Ana içeriğe atla

Uykumu kaçıran olaylar…


8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla pek çok sivil toplum örgütü tarafından ortaklaşa düzenlenen bir panelde konuşmacıydım… Orada söylediklerimi kayda geçmesi amacıyla paylaşıyorum:

“Sayın Başkan, değerli panelistler ve bizleri izleyen sevgili dostlarımız, hepinizi saygıyla selamlıyorum. “Türesin Adalıer’den “8 Mart için bir konuşma yap önerisi alınca düşündüm, “Dünya Emekçi Kadınlar” gününde acaba neler söylesem diye? Çünkü odaklanmamız gereken konu “kadının emeği” şu anda.

Ancak, konuşulacak konuların bir zemine oturması gerekir değil mi? En önemli dayanak noktamız, hukuk ve adaletin düzgün işleyişi olmalı. Kadın emeğinin karşılığını bulmasından tutalım, eğitime, fırsat eşitliğine hatta yaşam hakkına kadar etki eden unsurlar hukuk ve adaletin bir ülkede düzgün oluşturulup, işletilmesi değil midir? 

Aksi taktirde havada kalır konuştuklarımız, dolayısıyla şimdi ben sözlerime bir Türkiye fotoğrafı ile başlamak istiyorum. 

ADALET: Önce, 6-7 Şubat 2023’e dönelim, Depremde kaybettiğimiz onca insanımız ve yıkımların ardından, yıldönümünde izliyoruz, sorumluların cezalandırılmasına ilişkin davalarda adalet yerini buluyor mu sizce? 

Ya Kartalkaya Otel Yangını? Masum yavrularla birlikte Tam 76 canımız gitti orada ama, o otelin yangına karşı yeterli önlemleri alıp almadığını denetlemekle görevli olan kişiler, yani kamu görevlileri ve bakan yargılamadan muaf tutulmadı mı?

EKONOMİK KRİZ: Peki ekonomik kriz? Bu kadar yüksek enflasyonla en son ne zaman karşılaşmıştık? Sanırım 80’li yıllarda değil mi? Ama bizi şu anda yaşadığımız enflasyon ilgilendiriyor, Yüksek enflasyon ve sermaye transferi yoluyla, açık konuşalım, dar gelirliden sakınılan, zengini daha zengin eden uygulamalarla, (KKM ler gibi) (*) hele hele, ücretleri, emekli maaşlarını, sosyal yardımları frenleyerek,  ağır vergiler yoluyla gelirimizin buharlaşması artık kalıcı bir gerçeğe dönüşmedi mi? 

Türkiyede toplumsal cinsiyet eşitliğini izleme raporunun dördüncüsü yayınlandı, bana da gönderilmişti, açtım okumaya başladım.İnanır mısınız her satırında içim, daha da biraz daha karardı, Neden mi? Türkiye’de kadın yoksulluğunun ve sosyal dışlanma riskinin son üç yılda nasıl yükseldiğini çok açık ortaya koyuyordu ondan. 

Buraya gelirken aslında “Türkiye’de kadın emeğinin sahipsizliği” üzerine konuşmaya karar vermiştim. Ancak rapordaki verilere bakınca, bırakalım emek vermeyi, Türkiye’de kadının ayakta kalmasının bile bugünkü koşullarda adeta bir mucize olduğu gerçeği ile karşılaştım… 

EMEK SÖMÜRÜSÜ:

Şimdi neden böyle düşündüğümü sizlerle paylaşmak istiyorum. Önce dünyadan bir kaç örnek vereyim.

Dünyayı kadın ve erkek birlikte  inşaa edip, birlikte çekip çevirmiyor mu? E, o halde kadının başarıları neden görünmez kılınıyor? Bu duruma “Matilda Etkisi” deniliyormuş hiç duymuş muydunuz? Ben de yeni öğrendim, Matilda Joslyn Gage  (**) geçen yüzyılda yaşamış bir kadın hakları savunucusu, özellikle bilimsel keşifler alanında önemli işler yapan kadınların emeklerinin nasıl yok edildiğini, kimi erkekler tarafından üstüne oturulup Nobel ödülü bile kazanıldığını ortaya koymuş. Sadece bilim mi? Farklı alanlarda da o kadar çok unutulan, yok sayılan  kadın var ki:




ENHEDUANNA (2285-2250 MÖ)

