Ana içeriğe atla

SOSYAL MEDYA ÇUKURU




Bugün sanal alemdeki paylaşımlar üzerine biraz dertleşmek istiyorum sevgili dostlar. 

Aslında üzülecek çok şey vardı, Berkin Elvan’ın 7 yıldır kara topraklarda yatışı başta olmak üzere... Bu nefret tohumlarını nasıl saçtılar toplumumuza? Nasıl yeşertip dal budak sardırdılar? 

-Annesini yuhalatmak nasıl bir acımasızlık,  öyle değil mi yahu? (*)

Berkin Çocuk büyüseydi, annesi okul başarılarına sevinseydi, kırmızı bir yelek örüp giydirseydi oğluna, sizin neyiniz eksilirdi? Bunca yıldır vicdanınız hiç mi sızlamadı acaba?

İşte dün Berkin’le ilgili paylaşımlara bakarken farkettim... Anlamsız bir nefret yerleşmiş kimi insanların yüreğine... Adeta taşlaşmışlar. 

-Yeter yahu, bu çocukla alıp veremediğiniz nedir?

Çocuk gitti, annesini yuhalattınız, hala yüreğiniz soğumadı mı? Bir de “tembihle” gidip ablasını neden gözaltına aldınız o zaman?

—————-



Benim Berkin sonrası, paylaşımlar yoluyla uğradığım hakarete ne demeli!  El işlerine meraklı olduğumu arkadaşlarım bilir, gece deri ve dantel karışımı bir elişi paylaşımı yapmıştım, sonra uyumuşum. 

Sabah bir baktım ki, o küçücük resim için, aman tanrım neler neler yazılmış? Bedduaları mı anlatayım? Deri-dantel karışımı el işim için savurdukları hakaretleri mi? Kendimi frenleyip sakin sakin yanıt vereyim derken bu kez de dinciler grup halinde saldırıp, Arap harfleriyle yazılı ayetler filan göndermeye başlamadılar mı? Sorun şuymuş efendim, Nasıl olur da ben el işimde deve kuşu derisi kullanır mışım?” 

Ne yalan söyleyeyim? Ben “etyemez” değilim. zaman zaman bu konuda kendimle çelişkiye düşsem de, çıtır çıtır bir pirzolanın nefis bir lezzet olduğunu düşünenlerdenim. Deve kuşu derisiyle ilgili bana kızanlar için:

-Kurban bayramını da kutlamıyorlar zahir...

Diye düşündüm. “Cehalet ve nefret bu kadar at başı gider mi? Kime ne faydası olur?” Diye çok hayıflandım ama sustum. Çareyi  paylaşımlarıma yorumları kapatma butonunda buldum...

Derken gördüm, tanınmış bir müzisyen bana yazmış, amanin bir sevindim ki, epey de gururlandım... Hemen yanıtlamaya kalktım amaaaaaaa.... Sayfasına bir baktım ki, bakılacak gibi değil, porno resmen... Belli ki o hesap beni de tanıyan biri tarafından hacklenmiş! Neyse onu da bloke edip savuşturduk...

-“Bir kahve içeyim de kendime geleyim bari” diye hayıflandım önce, çok sevdiğim saygı duyduğum bir meslektaşımın paylaşımlarını bir süredir göremediğimi farkettim. “Hasta olmasın da” diye düşündüm. Aslında son dönemde o kadar yoğun günler geçirmiştim ki arkadaşlarımın paylaşımlarını sosyal medyada okumak şurada dursun, sayfalarını açamamıştım bile... Sordum soruşturdum ve ögrendim ki  meslektaşım tarafından “arkadaşlıktan çıkarılmışım....” Kırgınmış bana, “arayıp sormadın bile” diyor...

Neyse, ihmalde kastım olmadığımı anladı da beni tekrar sayfasına kabul etti...

Şimdi düşünüyorum da, bal gibi sosyal medyaya yapışık yaşıyoruz...

-Sen neymişsin be sanal yaşam?

Yalan mı?

