Ana içeriğe atla

Zübük (Kağnı Gölgesindeki İt)



-Aziz Nesin’in “Zübük”  (*) romanını okumuş muydunuz? İlk baskısı 1961 yılında yapılan bu eşsiz eser, günümüze değin tekrar tekrar basılmış, ikiyüz binin üzerinde okura ulaşmış. 

-Yav, 90 milyonluk nüfusta 200 bin nedir ki?

Diye soruyorsanız, bir zamanlar çok okuyan bir halktık, ne yazık ki şimdi bu noktalara geldik. E tabii, okul yıllarında hocalarımız okumamızı çok teşvik ederdi, okul kitaplıkları öğrenciyle dolup taşardı, okumak yeter mi? Hocalar yorum yapmamızı ister, hatta yılbaşı armağanı olarak  birbirimize sadece kitap vermemizi zorunlu kılardı, ben sıra arkadaşıma Zübük’ü armağan etmiştim.

   Kadıköy    Rıhtımına yapılacak cami



                                           Neyse işte, Zübük şimdilerde yeniden aklıma düştü, kitaplıktan çekip çıkarıp bir kez daha okumak istedim.
 -Neden? diye sorarsanız, son günlerde yurdun heryerinde yoğunlaşan  cami yaptırma çabası beni bu noktaya getirdi. Ülke genelinde cami sayısının okul sayısını fersah fersah geçtiğini biliyorsunuz. Son rakamlara göre cami sayısı 90 bine dayanmış,  okullar ise 60 bin 734 olabilmiş. (**)

——Müslüman ülkeler——-

Müslüman Ortadoğu, hatta Kuzey Afrika ülkelerinde epeyce bulundum, böyle her yerde “adım başı”  camiye inanın hiç rastlamadım. Gittiğim ülkelerde camiler zarif birer biblo gibi görünürdü gözüme, hele Bağdat’taki camiler, uzaklardan bile hazin hazin duyulan ezan sesi, küçük mavi mozaik kaplı kubbeleriyle o kadar güzeldi ki… Ne Dubai’de, ne Katar’da hatta ne Şam’da, ne Tahran’da, öyle hoparlörlerden bilmem kaç desibel haykırışla ezan okunduğuna da hiç rastlamadım. 

Şimdi biliyorsunuz Kadıköy Rıhtımına cami inşaası gündemde. Yeşil alan olarak bırakılan yere cami yapılması işi bir bozuldu, bir onaylandı (***)  başımız döndü. İşin ilginç yanı ise cami tartışmasına muhalefetin pek girmek istememesi, e tabii, maazallah troller anında “dinsiz” diye yaftalayıverirler adamı.

—-Cami yaptırma derneği——-

Neyse işte, Zübük’e geri dönelim, bir Anadolu kasabasında geçen romana adını veren Zübükzaade İbraam Bey-yüzüne tükürseler yarabbi şükür- diyecek tiplerden, üstelik de hırsızın, yolsuzun, yalancının, sahtekarın teki,  ama ne yaparsa yapsın kasabalı onu başından atamıyor, o hep haklı, o her işin başında, hatta onun tarafından soyulmaya bile herkes razı geliyor. Zübük, her taşın altında var, kasabalılar  sahtekarlıklarından bıkıp usanıp öldürmeye bile niyetleniyorlar ama nafile, başaramıyorlar, Zübük her seferinde “hacı yatmaz” gibi ayakta kalmayı başarıyor. 

Gel zaman git zaman bir keresinde kasabada seçim olacak,  muhalefetin adayı bir avukat Zübük hemen işe karışıyor:

-Siz o iş bana bırakın , bize avukat mavukat sökmez, Evelallah onu toz eder de tozunu yele veririz..

-E, bu iş nasıl olacak?

