Ana içeriğe atla

Ercan Deva’nın kaleminden KOKUŞMA




Bir süredir elimde değerli meslektaşım Ercan Deva’nın kitapları var, Kurban Bayramı öncesi “Kokuşma” (*) başlıklı olanına başlamıştım, bayram günleri boyunca,  hatta gecelerde de elimden bırakamadım. Bu nedenle bayramım biraz “kasvetli” geçti, çünkü  sayfaları çevirirken çoğu kez hayıflandım:


-Yahu bu gazete sahipleriyle, büro yöneticileri hangi hakla gazetecilere böylesine eziyet edebilmişler? Ne yani, gazeteci “kurbanlık koyun” mudur ki bu tutumlara layık görülsün?


Çünkü kitap, A’dan Z’ye basın sektöründeki durumu yaşanmış olaylarla, kişilerin inanılmaz zaaflarıyla son derece gerçekçi bir dille anlatıyor. 


-“Kokuşma” sözcüğü ile “basın sektörü” tamlaması  nasıl yan yana gelebiliyor?


Diye kimsenin soru soracağını tahmin etmiyorum çünkü sektördeki durum ayan beyan ortada. Basın-yayın kuruluşları neredeyse tümüyle ele geçirilmiş halde. “Doğru haber” okuyabilmeniz için, bütün mecraları  adeta “araştırmacı gazeteci, pardon okur!” Gibi hallaç pamuğu gibi atıp, “gerçeğe, işin doğrusuna”  ulaşmanız gerekiyor.  


Aslında Ercan Deva, ilk sayfada “Bu kitap tamamen hayal ürünüdür” dese de ben kitapta  “rumuzlarla” kaleme alınmış bütün isimleri ve  kuruluşları  hayalimde ete kemiğe büründürdüm, eh hayalime de kimse karışacak değil ya… Hatta “rumuzlar”ın  zaman zaman okumamı yavaşlatıp, zora soktuğu oldu, bu yüzden kitabın arka sayfasında kendim için bir “hayali sözlük” bile yaptım. Kimi olayları, kişileri anlamakta zorluk çekince hemen kitabın arka sayfasını çevirip sözlüğe bakıyordum. -Aramızda kalsın o sözlüğün vebali benim boynumda!-




Meslek büyüğüm olarak Ercan Deva tabii ki anlatımlarına, benim tanık olamadığım olaylardan başlamış, kimi “hayali!” Anekdotları okudukça gözlerim fal taşı gibi açıldı, “bu kadarı da olabilir miydi?” Diye düşündüm. Kimi sayfalarda ise duraksadım:


-Aaa! Bu anlatılanlar bende neden dejavu duygusu yarattı?  Diye düşündüğüm de çok oldu. 


İşte size  bir alıntı, bilmem ne düşüneceksiniz?


“Bir dönem, gazeteler “eşya pazarlama şirketlerinin yan ürünü” haline gelmişti. Bu promosyon yarışının mimarları “cambaz” lakaplı Kurul Paraşüt ile “lobici” Cafer Kurtlu’ydu. Gazeteler, para ve çıkar karşılığı denetim görevini bırakmış, okurlarına ihanet etmişlerdi. Onunla da yetinmemiş, gazeteler kendi çıkarları doğrultusunda hükümetler kurmaya, siyasi ilişkileri manipüle etmeye kalkmışlardı…”


-Kurul Paraşüt ile Cafer Kurtlu da kim yahu? 


Diye sormayın, ikisi de hala sektörde. 


İsimleri kenara bıraksak da sizler gazetelerin bu eşya pazarlama olaylarını, hükümetleri kurma-yıkma rollerine soyunmalarını  gayet iyi hatırlıyorsunuz değil mi? Hatta belki çoğunuz o günlerden kalma tabak çanağı, battaniyeleri, hatta fritözü, elektrikli süpürgeyi filan hala kullanıyor bile olabilirsiniz. 


