Ana içeriğe atla

Titanik’te miyiz?




Geçenlerde maliye eski bakanımız Sümer Oral ile buluşmuştuk. Değerli meslektaşım ve okuldaşım Salih Yendi bizi konuk etmişti. O gün çay ve kahve eşliğinde öyle hoş bir sohbet yürüttük ki, belleğimin unutulmazlarına yazdım.



Her zaman nezaketi ve centilmenliği ile bildiğimiz Sümer Bey, yeni yılımı kutlarken bana bir de armağan uzatmıştı:


-Çalışma masanızda durması için size bir kağıt ağırlığı getirdim…


Mavi suyla dolu bir kum saatiydi armağanım, o günden bu yana masamda duruyor, kitap okurken, yazı yazarken ikide birde onu çevirip, okyanusta kıyıya vuran dalgalar misali, mavi suların salınımını izlemek hoşuma gidiyor. Saatin bir gözünde bembeyaz bir buzdağı, diğer gözünde ise Titanik’i andıran minik bir gemi bulunuyor. Salınım sona erdiğinde buzdağına çarpan Titanik dibi boyluyor.

Bu bana Sümer Beyin kaleme aldığı otobiyografik kitabını (Bir Devrin İzleri (*) ve orada dile getirdiği herbiri altın değerindeki anekdotları anımsattı;

—Bütçe konuşması—


Sümer Bey, Maliye Bakanı olarak iki bin yılının Bütçesini parlamentoya sunarken yaptığı  konuşmada Türkiye ekonomisinin nasıl bir borç sarmalına girdiğini anlatıyor. Borçlanma ağırlıklı finansman modeli uygulamaları yüzünden ülkenin borç yükünün ekonominin taşıyamayacağı bir büyüklüğe tırmandığını, bunun hem bütçeyi hem özel sektörü kilitlediğini söylüyor.

Aradan geçen çeyrek yüzyılda dış ve iç borçlanmanın adeta bir çığ gibi katlanarak büyüdüğünü gördük… Peki bu gidişat acaba nasıl noktalanacak? (**)


Bilmem ki, aman sonumuz benim kum saatinde batan Titanik gibi olmasın da…


Peki, ekonomi kurmayları endişeli değil mi?  Hatta sorumlu bakan Mehmet Şimşek ne düşünüyor acaba? Örneğin “nas dönemi”nin  ülkeye milyarlar kaybettiren ağır tahribatını yaşamasak olmaz mıydı? Kimilerine göre bu süreç ve dolar kurundaki artışa çözüm olarak uygulanan kur korumalı mevduat sisteminin maliyeti 60 milyar doları buldu, buldu da  (***) bu kararı herhalde bürokratlar vermedi… Sorduğunuzda, “biz bu felaketin yaşanacağını anlatamadık, yukarıdan gelen emir demiri kesti” diyorlar…


———Demirel’in Oral’a sözü——- 


Bilemiyoruz, çünkü  AKP devrinde kapalı kapılar ardındaki konuşmaları duyamıyoruz. 

O halde Sümer Oral’ın kitabından unutulmaması gereken bir paragrafı daha aktarayım, Süleyman Demirel, siyasi yasaktan kurtulmuş, yeniden seçilmiş, hükümeti kurmuş, Başbakan sıfatıyla Maliye Bakanı  olarak atadığı Sümer Oral’a diyor ki:


-Siyasette çok yenisin ve bu senin ilk bakanlığın. Belli konularda size talimatlar verebilirim. Bu telefonla ya da doğrudan olabilir… Eğer uygun bulmuyorsan, mevzuata aykırı ise, kısaca doğru bulmuyorsan kesinlikle yapma. Benim talimatım olması fark etmez…


(*)https://www.kitapyurdu.com/kitap/bir-devrin-izleri/603585.html?srsltid=AfmBOooc3yIww9y_zXxGhz8BjwqBNvMQ_waBS2gUop0nSeFX1MKgCMER

(**) https://www.mahfiegilmez.com/2026/01/borc-ve-faiz-sorunumuz.html

(***)https://gazeteoksijen.com/ekonomi/ekonomist-mahfi-egilmez-hesapladi-kkmnin-turkiyeye-maliyeti-en-az-589-milyar-dolar-249873