Zübük:

-Kasabamıza bir cami yaptıracağız ki, beribenzer bir cami değil, vilayette bile eşi olmayacak… İki minareli ve her minaresinde üçer şerefeli ve sekiz kubbeli ve ramazanda mahyalı ve kubbe içi altın yaldız bezeli ve içi mermer döşeli ve kapıları ince iş oymalı ve sedef kakmalı ve mihrabı halis somaki taşı ve minberi nakışlı ve  Kabe örtülü ve ayrıca, sakal-ı şerifli ve kürsüleri cevizden…  Ve de kasabamızın şerefine layık, müslümanın göğsünü kabartan bir cami… Karşısına geç bak, seyrine doyum yok. Salkım salkım kandilleri nurlu…

——-Cami değil okul yapılsın——-

Kasabalılar tabii bu işe çok seviniyor, Zübük, “hemen bir cami yaptırma derneği kuralım ve başına muhalif avukatı getirelim diyor, ancak avukat kasabada cami yaptırılmasına karşı:

-Sayın büyüklerim, sevgili hemşerilerim. Bizim başımıza her ne kötülük gelmişse bilgisizlikten gelmiştir. Biz bilgisizlikten çok çektik, daha da çekmekteyiz. Cami yaptıralım diyorsunuz. İyi hoş… Başüstüne yaptıralım. Ama cami ne gerek? Kasabamızda cami yok mu? Cemaat dolup dolup taşıyor da camimiz almıyor mu? Şükür Allaha camimiz var, atalarımızdan kalma… Eskidir yıkıktır deseniz anlarım. Bana kalırsa yeniden cami istemez. Çünkü gereği yok. Gelin bu derneği kuralım, ama cami yaptırma derneği olmasın da okul yaptırma derneği olsun. Okul yaptıralım… 

Kasabamızda bitane ilkokul var. O da okula benzemez. Çocuklarımıza yetmez oldu. Dershanelerde üstüste yığılmışlar. 70 çocuk, 80 çocuk bir dershanede. Hocanın dediği anlaşılmaz. Kışı var, karı var. Çocuklar bir saat yoldan yayan yapıldık gelirler. Bıldır dul karı Dudu’nun oğlunu, okula giderken canavar (kurt) nasıl parçaladı unuttunuz mu? Kasabanın ötey başına bir ikokul daha yaptıralım. Para toplayalım. Topladığımız para yetmezse hükümete,-biz anca bunu topladık, üstünü de sen ekle- diyelim. Gelin cami işinden dönelim okul yaptıralım. 

 -Peki sonra ne oluyor? Diye soruyorsanız, tam Zübük’ün istediği gibi oluyor, kasabalıyı -bu avukat dinsiz imansız-  diye kışkırtıp adamı yerin dibine sokuyor:

-Gayrı yüreğinizi ferah tutun, artık onu yok bilin, işte böylece kasabamızda muhalefetin başını ezdik çok şükür. Şimdi seçimleri silme kazanırız…

Bilmem siz ne dersiniz bu yaşananlara? Sizin köyünüzde kasabanızda durum nasıl?

Zübük için Aziz Usta neden -kağnı gölgesindeki it- tanımlaması yapmış? Diye soruyorsanız onun cevabını atasözümüzle vermiş: İt kağnı gölgesinde yürür de kendi gölgesi sanırmış!

Şunu da eklemeden yapamayacağım, Aziz Nesin gerçekten -ne büyük bir aydınımız, nasıl Türkiye gerçeğini bilen bir yazarımızmış- diye diye okudum Zübük’ü, üstelik  “Aziz Usta sayısız tutuklanmalar, hapse girip çıkmalar, sürgün edilmeler derken, usanmadan, korkmadan, yılmadan  nasıl yazabilmiş bu güzelim kitapları” diye diye… 

 (*) https://www.kitapyurdu.com/kitap/zubukkagni-golgesindeki-it/75350.html?srsltid=AfmBOooNtSCnlb22k1PXDyeHkXzXIgv_Q6VJ1I9jN_Ue9YWL0-STqemN

(**) https://www.birgun.net/haber/okula-degil-camiye-yatirim-cami-sayisi-okul-sayisini-gecti-490413

(***)https://www.arkitera.com/haber/rihtimdaki-cami-projesinin-iptal-karari-bozuldu/