Dünyanın ilk yazarı bir kadın biliyor musunuz? Milat öncesi bir Sümer Kenti olan Ur’da (bugünkü Irak) yaşamış. Alabaster denilen bizim lüle taşına benzer yumuşak taşlara, o çağda tapınaklarda okunan duaları ve kendi yazdığı şiirleri kayda geçirmiş. Bunca yüzyıldır bilinmiyordu, ta ki 1922 yılında o taşlara yazılı metinler ortaya çıkana kadar. Oysa Enheduanna bizim büyük büyük büyüüüüüük annemiz bile sayılabilir. Bir büyük annemiz, allah rahmet eylesin Muazzez İlmiye Çığ, yaptığı araştırmalarda Türklerle Sümerler arasında pek çok ortaklık olduğunu ortaya çıkarmıştı, aynı kökenden olmasak bile akrabamız sayılabilir Enheduanne öyle değil mi?

EGERIA: Galiçya doğumlu hıristiyan yazar… MS 4. Yüzyılda yaşamış, kutsal topraklara Küdüs’e ve hatta İstanbul’a yaptığı ziyaretleri kitaplaştırmış, ancak Latince kaleme aldığı kitabının sadece küçücük, üstelik de virgülden sonra başlayan bir kaç cümlesiyle şu anda elimizde… Düşünebiliyor musunuz? O yüzyıllarda bir kadının cesaretini?

RABİYA BALKİ: Buyrun size Afganistan’dan bir kadın…MS 10.yüzyılda yaşamış, Kuzey Afganistan’da Balkh şehrinde. Ki o şehir şehirlerin annesi diye anılırmış. Ortaçağın en önemli şairlerinden, ama suçu erkek kardeşinin Türk kölesine aşık olmak. Ağabeyi onu hamama zincirletiyor ve bilekleri kesilerek öldürülmesini emrediyor. Rabiya Balki son dizelerinin hamamın duvarlarına kendi kanıyla yazıyor. 

Yüzyıllardır efsanelere konu olan bu trajik öykünün bir de bugünkü durumuna bakalım… 



TRUMP’A SORALIM
Afganistan’da Taliban rejimi şimdilerde Rabiya Balki’nin bütün resimlerini ve pek çok okula verilen ismini sildirtmekle kalmadı, kız çocuklarına eğitimi de yasakladı…

Mümkün olsa, ABD Başkanı Donald Trump’a, azar işitmek pahasına da olsa sormak isterdim:

-Mr. Trump, İran’daki rejimi beğenmiyorum dediniz, savaş açtınız, o arada 175 çocuğu füzelerinizle bir okulu art arda iki kez vurup  öldürdünüz. Yahu Afganistan’da yaşanan zulüm ki son 20 yılda orada siz vardınız, bu ortaçağ zulümü  size hiç mi bir şey söylemiyor? Kadını ve çocuğu korumak adına şu Taliban’a söyleyecek sözünüz yok mu?

Duygu Asena, “kadının adı yok” demişti, Türkiye’de emeği yok sayılan ve kendisine eziyet edilen hemcinslerimizden biri olan Türkan Saylan’ın adını da anmadan geçemeyeceğim

CİNSİYET EŞİTLİĞİ:

Şimdi gelelim, Türkiye'de toplumsal cinsiyet eşitliğin görünümüne. 2026 başı itibarıyla hem küresel hem ulusal göstergeler oldukça sorunlu bir seviyede seyrediyor. En güncel verilere göre Türkiye, dünyada cinsiyet eşitliğinde en geri kalan ülkelerden biri konumunda.

Dünya Ekonomik Forumu'nun 2025 Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporu'na göre 148 ülke arasında:

-Türkiye 135. sırada yer alıyor, oysa 2024'te 127. sıradaydı, yani 8 basamak birden gerilemişiz. Avrupa kıtasında ise sonuncu ülke konumundayız. 

Lütfen izin verin şu soruyu sormama: Mustafa Kemal Atatürk ne demişti?


“Şuna inanmak lazımdır ki, dünya üzerinde gördüğümüz her şey kadının eseridir…Ey Kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.”


