik. Yarım saat süren görüşmemiz sırasında İrem, eşinin de yargılandığı Balyoz davasıyla ilgili bilinen bilinmeyen tüm detayları anlattı, Kılıçdaroğlu ise pek fazla yorum yapmadan dinledi ve “haklısınız” demekle yetindi. İrem bunun üzerine şu soruyu yöneltti:

-O halde ana muhalefet partisinin lideri olarak neden açıkça bizi desteklemiyorsunuz? Bu davanın bir kumpas olduğu ortada. Bizim tepkimizi ortaya koyduğumuz toplantılara, protestolara siz neden katılmıyorsunuz?

Kılıçdaroğlu sessiz kalınca İrem ekledi:

-Ana muhalefet partisi olarak mecliste büyük bir grubunuz var, bizim sesimizin duyulmasını siz sağlayabilirsiniz

Kılıçdaroğlu bu kez konuştu:

-O zaman bize de “Darbeci” derler….

Görüşme böylece sonlandı.

Dışarı çıktığımızda İrem de ben de şaşkınlık içindeydik, koskoca ana muhalefet partisi lideri böyle mi davranmalıydı?


(*) https://bennursunerel.blogspot.com/2011/05/tcg-silivri.html



Yorumlar

  1. Son paragrafına katılmamak mümkün degil. Ancak bizler
    "neden ısrarla güvendik ve oy verdk ki?")

    YanıtlaSil
  2. Yıllardır ikili oynayan adam,bir kalemde Atatürkün partisini sildi aklınca,ama Özgür Özelin mitinpleri ve konuşmaları ve K.Kılıçtaroğlu hakkında söyledikleri ve peşinden giden kalabalığı görünce aslına kendisini sildiğini anlamıştır inşallah.Nursuncuğum sen bunları kuma yazmıyorsun.Seni zevkle okuyan bizlerin hafızasına kazıyorsun.Ellerine sağlık👏👏👏

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Jackie, kanlı tayyör ve Kennedy suikastı

Koyu ela gizemli bakışlar, yumuşacık kulağa fısıldar gibi ses tonu ( hele Fransızca diksiyonu !), parlak gür saçlar, yaşama, aileye, dostlara, sanata ve estetiğe adanmışlık...  Oleg Cassini (*) imzası taşıyan zarif giyim stili ve Tiffany’s den “kiralanan” (*) görkemli mücevherleriyle muhteşem bir First Lady’nin Beyaz Saray salonlarında üç yıl boyunca, zarif ve ışıldayan salınışı. Evet evet, Jacqueline Bouvier Kennedy ’den söz ediyorum. Amerika’nın 35. Başkanı John Kennedy ’nin Beyaz Saraya taşıdığı, “ gelmiş geçmiş en muhteşem ve unutulmaz ‘First Lady’den.”   Mutluluklarını taçlandıran iki güzel çocukları, Caroline ve John JR da unutulmamalı!”  Beyaz Saray'da Kennedy'leri tanımlayan Camelot süreci, hem büyük mutlulukları hem de gizlenen hüzünleri barındırmıştı içinde. Küçük John'un, Başkan Kennedy Oval Ofis'te çalışırken masasının altına saklanışını gösteren kadar sevimli bir Beyaz Saray fotoğrafı var mıdır acaba?   Bu gözyaşartıcı tablo, Dallas’...

Kadir Şengün’ün ardından: Bir çeyrek sucuk hikayesi! (1)

Acı haberi  meslektaşım  Yusuf Yalkın verdi,  (Kadir Şengün ölmüş, üstelik öldüğü günler sonra farkedilmiş!)  donup kaldım.   Oysa Sıhhiye ’de birbirine yakın sokaklarda oturmuştuk, ağabeyim Mehmet Alev ’in Atatürk Lisesi nden arkadaşıydı, yıllarca pek çok gazetede birlikte çalışmıştık ama ben ailesinden hiçkimseyi tanımıyordum, tek bildiğim ayrıldığı eşinden olan kızı ve oğlunun Belçika’da yaşadıkları ve babalarına “ bizi öyle sık sık arama, biz iyiyiz ” deyip, irtibatı kestikleriydi. . -E, peki,  evinde günler önce yaşama veda eden, kimselerin artık yokluğundan haberdar olmadığı  ( hoş, varlığını da bilmezdi pek çokları ) Kadir’in ölümü ailesine nasıl haber verilecekti? Neyse ki “kaçınılmaz son” karşısında hemen harekete geçiliyor, yapılacaklar yapıldı, meslektaşımız bu sabah erken bir saatte, pek az kişinin katıldığı törenle toprağa verildi. Kadir artık yok! Oğlum Ali’nin düğünündeyiz Oysa yıllar içinde acı-tatlı neler neler yaşadık, ne sırla...

Külliye’ye içerden bakış: Erdoğan’a: “Sistem yürümedi, Türkiye’yi seçime götürmeli”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın  “Başdanışmanı” olarak Beştepe’de    7 yıl süreyle  görev yapan İlnur Çevik’le konuştuk. “ Bu sistem yürümedi ” diyen Çevik durumu, “Erdoğan’ın en kısa zamanda Türkiye’yi seçime götürüp sistemi rayına oturtması şart, eğer torunlarını şu kadarcık! bile seviyorsa bunu yapmalı, aksi halde eyvah! ” diye özetliyor.  DEM Parti ile yürütülen “çözüm süreci” için, ortada bir plan taslağı bulunmadığını savunan Çevik’e göre, her zamanki “Kervan Yolda Düzülür” mantığı yine ağır basıyor. …Acaba Külliye’de çalışma sistemi nasıl? Cumhurbaşkanı gündemini nasıl belirliyor? Yüksek İstişare Kurulu diye bir kurul var, orada ve  pek çok kişinin üye olarak yer aldığı diğer kurullarda neler görüşülüyor? Erdoğan, Atatürk ismini neden diline almak istemiyor?Beştepe’nin bodrumunda gerçekten tam teşekküllü bir hastane var mı?…  Gibi pek çok soru aklımı kurcalıyordu, “ İlnur Çevik nasılsa görevi bıraktı, artık belki konuşur ” diye düşün...