Ana içeriğe atla

Corona Günlerinde Aşk!




Marquez Ustanın toprağı bol olsun, evet evet aynen onun o muhteşem romanındakine (*) benzer günlerden geçiyoruz. Cesetler etrafımızda yüzmese de televizyon ekranında, internette korkunç görüntüler dolaşıyor... Salgın can almada her an katlıyor rekorunu. Dün İtalyada  384 kişi can vermiş, İspanya’da benzer bir durum yaşanıyor. Dünyada hastalığın görülmediği ülke kalmamış. Çin yüzlerce kayıp verdikten sonra yakasını Corona’dan  kurtarmış gibi, dünyanın diğer ülkelerine yardım faaliyetinde... Bizde ise durum tam olarak bilinmiyor! Yetkililerin açıklamalarına güvenmek zor çünkü... Her kafadan bir ses çıkıyor,  bu virüsün ilacı yok, aşısı yok... Tek çare dış dünya ile teması kesmek, yani eve kapanmak...

Peki kolay mı?

Olur mu hiç? Hele bizim durumumuzda... Feyzan’ın geçirdiği sebebi bilinmeyen (**) hastalık yüzünden hastanelerde haftalarımızı geçirdik, derken ameliyat (***) denildi, haydii gelsin yine hastane günleri ve  tecrit. E, “tam çıktık evimize geldik” diye sevinirken bir Corona salgını başlamaz mi?

“İMDAAAT” demek geliyor içimden ama faydası yok ki.

Biz de kendi çözümlerimizi bulmaya çalışıyoruz. Biri tabii ki el işleri... Annem beni bir yaz tatilinde Sivas’a büyük halamın yanına yollamıştı. Okullar tatildi, 13 yaşındaydım, çalışan anne babanın çocuğu olunca böyle yürüyordu hayat. Hoş, benim o yalnızlıklarına acıdığım arkadaşlarım gibi boynuma asılı bir anahtarım yoktu, eve döndüğümde kapıyı çalardım, küçük halam Şadiye gülümseyerek açardı, çünkü bizimle otururdu. İşte o yaz tatilinde annem meğer gizlice Şefika Halama mektup yazıp, “Nursun’a dantel örmeyi öğret”  demiş. Sıcak bir öğleden sonraydı, halam “haydi çarşıya çıkalım, sonra Cıbıllar Parkında (****) oturur, dondurma yeriz” deyince havalara uçtum, ilk durağımız bir tuhafiyeci oldu. Halam bana rengarenk dantel ipliklerini, tığları gösterip, “seç bakalım” deyince, gözüm ebruli yeşil renkteki fındık kukalara takıldı, ne bileyim onların dantel iplikleri arasında en incesi, en zor örüleni olduğunu...

 İşte o günlerden bugünlere en sevdiklerim arasındadır dantel örmek, dünyanın her yerinden dantel modellerini araştırıp incelemek, hatta bulabilirsem dantel müzesi gezmek...



İşte Corona salgını dünyayı sara dursun evde vakit geçirirken, o işlerini biraz biraz evden yürütmeye çalışıyor, ben habire yemek yapıp, kitap okuyup, dantel örüyorum... Kitap kulübümüzde bu ayın kitabı Idaho (*****) idi. Yazarın ilk romanı olmasına karşın, yazım tekniğine, kurgu yeteneğine ve betimlemelerine hayran olmamak mümkün değil ama dağlar kadar farklı bir atmosferde yaşananlarla içiçe geçmek zordu, yine de acı ama yararlı ilacı içercesine okuyup bitirdim. Anlayamadıklarım, anlam veremediklerim yüzünden üstelik, bir kez daha geçtim üstünden.

Peki aşk bunun neresinde? diyeceksiniz...

Aşk tuhaf bir delilik halidir değil mi? Saplantıdır, tutkudur... Bunca yıl sonra aşk mı kalır? Diyenlerinizi de duyuyorum.

Valla, öyle günler haftalar aylar geçirdik ki, şu sırada yaşadığımıza şükrediyoruz. Sabah kalkıyorum ve ve yaşadığımızı farkederek müthiş bir sevinç duyuyorum...4 (DÖRT) aydır evde  burun buruna yaşıyoruz ve doğrusu şu ki hiç  sıkılmadık. Aslında  günlerce süren “hayati tehlike” durumu sırasında dünya simsiyah görünüyordu... Geceyle gündüzün farkı kalmamıştı hani, yatmak uzanmak dinlenmek sadece bir andı, haramdı yaşamak, suyun tadı bile acılaşmıştı... Demek ki bazı şeylerin değerini daha iyi bilmek gerekiyormuş. Bunun çok net farkındayım şimdi. Ayrıca ikimizin de o kadar çok işi gücü, okunacak kitabı, uğraşılacak hobisi var ki... Sıkılmaya zaman mı kalır?

E, şimdi dışarıda kar yağıyor ama biz sıcacık kovuğumuzda dünyaya kapımızı kapatmış, yaşayıp gidiyoruz. Dünyaya kapanmak dediysem o kadar da değil, telefonlarımız durmuyor, hatır sormalar, üzülmeler, gülüşmeler, fıkralar devam. Sonra kapımız çalınıyor, bir bakıyoruz ev yapımı bir şişe zeytinyağı, bir şişe şarap gelmiş kadim dostlarımızdan... Asuman’la hayal kurduk bugün:

-Tekneyle açılsak, Kalimnos’un uzak bir koyuna demirlesek... Mustafa bize Cem Karaca (******) dinletse...

