Ana içeriğe atla

Şu “yakılarak ölmek” mevzuu!



Bilmem kaç kelimelik X kısıtlaması bir yana, herkesi uyuşturup, saatlerce esir eden, “görüntü izleme tutkusu” yüzünden millet okuma yazmayı unuttu… Resimde görüldüğü gibi, meğer Metin Uca “yakılarak ölmek” istiyormuş… 



-Ayol yaşama hep gülümseyerek bakan bir adam niye yakılmak istesin? 

-Acaba “öldükten sonra beni yakın” demiştir de siz kasten veya “az Türkçeniz” yüzünden böyle kaleme almış olabilir misiniz?


Hayret, onca paralar harcanıyor YouTube kanalları filan açılıyor ama… 


Neyse işte, umarım okullardaki Türkçe veya Edebiyat derslerinde öğretmenler saçlarını başlarını yolmuyorlardır.


Gelelim yakılma olayına…



Yıldız Kenter de bunu istemişti. Yıllar önce Bodrum Turgutreis’teki evinde sorularımı yanıtlarken kendisinden önce yaşama veda eden Şükran Güngör’e olan aşkını dile getirerek demişti ki:


-Böyle muhteşem bir adamla aşk yaşadığım için kendimi dünyanın en şanslı kadını kabul ediyorum. Öldü ama onu hala yanımda hissediyorum, dün gidip mezarını ziyaret ettim, Turgutreis, gömülmek istediği tek yerdi çünkü… Ama gittiğime pişman oldum, tam bir felaketti mezarlık. Annemin gömülü olduğu Karacaahmet Mezarlığı da aynı şekilde. Huzurlu yerler olması gereken mezarlıklar birer çöplüğe dönmüş, arkanızdan dilenciler koşturuyor, heryerde çöpler filan. Bu yüzden ben gömülmek değil, yakılmak istiyorum.


Ben de sormuştum, “ama Türkiye’de krematoryum yok?” demişti ki:


-Olsun, ölü hayvanların, köpeklerin  yakıldığı fırınlar varmış, beni orada yaksınlar küllerimi de Şükran’la annemin mezarına pay etsinler…


Yahu bu ülkede yaşayan, yerleşik onbinlerce yabancı yok mu? Onlar, ya da bizim vatandaşlar,  cenazelerinin yakılmasını istiyorsa size ne? Neden son istekleri yerine gelmesin? Üstelik ülkede dağ-taş her yer mezar olmadı mı? Böylece yer tasarrufu da yapılmış olmaz mı?


-Yoook, olmaz… Haşa olmaz…


Yaşadığım bir deneyimi de  sizlerle paylaşayım…


Çok yakın bir arkadaşımın Amerikan uyruklu eşini yitirdik, merhumun vasiyeti, yakılması ve küllerinin ABD’de doğup büyüdüğü yerdeki mezarlığa konulması idi… Ölüm Ankara’daki bir hastanede oldu. 


O andan itibaren arkadaşım yas tutmak, kederini yaşamak şurada dursun, stres içinde büyük bir koşturmacanın içine girdi… Önce bu işe bakan şirketler arandı: 


-Acaba eşinin yakılması, küllerinin muhafazası mümkün olabilir miydi?  


-Ne yazık ki mümkün değildi, 


-O halde  ne yapılabilirdi? 


Şirketlerden şu yanıt alındı:


-Önce cenaze tahnit edilecek, bunun için en kısa zamanda gelip merhumun kanını boşaltmamız, yerine ilaç zerk etmemiz gerekiyor. Tahnit işlemi bittikten sonra, içi kurşun kaplı bir tabut yaptırılacak, gerekli izinler alındıktan sonra merhum bu tabuta konulup,tabut mühürlenecek ve uçakla  ABD’ye gönderilebilecek…


Arkadaşım acısını, gözyaşlarını yüreğinde tutup bütün bu işlerle uğraştıktan sonra eşinin cenazesini vasiyet ettiği şekilde törenle yakılması için ABD’ye götürebildi.


Tabii ki bu işlem büyük paralara mal oldu.