Eğitim; kız çocuklarının okullaşması yüksek. Okuryazarlık ve temel eğitimde neredeyse eşitlik var, yükseköğretimde kadın oranı yüzde 50'ye yakın veya biraz üstünde ama…

Ekonomik Katılım & İstihdam… Kadın istihdam oranı yüzde 31-33, erkek yüzde 65-67 … Çünkü kadınlarda Kayıt dışı çalışma ve bakım yükü çok fazla.

Siyasi Güçlenme ve Karar Alma:  Ne yazık ki  temsil çok düşük.

TBMM'de kadın milletvekili oranı yüzde17-20 Bakan, vali, kaymakam, büyükelçi oranları yüzde 10'un altında … Eh bari Belediye Başkanlıklarında kadınlarımızın topuk sesleri biraz olsun duyuluyor derken, derken, ne yazık ki orada da eksildik…

Sağlık & Yaşam Süresi: Görece iyi, yaşam süresi kadınlarda 5-7 yıl daha uzun, ama ne yazık ki bu yaşamak pek kaliteli bir yaşamak değil, hem parasızlık hem de kaliteli bakım ve sağlık hizmetlerine ulaşmadaki yetersizlik kadının yaşamını sorunlu kılıyor.  |

Kadına Yönelik Şiddet Hâlâ çok yüksek seviyede, en büyük sorun başlıklarından biri.                  Yaşam boyu fiziksel/cinsel şiddet görme oranı yüzde 35-40 bandında (TÜİK & uluslararası veriler) |

Yoksulluk: Kadın yoksulluğu erkeklerden belirgin şekilde yüksek           

Genel Değerlendirme

Türkiye anayasal olarak kadın-erkek eşitliğini kabul etmiş olsa da, bu deyim yerindeyse kağıt üzerinde kalıyor.  Uygulama ve toplumsal normlar açısından ciddi bir uçurum var. Özellikle:

- Ekonomik bağımsızlık eksikliği,

- Siyasette ve üst yönetimde aşırı düşük temsil,

- Kadına yönelik şiddet ve toplumsal cinsiyet rollerinin katılığı,

en temel sorunlar olarak öne çıkıyor.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ: 

Şimdi gelelim bütün bu sorunların nasıl çözüleceği sorusuna…

İstanbul Sözleşmesinin gerektirdiği yasal düzenlemeler ve özellikle de 6 bin 284 sayılı yasada yapılacak değişiklikler biz kadınlar için bir umut ışığı yaratmamış mıydı?Ama ne oldu? Üzerinde yıllarca çalışılan, İstanbul’da imzalanan ve ilk Türkiye Cumhuriyeti adına imza konulan bu uluslararası sözleşme bir gecede iptal edilmedi mi?

İptal kararından dolayı partisiyle ters düştüğünü belirten AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin, sözleşmede bulunmayan maddeler sebebiyle şahsının hedef alındığını ifade etmedi mi? Zengin, "Böyle bahtsız sözleşme görmedim. İçinde yazmayan şeylerle bu kadar anılan bir sözleşme görmedim" diye konuşmadı mı?

Ve sırf bu sözleşme ve 6284 sayılı yasadaki değişiklikleri savunması nedeniyle partisi tarafından yalnız bırakıldığından şikayet etmedi mi?

E, peki eğer AKP’nin önde gelen kadın milletvekillerinden biri bunu söylüyorsa, herhangi bir titri olmayan kadınımız ne yapsın? Derdini sıkıntısını kime anlatsın?

Oysa eğer İstanbul Sözleşmesi geçerliliğini korusa idi, bu sözleşmenin öngördüğü yasal düzenlemeler, yönetmelikler, genelgeler çıkarılabilseydi kadınların şiddete maruz kalışı büyük ölçüde engellenmiş olmayacak mıydı?

Ne yazık ki olmadı… 

Kadınlarımız şiddet, özellikle de aile içi şiddete karşı korumasız bırakıldı. Hiiiç aksii savunan olmasın. Buyrun verileri size sunayım.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun verileri kadın cinayetlerinin korkunç boyutunu gözler önüne seriyor. Sadece şubat ayında 23 kadın öldürüldü, 29 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. Öldürülen 23 kadından 6'sı kendi hayatına dair karar almak istediği için, 2'si ekonomik bahanelerle, 1'i ise diğer bahanelerle öldürüldü. 14'ünün hangi bahaneyle öldürüldüğü tespit edilemedi. Kadınlar en çok evli olduğu erkekler tarafından katledildi.

