Ana içeriğe atla

Almodovar Teoremi

 



Mülkiyeliler Birliğinin hocamız Muammer Aksoy’a ithaf edilen kütüphanesindeyiz. Antoni Casas Ros’un “Almodovar Teoremi” başlıklı kitabı konuşuluyor. Ben biraz geciktim, o taraflarda park yeri bulmak çok zor… 

Ros aslında bir matematikçi, fakat geçirdikleri ciddi kazada sevgilisini yitiriyor, kendisi de yüzünden ağır darbe alıyor, burnu yok oluyor hatta… İçkili kullandığı arabayla son sürat orman yolunda gecenin bir yarısı karşısına çıkan geyiğe çarpmamak için direksiyonu kırınca olan oluyor.

Yüzünü kaybedişi sonrasında kendini yalnızlığa mahkum ediyor, matematiği bırakıp yazarlığa soyunuyor, ilk romanı Almodovar Teoremi’ni kaleme alıyor ve büyük başarı kazanıyor. Roman aslında otobiyografik sayılabilir ama kurguyla, fantezi dünyasıyla iç içe… 


-Romanın başlığı neden Almodovar Teoremi?


Diye merak ediliyor. İspanyol yönetmeni niye işin içine sokmuş yani? 

Çünkü  Ros, “tam Almodovar’a uygun bir olay örgüsü ve senaryo” diye düşünüyor olsa gerek… Yüzü olmayan, kendini karanlıklara, yalnızlığa mahkum eden bir genç adam var romanda başkişi olarak… Franco döneminde işkenceler yapmış faşist baba, matematikçi anne, transseksüel (organını kestirmemiş!)  sevgili ise yan karakterler… Tabii ormanda kazaya neden olan geyik ile sonradan eve alınıp balkonda beslenen geyik de romanın merkezinde…

Kolay okunan kısa roman yayınlandığında (2008)  epey yankı yaratmış…

Bense çok merak ediyorum; 

-İspanyol yönetmen Pedro Almodovar nasıl olmuş da bu romandan haberdar değil gibi davranabilmiş? Romanı senaryoya dönüştürüp (üstelik da romanda bunun eskizi bile var)  filme çekmeyi neden hiç düşünmemiş? Hadi bunlardan da vazgeçtim, yaşamında Antoni Casas Ros’la hiç karşılaşmamasına ne demeli? Hiç olmazsa telefonla bir arasa olmaz mıydı yani?



-Bunları düşünürken yanımda oturan genç kadının not defterinden gözümü alamıyorum,  el yazısı tam bir sanat eseri, kim acaba? Sonra kitapla ilgili yorumundan öğreniyorum (matematikten iyi anlıyor, bir mühendis olarak) 




-Ya sıkça söz alarak güzel yorumlar yapan, evli olduklarını düşündüğüm çiftin uyumu nasıl?

-Evdeki kitaplıkları epey zengin olmalı benim hayalimde, ikisi de emeklilik keyfi yaşıyordur büyük olasılıkla, ev işleri, alışveriş, doktor kontrolü, arkadaş ziyaretlerinden kalan öğleden sonralarda zamanları nasıl geçiyordur? Radyoda ne tür müzik vardır? Demli çaylarını yudumlarken fırından yeni çıkmış kurabiyeler asla eksik olmaz değil mi?


Toplantı bitti… 


Geç saatler… Mülkiyeliler Birliğinden çıkıp Mithatpaşa Caddesinin sağlı sollu kaldırımlarında yürüyorum, Mimar Sinan Ortaokulunun önünden geçerken hüzün kaplıyor içimi, Ankara’nın simgelerinden biri değil mi bu okul? Dönüştürülmek istenişi kentin geçmişini silmek anlamına gelmiyor mu?

Kaldırımlar bakımsız, bir çıkıntı tökezletiyor, iyi ki düşmeden kurtardım, çöpler pek çok yere  saçılmış, yollarda genç belediye başkanının iki yılda neler yaptığının, başarısının  pankartları asılı…

-A, Emel Mağazası…Annelerimiz önemli günler için nadiren diktirdikleri tayyöre oradan ayakkabı seçerdi… Lezar mı derlerdi yılan derisine? Sonra özenle silinip kutuda bir sonraki nişana-düğüne saklanırdı değil mi ayakkabılar? 