(*) https://youtu.be/iL3oWgM8mHE




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Külliye’ye içerden bakış: Erdoğan’a: “Sistem yürümedi, Türkiye’yi seçime götürmeli”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın  “Başdanışmanı” olarak Beştepe’de    7 yıl süreyle  görev yapan İlnur Çevik’le konuştuk. “ Bu sistem yürümedi ” diyen Çevik durumu, “Erdoğan’ın en kısa zamanda Türkiye’yi seçime götürüp sistemi rayına oturtması şart, eğer torunlarını şu kadarcık! bile seviyorsa bunu yapmalı, aksi halde eyvah! ” diye özetliyor.  DEM Parti ile yürütülen “çözüm süreci” için, ortada bir plan taslağı bulunmadığını savunan Çevik’e göre, her zamanki “Kervan Yolda Düzülür” mantığı yine ağır basıyor. …Acaba Külliye’de çalışma sistemi nasıl? Cumhurbaşkanı gündemini nasıl belirliyor? Yüksek İstişare Kurulu diye bir kurul var, orada ve  pek çok kişinin üye olarak yer aldığı diğer kurullarda neler görüşülüyor? Erdoğan, Atatürk ismini neden diline almak istemiyor?Beştepe’nin bodrumunda gerçekten tam teşekküllü bir hastane var mı?…  Gibi pek çok soru aklımı kurcalıyordu, “ İlnur Çevik nasılsa görevi bıraktı, artık belki konuşur ” diye düşün...

Yekta Güngör Özden’e geçmiş olsun

Geçen hafta Anayasa Mahkemesinin eski başkanlarından Yekta Beyi ziyaret etmiştik. Bugün öğrendik, küçük bir ev kazası yaşamış, ameliyat olmuş, iyiymiş. Kendisine acil şifa diliyoruz.  Aslında Ankara’da gündem o kadar yoğun ki, Yekta Beyle yaptığımız söyleşiyi bu sabah kayda geçiriyordum tam, o anda başka konular araya girince yarım bıraktım…  O halde şimdi tamamlayayım: “Güngörmüş” dostlarla bir araya gelebilmek, yakın tarihin sayfalarını gözden geçirebilmek ne kadar büyük bir şans. Geçenlerde Ali Bilge  ve Feyzan Erel ile birlikte Anayasa Mahkemesinin eski başkanı Yekta Güngör Özden’i ziyaret etmiştik, sohbetimiz sırasında notlar aldık, “ yazabilir miyiz anlattıklarınızı ?” Diye sorduğumuzda, “istediğinizi yazın” yanıtı vermişti. İşte o gün bugünmüş…  Yekta Güngör Özden ’in o gün söylediklerine şimdi biraz kulak verelim mi? SORU: Ülkede büyük bir gerilim yaşanıyor şu anda. Aydınlar, gazeteciler politikacılar tutuklanıyor, herkese gözdağı veriliyor, nas...

Kadir Şengün’ün ardından: Bir çeyrek sucuk hikayesi! (1)

Acı haberi  meslektaşım  Yusuf Yalkın verdi,  (Kadir Şengün ölmüş, üstelik öldüğü günler sonra farkedilmiş!)  donup kaldım.   Oysa Sıhhiye ’de birbirine yakın sokaklarda oturmuştuk, ağabeyim Mehmet Alev ’in Atatürk Lisesi nden arkadaşıydı, yıllarca pek çok gazetede birlikte çalışmıştık ama ben ailesinden hiçkimseyi tanımıyordum, tek bildiğim ayrıldığı eşinden olan kızı ve oğlunun Belçika’da yaşadıkları ve babalarına “ bizi öyle sık sık arama, biz iyiyiz ” deyip, irtibatı kestikleriydi. . -E, peki,  evinde günler önce yaşama veda eden, kimselerin artık yokluğundan haberdar olmadığı  ( hoş, varlığını da bilmezdi pek çokları ) Kadir’in ölümü ailesine nasıl haber verilecekti? Neyse ki “kaçınılmaz son” karşısında hemen harekete geçiliyor, yapılacaklar yapıldı, meslektaşımız bu sabah erken bir saatte, pek az kişinin katıldığı törenle toprağa verildi. Kadir artık yok! Oğlum Ali’nin düğünündeyiz Oysa yıllar içinde acı-tatlı neler neler yaşadık, ne sırla...