- 2022: 334 kadın cinayeti  

- 2023: 315 kadın cinayeti  

- 2024: 394 kadın cinayeti (platform tarihinin en yüksek rakamı)  

- 2025: 294 kadın cinayeti (önceki yıla göre düşüş gösterse de hâlâ yüksek; bazı kaynaklarda 296-299 arası belirtiliyor)

Ayrıca şüpheli kadın ölümleri (intihar süsü verilmiş, yüksekten düşme gibi şüpheli vakalar) de çok ciddi bir sorun:

- 2022: 250 civarı  

- 2023: 248-250  

- 2024: 259 (rekor)  

- 2025: 297 (yine rekor seviyede)

İki önemli olayı öne çıkararak ve iki soruyla konuşmamı tamamlayacağım. 

AYŞE TOKYAZ, 22 yaşında bir üniversite öğrencisi… İstanbul Küçükçekmece'de eski polis memuru Cemil Koç (38) (***) tarafından öldürülen ve cansız bedeni bavul içinde yol kenarına bırakılan Ayşe TOKYAZ ... Beni bu olayda derinden sarsan detay şu… Öldüren, ilişiği kesilmiş de olsa bir polis memuru. Ya o korkunç cinayet sonrasında zavallı Ayşe’nin cesedinin yer aldığı bavulu ortadan kaldırmaya yardım edenler? Onlardan bazıları da aynı meslekten değil mi? Kadına karşı şiddeti önlemesini beklediğimiz emniyet mensuplarının böyle bir şiddete ortak olmasına razı olabilir miyiz? 

FATMA NUR ÇELİK: İkinci olay ise beni derinden sarstı, inanın geceleri uyuyamaz hale geldim. Neden mi? 2 Mart’ta küçük kızıyla birlikte Zeytinburnu’nda denize atlayarak yaşamını sonlandıran Fatma Nur Çelik (****) ve küçücük kızı Hifa İkra Şengüler nedeniyle… Biliyor musunuz Fatma Nur, 15 yaşında ırzına geçen tecavüzcüsüyle zorla evlendirilmişti. İslami vakfın lideri Olan kocası, kendi öz kızı Hifa İkra’ya henüz 3 yaşında iken istismarda bulunmuştu. Fatma Nur, kızının gergin, her şeyden korkan, suskun ruh halini sezince onu doktora götürmüş ve doktordan şu yanıtı almıştı:


-Hanım kızınızın cinsel istismara uğradığının farkında değil misin?


Fatma Nur başına yıkılan dünyasını toparlamak, kızını iyileştirebilmek için bir yıldır çaba gösteriyordu, adliye önünde nöbetteydi, demişti ki, başıma bir şey gelirse, intihar etti derlerse  sakın inanmayın…”

Ama ne oldu? Mücadelesi sonuçsuz kaldı, aile bakanlığı ancak 2 Mart günü “acil koruma kararı” alabildi, görevliler küçük kızla annesinin evine gittiler, kimseyi bulamadılar çünkü anne kız artık yoktu, Marmara’nın buz gibi sularında can vermişlerdi. Ben Fatma Nur’un mücadelesine tanık olmuştum, onunla yapılan röportajları canlı radyo yayınlarında dinlemiş kahrolmuştum… Hem anneye hem de kendi kızına istismarda bulunan o yaratığı ise başında bulunduğu vakıftan aramış ama ne hikmetse bir türlü ulaşamamıştım. Çünkü istismar davasında savcı Tutuksuz yargılanmasına karar verince kayıplara karışmıştı… 

Geçmiş olsun…


Atatürk’ün şu sözleri kulağımıza küpe olsun:


“Kadınlarını geride bırakan toplumlar geri kalmaya mahkumdurlar…” 


-Bu geriye gidişe hep birlikte dur diyelim… Laiklik, kadın hakları ve cumhuriyet ilkelerinden asla vazgeçmeyelim…”




(*) https://tr.wikipedia.org/wiki/Kur_korumal%C4%B1_mevduat_sistemi

Yorumlar

  1. Çok güzel bir aydınlatma yazısı,bizi de aydınlattığın için teşekkürler,kalemine sağlık,lütfen o güzel yazılarını yazmaya devam et.

    YanıtlaSil
  2. Alkışlıyorum...