Çantamda Ros’un kitabı ve notlarım var, arabayla otoparktan çıkıyorum, radyo açık:





-Donald Trump’ın yüzü Beyaz Saray paylaşımlarında mozaiklenmiş. Neden? Çok mu utanıyormuş yaptıklarından?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadir Şengün’ün ardından: Bir çeyrek sucuk hikayesi! (1)

Acı haberi  meslektaşım  Yusuf Yalkın verdi,  (Kadir Şengün ölmüş, üstelik öldüğü günler sonra farkedilmiş!)  donup kaldım.   Oysa Sıhhiye ’de birbirine yakın sokaklarda oturmuştuk, ağabeyim Mehmet Alev ’in Atatürk Lisesi nden arkadaşıydı, yıllarca pek çok gazetede birlikte çalışmıştık ama ben ailesinden hiçkimseyi tanımıyordum, tek bildiğim ayrıldığı eşinden olan kızı ve oğlunun Belçika’da yaşadıkları ve babalarına “ bizi öyle sık sık arama, biz iyiyiz ” deyip, irtibatı kestikleriydi. . -E, peki,  evinde günler önce yaşama veda eden, kimselerin artık yokluğundan haberdar olmadığı  ( hoş, varlığını da bilmezdi pek çokları ) Kadir’in ölümü ailesine nasıl haber verilecekti? Neyse ki “kaçınılmaz son” karşısında hemen harekete geçiliyor, yapılacaklar yapıldı, meslektaşımız bu sabah erken bir saatte, pek az kişinin katıldığı törenle toprağa verildi. Kadir artık yok! Oğlum Ali’nin düğünündeyiz Oysa yıllar içinde acı-tatlı neler neler yaşadık, ne sırla...

Jackie, kanlı tayyör ve Kennedy suikastı

Koyu ela gizemli bakışlar, yumuşacık kulağa fısıldar gibi ses tonu ( hele Fransızca diksiyonu !), parlak gür saçlar, yaşama, aileye, dostlara, sanata ve estetiğe adanmışlık...  Oleg Cassini (*) imzası taşıyan zarif giyim stili ve Tiffany’s den “kiralanan” (*) görkemli mücevherleriyle muhteşem bir First Lady’nin Beyaz Saray salonlarında üç yıl boyunca, zarif ve ışıldayan salınışı. Evet evet, Jacqueline Bouvier Kennedy ’den söz ediyorum. Amerika’nın 35. Başkanı John Kennedy ’nin Beyaz Saraya taşıdığı, “ gelmiş geçmiş en muhteşem ve unutulmaz ‘First Lady’den.”   Mutluluklarını taçlandıran iki güzel çocukları, Caroline ve John JR da unutulmamalı!”  Beyaz Saray'da Kennedy'leri tanımlayan Camelot süreci, hem büyük mutlulukları hem de gizlenen hüzünleri barındırmıştı içinde. Küçük John'un, Başkan Kennedy Oval Ofis'te çalışırken masasının altına saklanışını gösteren kadar sevimli bir Beyaz Saray fotoğrafı var mıdır acaba?   Bu gözyaşartıcı tablo, Dallas’...

Mutluluğun resmi ve bir ada öyküsü…

Babaannemin Güllü Masalları ’nın sayfalarını bu kez Büyükada ’daki Taş Mektep ’te açıyoruz.  Büyükada’nın “ asırlık ” kitabevi  Ksidas ’ın öncülüğünde, Adalar Belediyesi ’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek buluşmada, oğlum Ali Erel ’in eşi, sevgili gelinim Seda Bakan ile çocuklara, kitaplara ve yaşama dair konuşacağız. Beni çok sevindiren bu program öncesinde sizlere paylaşmak istediğim bir “ada öyküsü” var: Oğlum Ali Erel dört yaşındaydı, Heybeliada ’da tatildeydik, bir gün İstanbul ’a gitmek üzere vapura bindik ve kitabımın 112. Sayfasındaki “ Vapura Biniyoruz” başlığıyla dile gelen olayı aynen yaşadık.  Harika Kitap ’tan çıkan masal kitabım için pek çok kez dile getirdim, Esra Özek ’in sihirli fırçasıyla renklenip canlanan masalların hepsi benim çocukluğumda başıma gelen  ya da çocuklarımla yaşadığım olaylardan kaynaklı. Çocuklar için kaleme aldığım bu masallar için anne babalardan gelen şu sözler ise doğrusu çok hoşuma gidiyor: - Bizleri de çocukluğumuz...