Ana içeriğe atla

Tarihçiler Gazze Soykırımı için ne diyor?


Tarihçi Hilmar Kaiser, Ermeni Sorunuyla ilgili olarak;

 “Talat Paşa’nın Ermenileri imha edin emri var…”

(*)

Alman tarihçi Hilmar Kaiser bu iddiayı geçen yıl ortaya atmış ve yakında çıkacak kitabında bu belgeyi açıklayacağını söyleyince de kıyamet kopmuştu. Bu röportaj sonrasında (**) Kaiser’e yönelen tehditler nedeniyle dekanlık,  ODTÜ’de vereceği konferans için özel güvenlik önlemleri almak zorunda kalmıştı.  

Kaiser henüz o kitabını yayınlamadı fakat devlet arşivlerinde çalışma yapmak üzere yeniden Ankara’ya gelmiş, bunu duyunca kendisiyle görüşmek istedim, Yenimahalle’deki arşiv binasında randevu verdi. Çalışma salonunda, bilgisayar başındaydı. Selamlaştık, alt kattaki çay ocağından kahvelerimizi alıp bir köşeye geçtik. 




-Tekrar arşiv çalışması mı yapmak için geldiniz? Bu kez neyi arıyorsunuz?

-Evet ama doğrusu büyük bir  hayal kırıklığı yaşadım.Çünkü önce bana kapılar açıldı, arşivlerin içeriğine ilişkin katalogları bu sayede görmüş oldum ama aradığım belgelere gelince arşiv kapandı. Bana kibarca o sayfalara girme iznim olmadığı bildirildi. 

-Neden?

-Ben Birinci Dünya Savaşı sırasında Türk-Alman askeri yazışmalarını incelemek istiyordum, onlara erişim sağlayamayacağımı, o imkanın sadece akademik çalışma yapan Türk vatandaşlarına tanındığı ifade edildi. Alman arşivleri de mevcut tabii ama o belgelerin büyük bölümü  İkinci Dünya Savaşında  yanmış yok olmuş.

-Peki kitabınız hangi aşamada?

-Şimdilerde, 1 Ekim’den itibaren Bern Üniversitesinde görev aldım, böylece kitabımı tamamlamak için daha rahat çalışma imkanına kavuştum, üç yıl içinde kitabı tamamlama koşuluyla beni istihdam ettiler.

Kahvemizi içerken Kaiser pek çok konuya dair kendi çalışmalarını ve gözlemlerini aktardı, Aram Andonyan’ın -Naim Bey’in Hatıratı- kitabında yayınladığı belgelerden (tehcir sırasında  Halep’te görevli telgraf memuru Naim Bey’in Ermenilere Osmanlı’nın yaptıklarından duyduğu vicdan azabıyla tuttuğu ve imha emirlerini içeren telgraflara da yer verdiği ileri sürülen hatıratı) (***)  Cemal Paşa’dan daha milliyetçi bulduğu Halide Edip’e kadar… Edip’in, Lübnan’da ziyaret ettiği yetimhanelerde yetim kalan çocukların durumuna üzülerek, -bu çocukların anne babalarını biz öldürdük- dediğini de öne sürdü.  (****)

Kaiser’e göre  Mustafa Kemal, mecliste 24 Nisan 1920 tarihinde  yaptığı bir konuşmada tehcir sırasında yaşanan acı olaylar için, “utanılacak işler-fazahat” derken, sonra bu tutumunu “reel politik” nedeniyle değiştirmişti.

Kızılay’da bir otelde kaldığını fakat çevredeki eğlence merkezlerinden yayılan yüksek müzik sesi nedeniyle geç saatlere kadar uyuyamadığını anlatan Kaiser, şöyle dedi:

-Akşam da Sakarya’ya gidip tam da mevsiminde hamsi yemek istedim. Etraf, sokaklar her yer çok kalabalıktı.  Aklımdan şunlar geçti, şimdi  1915’de onca Ermeni’nin yok edildiğinden bunca yıl sonra söz eden var mı? Bunları konuşan kaldı mı? Onca ülkenin parlamentoları soykırım dedi ne değişti? Bugün bunlarla ilgilenen var mı?


Kaiser, “bütün dünya soykırım dese ne değişir?” sorusunu ortaya atıp yine kendisi yanıtlarken, Birleşmiş Milletler’in soykırım tanımını 1948 yılında kabul ettiğini anımsatarak, dolayısıyla 1915 olaylarıyla ilgili herhangi bir yargılamanın yapılamayacağını, belki sadece savaş suçları için bunun gündeme gelebileceği ileri sürdü.


Çalışma yaşamının önemli bölümünü arşivlerde geçiren Kaiser’le sohbetimizi şöyle sonlandırdık:


-Geçmişteki soykırım suçları için yıllardır tarihçiler arşivleri didik didik ediyor  bu araştırmalara büyük paralar harcanıyor, fakat gözümüzün önünde cereyan eden Gazze katliamı soykırımın apaçık örneği değil mi? Ne düşünüyorsunuz? Tarihçiler bu süreci laboratuvar kabul edip üzerinde çalışamaz mı?


