Ana içeriğe atla

Böcekli Elbise




Yaşamın renkleri ne  güzel. 


-Kimi zaman ağır siyasi atmosfer sizi de nefes alamaz duruma getirmiyor mu? 

-İşte o zaman “düşlere sığınmak” belki biraz huzura kavuşturabilir. 

Bir dizi vardı, “Show About Nothing” başlığıyla yayınlanırdı, iddiasız gibi görünse de iddiası doğallığından kaynaklanıyordu. İnsanın başına her gün gelen, hiç de abartılı olmayan rutin olaylarla ilgiliydi. Uzun yıllar yayınlandı, dizi sona erdiğinde başroldeki aktör boşlukta kaldığı için uzun süre psikolojik tedavi görmüş söylenene göre. Çünkü (kendi ifadesiyle) artık düş kuramaz olmuş. Aile yaşamı, işi, her şey aleladeleşmiş yaşamında…

Neyse işte…

“Düşlere sığınmak” demiştim, iyi ki biz hala düş kurabiliyoruz, sığınmanın ötesine geçip gerçekleşen bir düşten bahsetmek istiyorum size şimdi. 

Sanal dünyada gezinirken karşıma çıkmıştı. 




Uzakdoğu’da sık rastlanan ağaçkakan ailesinden (Buprastidae *) bir böcek var(mış), ama ne böcek, ulaşılmaz bir sanat eseri, o yüzden “Mücevher Böceği” diye anılıyormuş… İki üç hafta yaşıyormuş sadece. Fakat yaşama veda edince geride bıraktığı o miras, o maviden yeşile dönen pırıl pırıl parlayan yanar döner kanatlar öylesine güzelmiş ki.



E, insan elinden kurtulur mu? 

Terziler, ta 18. Yüzyılda o güzelliği keşfedip nadide bir mücevher gibi giysilere, şapkalara, eldivenlere işlemişler, Marie Antoinette bile sevmiş “böcekli elbiseleri.

Çağdaş sanatçıları da etkilemiş o güzelim böcekler, Belçikalı sanatçı Jan Fabre (**) Brüksel’deki Kraliyet Sarayının tavanını boydan boya silme böcek kanatlarıyla kaplamış. Nasıl saydılar bilmem ama söylenen o ki, tavanda bir milyon üç yüz bin kanat kullanmış. Aynı ressamın üç boyutlu tabloları da var kanatları kullandığı.

O böcek kanatlarını çok merak ettim, “uzakdoğuya kah işler için kah turist olarak gitmişmişliğim epey vardı, böcekleri bilsem, oralarda arar bulurdum” diye hayıflanır oldum. Derken bizimkilerin Malezya’ya gitmesi gerekti, istedim:

-O böcek kanatları oralarda satılıyormuş, hem de ucuzmuş, n’olur bulursanız bana bir kaç tane alsanız… 

Bulup getirmesinler mi? Havalara uçtum tabii. Hepsini serdim örtünün üzerine, o yanar döner güzelliği dakikalarca seyrettim.

-E, peki şimdi ne yapacağız o güzelim kanatları? Bir giysiyi süsleseler hoş olmaz mı?

Hemen çarşıya:

-Şunlara benzeyen yanar döner kumaş sizde var mı? 

-Tafta kumaş olur mu? 

-İşte yukardaki rafta, hem de çivit rengi…

E peki kanatlar kumaşa nasıl raptedilecek? Sanal sayfaları açalım:

-Kanatlar çok naziktir, önce beş dakika buhara tutulmalı, ancak sonra iğnenin geçebileceği delikler açılabilir, yoksa hemen kırılır.