-Peki, sizce aradan geçen yıllarda  ne değişmiş? Bence roller farklılaşmış o kadar… 


Şimdi siyasiler, “büyük havuzlar inşa edip” gazeteleri içine atarak değişime uğratma çabasındalar ve bunda  çok başarılı olmuşlar, havuzun dışında kalanlara ise “yok etme” taktiği uyguluyorlar.


——Kovulmayan gazeteci yoktur—-


Ercan Deva’nın kitabında sık sık görüş belirten bir de Bilge Adam var… Onun “Kovulma” olayı için söyledikleri çok gerçekçi:


-…Gazetecilik mesleği ile kovulma iki kardeş gibidir kovulmayan gazeteci olmaz… Gazeteci -bunu yazarsam beni gazeteden kovarlar- diye düşünürse oto sansüre başvurur. Genelde haber yazıldıktan sonra çoğu kez çöpe atılabilir ama otosansür, haberi yazmadan çöpe atmaktır…

…Bu yaklaşım ülkede çok yaygındı gazeteciler çoğu kez gazetecilik yapmıyorlar, gazeteciymiş gibi davranıyorlardı, asıl ve giderek yaygınlaşan tehlike buydu. Sonunda mevsimlik elbiseler gibi mevsimlik ya da dönemlik gazeteciler türedi. Meslek kelimenin tam anlamıyla tefessüh etti, yani kokuştu…”


İşte kitaba göre, kovulan gazetecilerden biri ve kovulma gerekçesi:


-…Andıç (**) haberi gazetede çıktığında Emret Abi Biran İskanbol‘da değildi şehre dönünce Lobici Kurtlu‘yla buluşup, -ne oluyor?- diye sordu. Kurtlu, -vallahi zor oluyor, kaldıramıyoruz, çok baskı altındayız, askerler son derece rahatsızlar, yazdığın yazılardan dolayı rahatsızlar. Nasıl olacak bilmiyorum, sen şimdilik yazma- dedi. O da -ağzının içinde geveleyip duruyorsun, sen artık bizimle çalışma- mı demek istiyorsun? Diye sorunca Kurtlu, -evet ağa- dedi…


—-Turbun büyüğü nerede?——



Bence “Kokuşma” kitabı mutlaka okunmalı,  gazeteciler başta olmak üzere ülke sorunlarıyla ilgilenen herkes tarafından okunmalı.


Kitabın yazarı Ercan Deva’nın akıbetini merak ediyorsanız… Onun da meslek yaşamında kaçınılmaz biçimde gazetelerden “kovulduğu” olmuş tabii  ama bence en son başına gelen olay, yani  gazetecilerin haklarını savunmakla görevli olduğunu varsaydığımız gazeteciler cemiyeti üyeliğinden kovulmak istenmesi, kitabında yer almasa bile yaşamındaki turpların en büyüğü… 


Düşünebiliyor musunuz? Yarım asrı bulan gazeteciliğini bir kenarda tutalım, şu sırada ondokuzuncu  kitabıyla olaylara ışık tutan, kamuoyunu aydınlatan bir gazeteci, üyesi bulunduğu basın örgütünden kovulmak isteniyor… 


Asıl kokuşma bu değil mi?


(*) https://www.bkmkitap.com/kokusma?srsltid=AfmBOooyuhxxZLUkjH9X8iWLYY-8vuEYAy3FvGLDMWX7IUSr-KDYWbfo

(**) https://tr.m.wikipedia.org/wiki/And%C4%B1%C3%A7_skandal%C4%B1

Yorumlar

  1. Ercan Deva'yi kitabı için kutluyorum. Nursuncum senin de ellerine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler isminizi yazsanız Ercan Bey de mutlu olurdu

      Sil
    2. Nilgün Tarkan

      Sil
  2. Bunu yapan kim?