-Gazze’de yaşananlar koskoca bir aparatın ürünü, kimse -ama tetiği ben çekmedim- diyerek kendini savunamaz. Yalnız tarihçiler belgelere dayalı çalışır, televizyondan izledikleri görüntülerle değil. Zaten Uluslararası Adalet Divanı bu konuda karar alacak, Netanyahu da yargılanır bir gün…  



(*) https://t24.com.tr/yazarlar/nursun-erel/tarihci-hilmar-kaiser-ile-ermeni-sorunu-uzerine-talat-pasa-nin-ermenileri-imha-edin-emri-var,44796


(**) https://bennursunerel.blogspot.com/2024/05/ifade-ozgurlugu-nerede-kald.html


(***) https://tr.wikipedia.org/wiki/Andonyan_Belgeleri

(****) https://jpedres.org/articles/a-novelist-observation-on-emotional-deprivation-during-the-first-world-war/doi/jpr.41736%20

(*****)  https://www.academia.edu/42695647/_Unutturulmu%C5%9F_Bir_Parantez_100_Y%C4%B1l_Sonra_Mustafa_Kemal_in_Fazahat_Konu%C5%9Fmas%C4%B1_


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Külliye’ye içerden bakış: Erdoğan’a: “Sistem yürümedi, Türkiye’yi seçime götürmeli”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın  “Başdanışmanı” olarak Beştepe’de    7 yıl süreyle  görev yapan İlnur Çevik’le konuştuk. “ Bu sistem yürümedi ” diyen Çevik durumu, “Erdoğan’ın en kısa zamanda Türkiye’yi seçime götürüp sistemi rayına oturtması şart, eğer torunlarını şu kadarcık! bile seviyorsa bunu yapmalı, aksi halde eyvah! ” diye özetliyor.  DEM Parti ile yürütülen “çözüm süreci” için, ortada bir plan taslağı bulunmadığını savunan Çevik’e göre, her zamanki “Kervan Yolda Düzülür” mantığı yine ağır basıyor. …Acaba Külliye’de çalışma sistemi nasıl? Cumhurbaşkanı gündemini nasıl belirliyor? Yüksek İstişare Kurulu diye bir kurul var, orada ve  pek çok kişinin üye olarak yer aldığı diğer kurullarda neler görüşülüyor? Erdoğan, Atatürk ismini neden diline almak istemiyor?Beştepe’nin bodrumunda gerçekten tam teşekküllü bir hastane var mı?…  Gibi pek çok soru aklımı kurcalıyordu, “ İlnur Çevik nasılsa görevi bıraktı, artık belki konuşur ” diye düşün...

Kadir Şengün’ün ardından: Bir çeyrek sucuk hikayesi! (1)

Acı haberi  meslektaşım  Yusuf Yalkın verdi,  (Kadir Şengün ölmüş, üstelik öldüğü günler sonra farkedilmiş!)  donup kaldım.   Oysa Sıhhiye ’de birbirine yakın sokaklarda oturmuştuk, ağabeyim Mehmet Alev ’in Atatürk Lisesi nden arkadaşıydı, yıllarca pek çok gazetede birlikte çalışmıştık ama ben ailesinden hiçkimseyi tanımıyordum, tek bildiğim ayrıldığı eşinden olan kızı ve oğlunun Belçika’da yaşadıkları ve babalarına “ bizi öyle sık sık arama, biz iyiyiz ” deyip, irtibatı kestikleriydi. . -E, peki,  evinde günler önce yaşama veda eden, kimselerin artık yokluğundan haberdar olmadığı  ( hoş, varlığını da bilmezdi pek çokları ) Kadir’in ölümü ailesine nasıl haber verilecekti? Neyse ki “kaçınılmaz son” karşısında hemen harekete geçiliyor, yapılacaklar yapıldı, meslektaşımız bu sabah erken bir saatte, pek az kişinin katıldığı törenle toprağa verildi. Kadir artık yok! Oğlum Ali’nin düğünündeyiz Oysa yıllar içinde acı-tatlı neler neler yaşadık, ne sırla...

Jackie, kanlı tayyör ve Kennedy suikastı

Koyu ela gizemli bakışlar, yumuşacık kulağa fısıldar gibi ses tonu ( hele Fransızca diksiyonu !), parlak gür saçlar, yaşama, aileye, dostlara, sanata ve estetiğe adanmışlık...  Oleg Cassini (*) imzası taşıyan zarif giyim stili ve Tiffany’s den “kiralanan” (*) görkemli mücevherleriyle muhteşem bir First Lady’nin Beyaz Saray salonlarında üç yıl boyunca, zarif ve ışıldayan salınışı. Evet evet, Jacqueline Bouvier Kennedy ’den söz ediyorum. Amerika’nın 35. Başkanı John Kennedy ’nin Beyaz Saraya taşıdığı, “ gelmiş geçmiş en muhteşem ve unutulmaz ‘First Lady’den.”   Mutluluklarını taçlandıran iki güzel çocukları, Caroline ve John JR da unutulmamalı!”  Beyaz Saray'da Kennedy'leri tanımlayan Camelot süreci, hem büyük mutlulukları hem de gizlenen hüzünleri barındırmıştı içinde. Küçük John'un, Başkan Kennedy Oval Ofis'te çalışırken masasının altına saklanışını gösteren kadar sevimli bir Beyaz Saray fotoğrafı var mıdır acaba?   Bu gözyaşartıcı tablo, Dallas’...