Haydi, Feyzan’a (Erel) başvurmalı, bir pazar günü öğleden sonramızı bu işe ayırmalı… Önce buhar, sonra ince uçlu matkap…

-Kanatlar işlenmeye hazır…

Sonrası ise, adeta yap-boz mozaiği benzeri, epey çaba isteyen bir süreç…

Bu kez haute couture (kişiye özel) dikişte harikalar yaratan sevgili Türkan’a (Altınışık) müracaat… Bizim ailenin yuva kuracak gençlerine  arkadaşlarımıza, arkadaşlarımızın kızlarına diktiği mezuniyet tuvaletleri, nişan elbiseleri, gelinlikler hala belleklerde …Bir döneme damga vuran butiği artık yok ama benim hatırım için, biraz da meraktan “böcekli elbise” serüvenine katılmayı kabul ediyor.

Ve ta taaa… 

Maraton başlıyor, Gölbaşı-Demirlibahçe Maratonu, tam yirmi beş kilometre, Türkan’a git gel, git gel…

-Keşke tafta almasaydınız? Kumaş sert durur giyilince…

-Ama yanar-döner olsun diye düşündüm, bir de çivit rengine vuruldum… 

-Peki model nasıl olacak?

-Bence çok sade olmalı, kanatların önüne geçmemeli… Asıl rol kanatlarda çünkü…

-Elbisenin neresi kanatlarla işlenmeli peki?

-Arkadaşım İrem  (Kutluk) ne demişti? (Giysiye işlenmemeli kanatlar. Olur ya, kuru temizleme gerekirse hepsine yazık olur.) O halde seyyar bir yakaya işlense kanatlar…

Sonra yeniden çarşı maratonu, tuhafiye, astar işleri… İlk alınan kordonetler olmaz, başta bir şey bulmalı. O da olmadı, boncuk ya da zincir bakalım.

Türkan:

 -Kanatlara tek delik açılmış, bence işlendiğinde düzgün durmaz, yeniden delik açılmalı uçlarına…

Ayy,  bir pazar daha buhar-matkap mesaisi… Tekrar maraton…




Sonunda giysi tamamlanır, yaka muhteşem…

İşte tatlı bir düş sonunda böylece gerçeğe dönüşür…

-Ahhh, böcekli elbisemi giymesem, sadece seyretsem yeter…

Size bir sır vereyim mi? Kumaşlar, iplikler, yumaklar, şişler, tığlar, kağıt üzerine kurşun kalemle çiziktirdiğim desenler… Keşke yaşamımı suya yazmakla değil giysi tasarım işinde geçirseydim…


(*) https://en.wikipedia.org/wiki/Buprestidae

(**) https://en.wikipedia.org/wiki/Jan_Fabre

Yorumlar

  1. Hayaller gerçek olmuş desenize😄ve muhteşem bir sanat eseri daha çıkmış ortaya🥰

    YanıtlaSil
  2. Harika olmuş sizi ve ekibi tebrik ederim çok ince işler bu tarz işler adeta güzellik yarışmasına katılacak bir ender bir tasarım .
    Hatırlarsanız bir zamanlar İpekçinin diktiği paten elbiseyi o işlemeler elbise ve Azra’ya çok yakışmıştı tıpkı sizde durduğu gibi zaten siz çok marifetli ve beceriklisiniz ellerinize emeğinize yüreğinize sağlık 👏❤️❤️

    YanıtlaSil
  3. Hayatın güzelliği böyle sıradışı ayrıntılarda gizli,emeğine sağlık.Meltem&Tuncay

    YanıtlaSil
  4. Ah isminizi bilmesem de sizin iltifatınız beni çok sevindirdi. Teşekkür ediyorum sevgiler gönderiyorum

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Jackie, kanlı tayyör ve Kennedy suikastı