Aaa cevizli çörekler pişmemiş midir artık, fırını kapatayım. Çay da demlesek ne güzel olur... Hadi Netfliks... Blacklist seyredelim mi?

-Dur o bölümü geçmeyelim, Mehmet’le seyrederiz... Başroldeki kız, bizim torunun büyümüş hali değil mi sence?

Hayat böyle de çok güzel değil mi, siz ne dersiniz?



(*) Kolera Günlerinde Aşk Gabriel Garcia Marquez

(**) Bayındır Hastanesi 12 Aralık 2019

(***) Kalp Merkezi Cebeci

(****) Sivas-Cıbıllar Parkı

(*****) Idaho Emily Ruskovitch- Yapı Kredi Yayınları


(******) Çok Yorgunum Cem Karaca https://youtu.be/p_ibErhjDS8


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Külliye’ye içerden bakış: Erdoğan’a: “Sistem yürümedi, Türkiye’yi seçime götürmeli”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın  “Başdanışmanı” olarak Beştepe’de    7 yıl süreyle  görev yapan İlnur Çevik’le konuştuk. “ Bu sistem yürümedi ” diyen Çevik durumu, “Erdoğan’ın en kısa zamanda Türkiye’yi seçime götürüp sistemi rayına oturtması şart, eğer torunlarını şu kadarcık! bile seviyorsa bunu yapmalı, aksi halde eyvah! ” diye özetliyor.  DEM Parti ile yürütülen “çözüm süreci” için, ortada bir plan taslağı bulunmadığını savunan Çevik’e göre, her zamanki “Kervan Yolda Düzülür” mantığı yine ağır basıyor. …Acaba Külliye’de çalışma sistemi nasıl? Cumhurbaşkanı gündemini nasıl belirliyor? Yüksek İstişare Kurulu diye bir kurul var, orada ve  pek çok kişinin üye olarak yer aldığı diğer kurullarda neler görüşülüyor? Erdoğan, Atatürk ismini neden diline almak istemiyor?Beştepe’nin bodrumunda gerçekten tam teşekküllü bir hastane var mı?…  Gibi pek çok soru aklımı kurcalıyordu, “ İlnur Çevik nasılsa görevi bıraktı, artık belki konuşur ” diye düşün...

Kadir Şengün’ün ardından: Bir çeyrek sucuk hikayesi! (1)

Acı haberi  meslektaşım  Yusuf Yalkın verdi,  (Kadir Şengün ölmüş, üstelik öldüğü günler sonra farkedilmiş!)  donup kaldım.   Oysa Sıhhiye ’de birbirine yakın sokaklarda oturmuştuk, ağabeyim Mehmet Alev ’in Atatürk Lisesi nden arkadaşıydı, yıllarca pek çok gazetede birlikte çalışmıştık ama ben ailesinden hiçkimseyi tanımıyordum, tek bildiğim ayrıldığı eşinden olan kızı ve oğlunun Belçika’da yaşadıkları ve babalarına “ bizi öyle sık sık arama, biz iyiyiz ” deyip, irtibatı kestikleriydi. . -E, peki,  evinde günler önce yaşama veda eden, kimselerin artık yokluğundan haberdar olmadığı  ( hoş, varlığını da bilmezdi pek çokları ) Kadir’in ölümü ailesine nasıl haber verilecekti? Neyse ki “kaçınılmaz son” karşısında hemen harekete geçiliyor, yapılacaklar yapıldı, meslektaşımız bu sabah erken bir saatte, pek az kişinin katıldığı törenle toprağa verildi. Kadir artık yok! Oğlum Ali’nin düğünündeyiz Oysa yıllar içinde acı-tatlı neler neler yaşadık, ne sırla...

Jackie, kanlı tayyör ve Kennedy suikastı

Koyu ela gizemli bakışlar, yumuşacık kulağa fısıldar gibi ses tonu ( hele Fransızca diksiyonu !), parlak gür saçlar, yaşama, aileye, dostlara, sanata ve estetiğe adanmışlık...  Oleg Cassini (*) imzası taşıyan zarif giyim stili ve Tiffany’s den “kiralanan” (*) görkemli mücevherleriyle muhteşem bir First Lady’nin Beyaz Saray salonlarında üç yıl boyunca, zarif ve ışıldayan salınışı. Evet evet, Jacqueline Bouvier Kennedy ’den söz ediyorum. Amerika’nın 35. Başkanı John Kennedy ’nin Beyaz Saraya taşıdığı, “ gelmiş geçmiş en muhteşem ve unutulmaz ‘First Lady’den.”   Mutluluklarını taçlandıran iki güzel çocukları, Caroline ve John JR da unutulmamalı!”  Beyaz Saray'da Kennedy'leri tanımlayan Camelot süreci, hem büyük mutlulukları hem de gizlenen hüzünleri barındırmıştı içinde. Küçük John'un, Başkan Kennedy Oval Ofis'te çalışırken masasının altına saklanışını gösteren kadar sevimli bir Beyaz Saray fotoğrafı var mıdır acaba?   Bu gözyaşartıcı tablo, Dallas’...