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Jackie, kanlı tayyör ve Kennedy suikastı

Koyu ela gizemli bakışlar, yumuşacık kulağa fısıldar gibi ses tonu ( hele Fransızca diksiyonu !), parlak gür saçlar, yaşama, aileye, dostlara, sanata ve estetiğe adanmışlık...  Oleg Cassini (*) imzası taşıyan zarif giyim stili ve Tiffany’s den “kiralanan” (*) görkemli mücevherleriyle muhteşem bir First Lady’nin Beyaz Saray salonlarında üç yıl boyunca, zarif ve ışıldayan salınışı. Evet evet, Jacqueline Bouvier Kennedy ’den söz ediyorum. Amerika’nın 35. Başkanı John Kennedy ’nin Beyaz Saraya taşıdığı, “ gelmiş geçmiş en muhteşem ve unutulmaz ‘First Lady’den.”   Mutluluklarını taçlandıran iki güzel çocukları, Caroline ve John JR da unutulmamalı!”  Beyaz Saray'da Kennedy'leri tanımlayan Camelot süreci, hem büyük mutlulukları hem de gizlenen hüzünleri barındırmıştı içinde. Küçük John'un, Başkan Kennedy Oval Ofis'te çalışırken masasının altına saklanışını gösteren kadar sevimli bir Beyaz Saray fotoğrafı var mıdır acaba?   Bu gözyaşartıcı tablo, Dallas’...

Mutluluğun resmi ve bir ada öyküsü…

Babaannemin Güllü Masalları ’nın sayfalarını bu kez Büyükada ’daki Taş Mektep ’te açıyoruz.  Büyükada’nın “ asırlık ” kitabevi  Ksidas ’ın öncülüğünde, Adalar Belediyesi ’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek buluşmada, oğlum Ali Erel ’in eşi, sevgili gelinim Seda Bakan ile çocuklara, kitaplara ve yaşama dair konuşacağız. Beni çok sevindiren bu program öncesinde sizlere paylaşmak istediğim bir “ada öyküsü” var: Oğlum Ali Erel dört yaşındaydı, Heybeliada ’da tatildeydik, bir gün İstanbul ’a gitmek üzere vapura bindik ve kitabımın 112. Sayfasındaki “ Vapura Biniyoruz” başlığıyla dile gelen olayı aynen yaşadık.  Harika Kitap ’tan çıkan masal kitabım için pek çok kez dile getirdim, Esra Özek ’in sihirli fırçasıyla renklenip canlanan masalların hepsi benim çocukluğumda başıma gelen  ya da çocuklarımla yaşadığım olaylardan kaynaklı. Çocuklar için kaleme aldığım bu masallar için anne babalardan gelen şu sözler ise doğrusu çok hoşuma gidiyor: - Bizleri de çocukluğumuz...

Osmanlı Mutfağından bir tarifle Olcay Baykal’ı anmak

12 Eylül sürecinde haber peşinde koşarken olağanüstü çaba harcıyorduk, askeri kaynaklardan bilgi almak aslanın ağzındaydı, güç bela edinilen bilgilerle haber yapmak ise kimi zaman ağır bedel ödetiyordu. Askeri yönetimin hoşlanmadığı haberler için gazeteler sıkıyönetim komutanlığının  bir telefonuyla derhal kapattırılıyordu. (*) - Bilmem sizin de aklınıza, “tarih tekerrürden ibarettir” sözü geldi mi? İşte o dönemde 12 Eylül askeri yönetiminin hışmına uğrayan siyasetçiler, sendikacılar, gazeteciler, aydınlar hep birlikte bu zor koşullara direnme çabasındaydık ve karşılıklı diyalogumuz kesintisiz sürüyordu.  Benim sık görüştüğüm “ yasaklı politikacılar ”ın başında Süleyman Demirel ve Deniz Baykal geliyordu, sık sık telefonlaşırdık, Feyzan ile evlendiğimizde nikahımıza katıldılar, hatta Demirel nikah tanıdığımızdı,  bizi esprileriyle epey güldürmüştü. Yakın arkadaşlarımız bilir, dostlarla paylaşmayı, birlikte yiyip içmeyi seven bir çifttik, bu hep böyle devam ...