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Külliye’ye içerden bakış: Erdoğan’a: “Sistem yürümedi, Türkiye’yi seçime götürmeli”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın  “Başdanışmanı” olarak Beştepe’de    7 yıl süreyle  görev yapan İlnur Çevik’le konuştuk. “ Bu sistem yürümedi ” diyen Çevik durumu, “Erdoğan’ın en kısa zamanda Türkiye’yi seçime götürüp sistemi rayına oturtması şart, eğer torunlarını şu kadarcık! bile seviyorsa bunu yapmalı, aksi halde eyvah! ” diye özetliyor.  DEM Parti ile yürütülen “çözüm süreci” için, ortada bir plan taslağı bulunmadığını savunan Çevik’e göre, her zamanki “Kervan Yolda Düzülür” mantığı yine ağır basıyor. …Acaba Külliye’de çalışma sistemi nasıl? Cumhurbaşkanı gündemini nasıl belirliyor? Yüksek İstişare Kurulu diye bir kurul var, orada ve  pek çok kişinin üye olarak yer aldığı diğer kurullarda neler görüşülüyor? Erdoğan, Atatürk ismini neden diline almak istemiyor?Beştepe’nin bodrumunda gerçekten tam teşekküllü bir hastane var mı?…  Gibi pek çok soru aklımı kurcalıyordu, “ İlnur Çevik nasılsa görevi bıraktı, artık belki konuşur ” diye düşün...

Yekta Güngör Özden’e geçmiş olsun

Geçen hafta Anayasa Mahkemesinin eski başkanlarından Yekta Beyi ziyaret etmiştik. Bugün öğrendik, küçük bir ev kazası yaşamış, ameliyat olmuş, iyiymiş. Kendisine acil şifa diliyoruz.  Aslında Ankara’da gündem o kadar yoğun ki, Yekta Beyle yaptığımız söyleşiyi bu sabah kayda geçiriyordum tam, o anda başka konular araya girince yarım bıraktım…  O halde şimdi tamamlayayım: “Güngörmüş” dostlarla bir araya gelebilmek, yakın tarihin sayfalarını gözden geçirebilmek ne kadar büyük bir şans. Geçenlerde Ali Bilge  ve Feyzan Erel ile birlikte Anayasa Mahkemesinin eski başkanı Yekta Güngör Özden’i ziyaret etmiştik, sohbetimiz sırasında notlar aldık, “ yazabilir miyiz anlattıklarınızı ?” Diye sorduğumuzda, “istediğinizi yazın” yanıtı vermişti. İşte o gün bugünmüş…  Yekta Güngör Özden ’in o gün söylediklerine şimdi biraz kulak verelim mi? SORU: Ülkede büyük bir gerilim yaşanıyor şu anda. Aydınlar, gazeteciler politikacılar tutuklanıyor, herkese gözdağı veriliyor, nas...

Kadir Şengün’ün ardından: Bir çeyrek sucuk hikayesi! (1)

Acı haberi  meslektaşım  Yusuf Yalkın verdi,  (Kadir Şengün ölmüş, üstelik öldüğü günler sonra farkedilmiş!)  donup kaldım.   Oysa Sıhhiye ’de birbirine yakın sokaklarda oturmuştuk, ağabeyim Mehmet Alev ’in Atatürk Lisesi nden arkadaşıydı, yıllarca pek çok gazetede birlikte çalışmıştık ama ben ailesinden hiçkimseyi tanımıyordum, tek bildiğim ayrıldığı eşinden olan kızı ve oğlunun Belçika’da yaşadıkları ve babalarına “ bizi öyle sık sık arama, biz iyiyiz ” deyip, irtibatı kestikleriydi. . -E, peki,  evinde günler önce yaşama veda eden, kimselerin artık yokluğundan haberdar olmadığı  ( hoş, varlığını da bilmezdi pek çokları ) Kadir’in ölümü ailesine nasıl haber verilecekti? Neyse ki “kaçınılmaz son” karşısında hemen harekete geçiliyor, yapılacaklar yapıldı, meslektaşımız bu sabah erken bir saatte, pek az kişinin katıldığı törenle toprağa verildi. Kadir artık yok! Oğlum Ali’nin düğünündeyiz Oysa yıllar içinde acı-tatlı neler neler yaşadık, ne sırla...