Koyu ela gizemli bakışlar, yumuşacık kulağa fısıldar gibi ses tonu ( hele Fransızca diksiyonu !), parlak gür saçlar, yaşama, aileye, dostlara, sanata ve estetiğe adanmışlık...  Oleg Cassini (*) imzası taşıyan zarif giyim stili ve Tiffany’s den “kiralanan” (*) görkemli mücevherleriyle muhteşem bir First Lady’nin Beyaz Saray salonlarında üç yıl boyunca, zarif ve ışıldayan salınışı. Evet evet, Jacqueline Bouvier Kennedy ’den söz ediyorum. Amerika’nın 35. Başkanı John Kennedy ’nin Beyaz Saraya taşıdığı, “ gelmiş geçmiş en muhteşem ve unutulmaz ‘First Lady’den.”   Mutluluklarını taçlandıran iki güzel çocukları, Caroline ve John JR da unutulmamalı!”  Beyaz Saray'da Kennedy'leri tanımlayan Camelot süreci, hem büyük mutlulukları hem de gizlenen hüzünleri barındırmıştı içinde. Küçük John'un, Başkan Kennedy Oval Ofis'te çalışırken masasının altına saklanışını gösteren kadar sevimli bir Beyaz Saray fotoğrafı var mıdır acaba?   Bu gözyaşartıcı tablo, Dallas’...

Kadir Şengün’ün ardından: Bir çeyrek sucuk hikayesi! (1)

Acı haberi  meslektaşım  Yusuf Yalkın verdi,  (Kadir Şengün ölmüş, üstelik öldüğü günler sonra farkedilmiş!)  donup kaldım.   Oysa Sıhhiye ’de birbirine yakın sokaklarda oturmuştuk, ağabeyim Mehmet Alev ’in Atatürk Lisesi nden arkadaşıydı, yıllarca pek çok gazetede birlikte çalışmıştık ama ben ailesinden hiçkimseyi tanımıyordum, tek bildiğim ayrıldığı eşinden olan kızı ve oğlunun Belçika’da yaşadıkları ve babalarına “ bizi öyle sık sık arama, biz iyiyiz ” deyip, irtibatı kestikleriydi. . -E, peki,  evinde günler önce yaşama veda eden, kimselerin artık yokluğundan haberdar olmadığı  ( hoş, varlığını da bilmezdi pek çokları ) Kadir’in ölümü ailesine nasıl haber verilecekti? Neyse ki “kaçınılmaz son” karşısında hemen harekete geçiliyor, yapılacaklar yapıldı, meslektaşımız bu sabah erken bir saatte, pek az kişinin katıldığı törenle toprağa verildi. Kadir artık yok! Oğlum Ali’nin düğünündeyiz Oysa yıllar içinde acı-tatlı neler neler yaşadık, ne sırla...

Külliye’ye içerden bakış: Erdoğan’a: “Sistem yürümedi, Türkiye’yi seçime götürmeli”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın  “Başdanışmanı” olarak Beştepe’de    7 yıl süreyle  görev yapan İlnur Çevik’le konuştuk. “ Bu sistem yürümedi ” diyen Çevik durumu, “Erdoğan’ın en kısa zamanda Türkiye’yi seçime götürüp sistemi rayına oturtması şart, eğer torunlarını şu kadarcık! bile seviyorsa bunu yapmalı, aksi halde eyvah! ” diye özetliyor.  DEM Parti ile yürütülen “çözüm süreci” için, ortada bir plan taslağı bulunmadığını savunan Çevik’e göre, her zamanki “Kervan Yolda Düzülür” mantığı yine ağır basıyor. …Acaba Külliye’de çalışma sistemi nasıl? Cumhurbaşkanı gündemini nasıl belirliyor? Yüksek İstişare Kurulu diye bir kurul var, orada ve  pek çok kişinin üye olarak yer aldığı diğer kurullarda neler görüşülüyor? Erdoğan, Atatürk ismini neden diline almak istemiyor?Beştepe’nin bodrumunda gerçekten tam teşekküllü bir hastane var mı?…  Gibi pek çok soru aklımı kurcalıyordu, “ İlnur Çevik nasılsa görevi bıraktı, artık belki konuşur ” diye düşün...