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Külliye’ye içerden bakış: Erdoğan’a: “Sistem yürümedi, Türkiye’yi seçime götürmeli”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın  “Başdanışmanı” olarak Beştepe’de    7 yıl süreyle  görev yapan İlnur Çevik’le konuştuk. “ Bu sistem yürümedi ” diyen Çevik durumu, “Erdoğan’ın en kısa zamanda Türkiye’yi seçime götürüp sistemi rayına oturtması şart, eğer torunlarını şu kadarcık! bile seviyorsa bunu yapmalı, aksi halde eyvah! ” diye özetliyor.  DEM Parti ile yürütülen “çözüm süreci” için, ortada bir plan taslağı bulunmadığını savunan Çevik’e göre, her zamanki “Kervan Yolda Düzülür” mantığı yine ağır basıyor. …Acaba Külliye’de çalışma sistemi nasıl? Cumhurbaşkanı gündemini nasıl belirliyor? Yüksek İstişare Kurulu diye bir kurul var, orada ve  pek çok kişinin üye olarak yer aldığı diğer kurullarda neler görüşülüyor? Erdoğan, Atatürk ismini neden diline almak istemiyor?Beştepe’nin bodrumunda gerçekten tam teşekküllü bir hastane var mı?…  Gibi pek çok soru aklımı kurcalıyordu, “ İlnur Çevik nasılsa görevi bıraktı, artık belki konuşur ” diye düşün...

Yekta Güngör Özden’e geçmiş olsun

Geçen hafta Anayasa Mahkemesinin eski başkanlarından Yekta Beyi ziyaret etmiştik. Bugün öğrendik, küçük bir ev kazası yaşamış, ameliyat olmuş, iyiymiş. Kendisine acil şifa diliyoruz.  Aslında Ankara’da gündem o kadar yoğun ki, Yekta Beyle yaptığımız söyleşiyi bu sabah kayda geçiriyordum tam, o anda başka konular araya girince yarım bıraktım…  O halde şimdi tamamlayayım: “Güngörmüş” dostlarla bir araya gelebilmek, yakın tarihin sayfalarını gözden geçirebilmek ne kadar büyük bir şans. Geçenlerde Ali Bilge  ve Feyzan Erel ile birlikte Anayasa Mahkemesinin eski başkanı Yekta Güngör Özden’i ziyaret etmiştik, sohbetimiz sırasında notlar aldık, “ yazabilir miyiz anlattıklarınızı ?” Diye sorduğumuzda, “istediğinizi yazın” yanıtı vermişti. İşte o gün bugünmüş…  Yekta Güngör Özden ’in o gün söylediklerine şimdi biraz kulak verelim mi? SORU: Ülkede büyük bir gerilim yaşanıyor şu anda. Aydınlar, gazeteciler politikacılar tutuklanıyor, herkese gözdağı veriliyor, nas...

Kadir Şengün’ün ardından: Bir çeyrek sucuk hikayesi! (1)

Acı haberi  meslektaşım  Yusuf Yalkın verdi,  (Kadir Şengün ölmüş, üstelik öldüğü günler sonra farkedilmiş!)  donup kaldım.   Oysa Sıhhiye ’de birbirine yakın sokaklarda oturmuştuk, ağabeyim Mehmet Alev ’in Atatürk Lisesi nden arkadaşıydı, yıllarca pek çok gazetede birlikte çalışmıştık ama ben ailesinden hiçkimseyi tanımıyordum, tek bildiğim ayrıldığı eşinden olan kızı ve oğlunun Belçika’da yaşadıkları ve babalarına “ bizi öyle sık sık arama, biz iyiyiz ” deyip, irtibatı kestikleriydi. . -E, peki,  evinde günler önce yaşama veda eden, kimselerin artık yokluğundan haberdar olmadığı  ( hoş, varlığını da bilmezdi pek çokları ) Kadir’in ölümü ailesine nasıl haber verilecekti? Neyse ki “kaçınılmaz son” karşısında hemen harekete geçiliyor, yapılacaklar yapıldı, meslektaşımız bu sabah erken bir saatte, pek az kişinin katıldığı törenle toprağa verildi. Kadir artık yok! Oğlum Ali’nin düğünündeyiz Oysa yıllar içinde acı-tatlı neler neler yaşadık, ne sırla...