Toprağı bol olsun arkadaşımızın ama keşke bunca eziyet çekilmeseydi, ne olurdu bir krematoryum olsa ve insanlar vasiyet ettikleri gibi bu dünyaya veda edebilselerdi…






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Külliye’ye içerden bakış: Erdoğan’a: “Sistem yürümedi, Türkiye’yi seçime götürmeli”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın  “Başdanışmanı” olarak Beştepe’de    7 yıl süreyle  görev yapan İlnur Çevik’le konuştuk. “ Bu sistem yürümedi ” diyen Çevik durumu, “Erdoğan’ın en kısa zamanda Türkiye’yi seçime götürüp sistemi rayına oturtması şart, eğer torunlarını şu kadarcık! bile seviyorsa bunu yapmalı, aksi halde eyvah! ” diye özetliyor.  DEM Parti ile yürütülen “çözüm süreci” için, ortada bir plan taslağı bulunmadığını savunan Çevik’e göre, her zamanki “Kervan Yolda Düzülür” mantığı yine ağır basıyor. …Acaba Külliye’de çalışma sistemi nasıl? Cumhurbaşkanı gündemini nasıl belirliyor? Yüksek İstişare Kurulu diye bir kurul var, orada ve  pek çok kişinin üye olarak yer aldığı diğer kurullarda neler görüşülüyor? Erdoğan, Atatürk ismini neden diline almak istemiyor?Beştepe’nin bodrumunda gerçekten tam teşekküllü bir hastane var mı?…  Gibi pek çok soru aklımı kurcalıyordu, “ İlnur Çevik nasılsa görevi bıraktı, artık belki konuşur ” diye düşün...

Yekta Güngör Özden’e geçmiş olsun

Geçen hafta Anayasa Mahkemesinin eski başkanlarından Yekta Beyi ziyaret etmiştik. Bugün öğrendik, küçük bir ev kazası yaşamış, ameliyat olmuş, iyiymiş. Kendisine acil şifa diliyoruz.  Aslında Ankara’da gündem o kadar yoğun ki, Yekta Beyle yaptığımız söyleşiyi bu sabah kayda geçiriyordum tam, o anda başka konular araya girince yarım bıraktım…  O halde şimdi tamamlayayım: “Güngörmüş” dostlarla bir araya gelebilmek, yakın tarihin sayfalarını gözden geçirebilmek ne kadar büyük bir şans. Geçenlerde Ali Bilge  ve Feyzan Erel ile birlikte Anayasa Mahkemesinin eski başkanı Yekta Güngör Özden’i ziyaret etmiştik, sohbetimiz sırasında notlar aldık, “ yazabilir miyiz anlattıklarınızı ?” Diye sorduğumuzda, “istediğinizi yazın” yanıtı vermişti. İşte o gün bugünmüş…  Yekta Güngör Özden ’in o gün söylediklerine şimdi biraz kulak verelim mi? SORU: Ülkede büyük bir gerilim yaşanıyor şu anda. Aydınlar, gazeteciler politikacılar tutuklanıyor, herkese gözdağı veriliyor, nas...

Kadir Şengün’ün ardından: Bir çeyrek sucuk hikayesi! (1)

Acı haberi  meslektaşım  Yusuf Yalkın verdi,  (Kadir Şengün ölmüş, üstelik öldüğü günler sonra farkedilmiş!)  donup kaldım.   Oysa Sıhhiye ’de birbirine yakın sokaklarda oturmuştuk, ağabeyim Mehmet Alev ’in Atatürk Lisesi nden arkadaşıydı, yıllarca pek çok gazetede birlikte çalışmıştık ama ben ailesinden hiçkimseyi tanımıyordum, tek bildiğim ayrıldığı eşinden olan kızı ve oğlunun Belçika’da yaşadıkları ve babalarına “ bizi öyle sık sık arama, biz iyiyiz ” deyip, irtibatı kestikleriydi. . -E, peki,  evinde günler önce yaşama veda eden, kimselerin artık yokluğundan haberdar olmadığı  ( hoş, varlığını da bilmezdi pek çokları ) Kadir’in ölümü ailesine nasıl haber verilecekti? Neyse ki “kaçınılmaz son” karşısında hemen harekete geçiliyor, yapılacaklar yapıldı, meslektaşımız bu sabah erken bir saatte, pek az kişinin katıldığı törenle toprağa verildi. Kadir artık yok! Oğlum Ali’nin düğünündeyiz Oysa yıllar içinde acı-tatlı neler neler yaşadık, ne sırla...