    YanıtlaSil
  3. Çok teşekkür ediyorum

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Külliye’ye içerden bakış: Erdoğan’a: “Sistem yürümedi, Türkiye’yi seçime götürmeli”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın  “Başdanışmanı” olarak Beştepe’de    7 yıl süreyle  görev yapan İlnur Çevik’le konuştuk. “ Bu sistem yürümedi ” diyen Çevik durumu, “Erdoğan’ın en kısa zamanda Türkiye’yi seçime götürüp sistemi rayına oturtması şart, eğer torunlarını şu kadarcık! bile seviyorsa bunu yapmalı, aksi halde eyvah! ” diye özetliyor.  DEM Parti ile yürütülen “çözüm süreci” için, ortada bir plan taslağı bulunmadığını savunan Çevik’e göre, her zamanki “Kervan Yolda Düzülür” mantığı yine ağır basıyor. …Acaba Külliye’de çalışma sistemi nasıl? Cumhurbaşkanı gündemini nasıl belirliyor? Yüksek İstişare Kurulu diye bir kurul var, orada ve  pek çok kişinin üye olarak yer aldığı diğer kurullarda neler görüşülüyor? Erdoğan, Atatürk ismini neden diline almak istemiyor?Beştepe’nin bodrumunda gerçekten tam teşekküllü bir hastane var mı?…  Gibi pek çok soru aklımı kurcalıyordu, “ İlnur Çevik nasılsa görevi bıraktı, artık belki konuşur ” diye düşün...

Kadir Şengün’ün ardından: Bir çeyrek sucuk hikayesi! (1)

Acı haberi  meslektaşım  Yusuf Yalkın verdi,  (Kadir Şengün ölmüş, üstelik öldüğü günler sonra farkedilmiş!)  donup kaldım.   Oysa Sıhhiye ’de birbirine yakın sokaklarda oturmuştuk, ağabeyim Mehmet Alev ’in Atatürk Lisesi nden arkadaşıydı, yıllarca pek çok gazetede birlikte çalışmıştık ama ben ailesinden hiçkimseyi tanımıyordum, tek bildiğim ayrıldığı eşinden olan kızı ve oğlunun Belçika’da yaşadıkları ve babalarına “ bizi öyle sık sık arama, biz iyiyiz ” deyip, irtibatı kestikleriydi. . -E, peki,  evinde günler önce yaşama veda eden, kimselerin artık yokluğundan haberdar olmadığı  ( hoş, varlığını da bilmezdi pek çokları ) Kadir’in ölümü ailesine nasıl haber verilecekti? Neyse ki “kaçınılmaz son” karşısında hemen harekete geçiliyor, yapılacaklar yapıldı, meslektaşımız bu sabah erken bir saatte, pek az kişinin katıldığı törenle toprağa verildi. Kadir artık yok! Oğlum Ali’nin düğünündeyiz Oysa yıllar içinde acı-tatlı neler neler yaşadık, ne sırla...

Jackie, kanlı tayyör ve Kennedy suikastı

Koyu ela gizemli bakışlar, yumuşacık kulağa fısıldar gibi ses tonu ( hele Fransızca diksiyonu !), parlak gür saçlar, yaşama, aileye, dostlara, sanata ve estetiğe adanmışlık...  Oleg Cassini (*) imzası taşıyan zarif giyim stili ve Tiffany’s den “kiralanan” (*) görkemli mücevherleriyle muhteşem bir First Lady’nin Beyaz Saray salonlarında üç yıl boyunca, zarif ve ışıldayan salınışı. Evet evet, Jacqueline Bouvier Kennedy ’den söz ediyorum. Amerika’nın 35. Başkanı John Kennedy ’nin Beyaz Saraya taşıdığı, “ gelmiş geçmiş en muhteşem ve unutulmaz ‘First Lady’den.”   Mutluluklarını taçlandıran iki güzel çocukları, Caroline ve John JR da unutulmamalı!”  Beyaz Saray'da Kennedy'leri tanımlayan Camelot süreci, hem büyük mutlulukları hem de gizlenen hüzünleri barındırmıştı içinde. Küçük John'un, Başkan Kennedy Oval Ofis'te çalışırken masasının altına saklanışını gösteren kadar sevimli bir Beyaz Saray fotoğrafı var mıdır acaba?   Bu gözyaşartıcı tablo, Dallas’...